🎶🌹ASTRA’DAN
Evet, yarım saattir burada duruyoruz ama tık yoktu… Kimse birbiri ile konuşmuyordu. Varian desen zaten gelmeyebile tenezzül etmemişti, ortalıkta yoktu. Bu varis dedikleri kız resmen prenses. Biz bunu nasıl eğitelim?! Ayrıca şu Victoria dedikleri kız acemi, fazla belli ediyor ve kendini fazla kasıyor. Felix ile Nova’da sıkılmış olacak ki iş için getirdiğim tabletten oyun oynuyorlardı. Aerion desem zaten peş etmiş ve kafasını masaya koyup uyumaya başlamıştı. Artık dün adamcağıza ne yaptılarsa… Bende telefonumdan video izliyordum. O kadar odaklanmış olmalıyım ki yanıma gelip oturan ve benle video izlemeye başlayan Varian’u fark etmemiştim. İkimizin de ilgisini çekmiş olmalı ki Nova kolumu cimcikleyene kadar fark etmedim. Kolumu tutup Nova’ya baktım. O da kafası ile Varian’u gösterince fark ettim koca adamı. Telefonu kapattım ve cebime koydum.
“Uzaklaş biraz. Dibime kadar girmişsin.”
“Video hoşuma gitti, adı ne? Bu arada uzaklaşmayacağım.”
“Sana sormadım, çekil dedim.” Daha ısrar edecektim ama Aerion’in kızgın ve yorgun lafı sözümü kesti.
“Kesin sesinizi, cırcır böceği gibi carlıyorsunuz… Uyumaya çalışıyorum burada…” diye isyan ederken Garson yanımıza geldi.
“Hoş geldiniz, ne alırsınız?”
************
“Eee, kendinizi tanıtın bakalım.” Dedi Aerion arkasına yaslanarak. Üçüncü kahvesini içiyordu, büyük ihtimalle enerji depolaya depolaya delirecek duruma gelmiştir. Nereden buluyor bu enerjiyi?! Bana da lazımdı biraz enerji aslında. Yüzümü ellerim arasına almış kahvemi yudumlarken Alice’nın inkâr eden sesi duyuldu. Oysa bu ne kadar yapay bir ciddiyetti… Kadının hiç tecrübesi yoktu. Alice güzel bir kadındı, gördüğüm iki seferde de sarı saçlarını yarım atkuyruğu yapmıştı. Saçı düz ve sağlıklı duruyordu. Sarışın bir kadındı. Yüzüne hafif kapatıcı sürmüştü ama tenine göre çok açık almıştı. Bu görünüş kesinlikle Nova’nın ilgisini çekmişti. Belki bir kere onun görünüşünü kullanırdı. Bu konuda onla konuşsam iyi olurdu. Birilerinin görünüşünü rastgele kullanmamalıydı.
“Of… Kesin sesinizi. Anlatın işte, tanıtın kendinizi.” Dedi Kael. Sıkılmaya başladığını hissediyordum. Galiba başlamam lazımdı. Derin bir nefes aldım ve yerimden doğrularak masaya yaslandım.
“Ben Astra Veloria. Ekibimin lideriyim ve hackerim. Ama diğer işlerde de iyiyimdir. Antik bir ejderha türünün son varisinin özüne sahibim.” Diyerek kendimi tanıttım. Sonra Aerion’u işaret ederek onu tanıtmaya başladım.
“O Aerion Nightfall. Grubun infazcısı. Bir kâbus kapancısı. Çoğunlukla uyur bu yüzden onla pek muhatap olmazsınız. Ben yokken ekibi o yönetir.” Diye sözümü tamamladım. Sonra bakışlarım hala telefona bakan Nova ve Felix’e gitti. Durumu o kadar umursamıyorlardı ki kendilerini tanıtma zahmetine bile katlanmadılar.
“O kız ise Nova Blackthorne. Dikkat dağıtıcı. Aerion’un öldürdüğü çoğu kurbanın ölmeden önce son gördüğü şey Nova olur. Ayrıca bir şekil değiştirendir kendileri. Evet, size görüntüsü sabit gelmiş olabilir ama hayır, her bir fiziksel özelliğini değiştirebilir.”
