İçeriğe geç

YİNYANG

Bölüm 8 · 5 dk okuma

YİNYANG

Bölüm 8

8.BÖLÜM

Hayat çok garip değil mi? Kabus gibi geçen ve kimi zaman yalnızlığınla boğulduğun hayatında, bir anda o bataklıktan çekilip kendini cennet bahçesinde bulabiliyorsun. Belki de bu gariplik hayatın sana "pes etme" deme yollarıdır. Seungmin son üç ayda hayatındaki bu değişimi aynen bu şekilde yorumlamıştı: Umudunu kesme, pes etme!!

Yüzüne vuran sabah güneşi vitayı güzel uykusundan uyandırmak zorunda bırakmıştı. Esnemek için kolunu kaldıracakken ona bir koala gibi sarılmış eşine kıkırdamıştı. Yan tarafına dönüp eşinin eşsiz suratını izlemeye koyuldu. Elini kaldırıp yanağını okşarken dün olanlar aklına gelince utançla tatlı bir gülümseme oluştu yüzünde. Derin bir iç çekip eşini uyandırmayacak şekilde yanağından öptü.Deltanın dudakları bu temasla kıvrılırken bunu fark eden Seungmin utanmış ama o da gülümsemişti. Mavi gözlerini aralayıp eşinin mor gözlerine diken delta ellerini kaldırıp "Günaydın vitam" diyerek o da eşinin yanağından öptü. Seungmin kızarık yanaklarıyla "Günaydın" demiş sonra aklına gelen şeyle heyecanla doğrulmuştu. Ona merakla bakan eşine dönüp "Bugün kılıç dersimiz var" demişti. Onun bu heyecanına sessiz bir kahkaha atan Chan da hazırlanmak için kalktı. Hazırlanan çift bahçeye kılıç kullanan muhafızlardan uzak bir yere geçtiler. Delta eşinin kılıç kullanırken ki tatlı hallerini kimse görsün istemezdi sonuçta.

Chan, Seungmin'in arkasına geçmiş önce kılıcı nasıl tutması gerektiğini öğretmişti. Tabi bu temastan dolayı Seungmin'in kafası karıştığı için birçok kez tekrar öğretmek zorunda kalmıştı. Ellerini kaldırıp "Hareketlerimi izle güzelim, sende aynılarını yapmaya çalış" dedi. Seungmin kafasını sallamış ve Chan'ın yaptığı hareketleri aklında tutmaya çalışmıştı. Chan ellerini sende dene der gibi hareket ettirdi. Seungmin derin bir nefes verip Chan'ın yaptığı hareketleri tekrarladı. Onun bu kadar çabuk öğrenmesi Chan'ı gülümsetmişti. Saatlerdir bu şekilde çalışan çifti gören Felix, tatlı bir gülümsemeyle ve elindeki soğuk iki portakal suyuyla yanlarına gelmişti. Kral ve eşini selamlayıp "Efendim yorulmuşsunuzdur diye düşündüm o yüzden ikinize portakal suyu getirdim" dedi. Onun bu tatlı jestine gülen çift teşekkür edip içecekleri içmişti. Felix yanlarından ayrıldıktan sonra ağacın kenarına nefes nefese çöktüler. Seungmin Chan'a dönüp "Teşekkür ederim deltam" dedi. Chan onun 'deltam' diyişine takılmıştı. Kalbi yine maraton koşmuş gibi atıyordu.Sonunda kendine gelince "Teşekküre gerek yok güzelim istediğin zaman tekrar yapalım" dedi ellerini indirerek. Chan oturduğu yerden kalkmış, eşine de elini uzatmış kalkmasına yardım etmişti. Seungmin Chan'la birleşik ellerine gülümsemiş ve saraya dönmüşlerdi.