“Şuradaki telefona bakan adam ise Felix Fellwinter. Kaçış şoförümüz olur kendileri. Gücünü kullandığında acayip hızlıdır. İstediği zaman hava durumunu kontrol edip yıldırım yapabilir.” Diyerek tüm ekibimi tanıttım. Bir ara Akverin’i ve Sebastian’ı tanıtsam mı diye düşünsem de sonra bunun fazla kaçacağına karar verdim. “Eee? Ben ekibimi tanıttım. Sıra sizde. Tanıtın kendinizi.”
Varian hemen söze girdi.
“Ben Varian Dravenhart. Ekibimin lideriyim. Kraliyet’in özel askerlerinden biriyim. Ve büyük ihtimalle bu görevde de başarılı olursam Kraliyet varisi olacağım.” Dedi Varian. Ne? Varisler rastgele mi seçiliyor? Ben torpille girildiğini sanıyordum. Demek ki Varian gerçekten de iyi bir askerdi. Zaten ne bekliyordum ki? Sadece adamın güvenlik duvarını geçene kadar denemediğim yöntem kalmamış, en sonda resmen duvarı delmiştim. O kadar güvenliği normal bir askere bile vermezlerdi. Belki de gerçekten sert kayaya çarpmıştım. Ama bu o kadar önemli değildi. Dağlar bile düzenli su damlaları ile delinip şekillenebiliyordu. Er ya da geç istediğim belgeleri bulacaktım. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Varian devam etti.
“O Kael Grimwood. Askerliğe katılalı birkaç yıl oluyor. Ayrıca arkadaşım. Bizim sizin gibi özel şeylerimiz yok. Ama Kael güçlü ve azimli biridir. Ayrıca birazda inatçıdır. Yapılamaz denileni yapar.” Sonra bakışları Victoria’ya döndü.
“O Victoria Darkmere. Askerlikte üçüncü ayı. Daha çaylak sayılacak kadar az tecrübesi var. Bu görev ona tecrübe kazandırsın diye verildi.” Sonra bakışları Alice’ye, yani eğitmemiz gereken varise yöneldi.
“Zaten tanıyorsunuzdur ama Alice Silverwyn. Kraliyet başkanının kızı. Kendini korumayı öğrenmesi gerekiyormuş, bu görev onun ilk görevi olacak. Bana emanet ettiler bu yüzden, lütfen, ona biraz nazik olur musunuz?” diye tamamladı sözlerini. Aerion düşüncelerimi okumuş gibi konuştu.
“Yani görev için değil anaokulunda öğretmenlik yapmak için tutulduk. Aman ne şaşırtıcı… Zaten bir kerede normal bir görev verilse şaşırırım.”
İstemsizce kıkırdadım. Böyle şeylere tahammülü yoktu zaten. Felix kafasını kaldırıp şaşkın bir sesle konuştu.
“Bekle, bir yeteneğiniz yok mu? Hiç? Nasıl?!”
“Ne yeteneği?” diye sordu Alice. Şimdi gel birde bunlara mutasyonu anlat. Tam söze girecektim ki Aerion benden önce davrandı.
“Boş ver prenses, senin masumluğunu mutasyon pisliği ile kirletmeyelim.”
“Yine de açıklamak gerekirse acı çekerek bu güçlere sahip olduk. Aerion toplam 16 yıl boyunca kâbuslarla savaştı, Felix milyonlarca kez elektriğe maruz kaldı, benim defalarca genlerim değiştirildi. Böyle işte…” diye açıklama yaptı Nova.
“Peki ya Astra? Onunda yeteneği var ama onu saymadın.” Diye sordu masumca Alice. Ben dondum kaldım. O acıları nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Ağzım açılıyor, kelimeler dilime geliyordu ama konuşmak benim için aşırı zordu. Varian durumumu fark etmiş olacak ki söze daldı.
“Birbirimizi tanıdık, şimdi ne yapacağız?”