Jisung, Minho'nun bilmem kaçıncı kez istediği kağıtları alıp nefes nefese kapıda durup soluklandı. Bu yakışıklı sarı çiyan onu delirtiyordu. Bir dakika ne? Yakışıklı mı? Düşüncelerine alayla bir 'hah' çekti. "Yakışıklıymış hah, Park Jin Young ondan daha yakışıklı."Sonra da kendi dediğini kendisi de anlamayınca "Sonunda delirtti beni" diyerek kapıyı çalmıştı. Duyduğu "gir" komutuyla ileri adımladı. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirip "Getirdim istediklerinizi" dedi Minho'ya bakarak. Minho hiç yüzüne bakmadan eliyle masaya koyması için işaret etmişti. Onun bu tavrına göz devirip kağıtları masanın üstüne bıraktı. Minho gülmemek için yanaklarının içini ısırıyordu. Hiç şüphesiz bu sincaba benzeyen çocuğu sinir etmeye bayılıyordu. Yanındaki sandalyeyi işaret edip oturmasını istedi. Jisung ise önce şaşırmış sonra da canıma minnet diyerek oturacakken ayağının sandalyeye takılmasıyla düşmekten son anda beline sarılan kollarla kurtuldu. Kapattığı gözlerini irice açmış aynı onun gibi bakan Minhoyla göz göze gelmişti. Burunları birbirine değecek kadar yakın olan bu pozisyon ikisinin de kalbini hızlandırmıştı. Nasıl bir pozisyonda oldukları akıllarına dank edince hemen toparlandılar. Minho boğazını temizleyip eliyle masadaki mektupları işaret etmişti. Jisung da kendine gelmeye çalışıp Minho'ya yardım etmeye çalıştı. Tabi hızlı atan kalbinin izin verdiği kadarıyla..

Jeongin acıyan alnındaki şişliği ovalayıp kendi sakarlığına sövüyordu. Deli uykusu yüzünden yatağının yanındaki çekmeceye kafasını çarpmıştı. Şimdi de alnındaki kocaman kızarmış şişlikle Seungmin'i arıyordu. Kendisine sövmekle o kadar meşguldü ki koridorda yanından geçen prensi fark etmemişti. Prens Changbinin kendine seslenmesiyle arkasına döndü. Hemen telaşla elini alnından indirmiş ve selam vermişti. Changbin, Jeongin'in kızarmış alnını görünce hemen yanına gelmiş elini şişliğe koyup konuşmuştu "Ne oldu alnına?" Jeongin ise alnında hissettiği sıcak dokunuşlar ile önce şaşırmış sonra da kendine gelip cevaplamıştı prensi "Kendi sakarlığımdan dolayı böyle prensim, yanlışlıkla çarptım." Changbin omegayı kolundan nazikçe tutup revire gitmek için yürütmüştü. Jeongin ise şaşırdığından dolayı tepki verememişti. Revire geldiklerinde Jeongin'i nazikçe oturtmuş, şifalı kremi alıp yanına oturmuştu. Jeongin sonunda kendine gelince "Prensim, lütfen zahmet etmeyin ben yaparım" diyerek konuştu. Changbin hiç oralı olmamış bir eliyle omeganın yanağını tutup sabitlemiş, diğer eliyle de nazikçe alnına sürmüştü kremi. İşi bitince kremi kapatmış Jeongin'e uzatmıştı buruk bir gülümsemeyle "Ablam da senin gibi sürekli bir yerlerini yaralardı.." İç çekip gözlerini oğlana dikmişti "Bu krem sende kalsın olurda yine yaralanırsan sürersin" dedi. Jeongin önce şaşırmış sonra da "Teşekkür ederim prensim size de zahmet verdim" demişti. Changbin ise başını eğmiş gencin çenesine ellerini koyup kaldırmış "Bir daha olsa bir daha yardım ederim" diyerek genci utandırmıştı. İşlerinin olduğunu söyleyip kalkan prensin arkasından iç çeken Jeongin aklına gelenle kaşlarını çattı "Bir dakika, ablam mı dedi o?"

Felix yaptığı hamuru yoğururken onu kapıda izleyen Hyunjin'den bihaberdi. Hyunjin ise dudaklarını ciddiyetle büzmüş, yüzü gözü un olmuş omeganın tatlılığına gülüyordu. Felix gelen sesle kafasını çevirmiş Hyunjin'i görünce şaşırmıştı. İlk gördüğü andan beridir etkilendiği Muhafız'ın onu izlemesi yanaklarının kızarmasına sebep olmuştu. Hyunjin'in de Felix'ten bir farkı yoktu. O da güzel omegaya ilk gördüğü andan beridir çekilmişti. Etrafta kimsenin olmamasından yararlanmış yavaş yavaş genci tezgahla arasına almıştı. Felix unlu ellerini nereye koyacağını bilememiş bir şekilde şaşkınlıkla betaya bakmakla kalmıştı. Kalbi hızla atıyor yanakları kızarıyordu. Hyunjin karşısındaki bu görüntüye derince yutkunmuştu. Aklını başından alan kiraz çiçeği kokusuyla bayık bayık bakmıştı omegaya. Felix ise burnuna dolan karanfil kokusuyla istemsizce gözlerini kapatmıştı. Hyunjin bu kokuyu daha da solumak için başını gencin boynuna koymuş soluklanmıştı. Dudakları boynuna değecek şekilde konuştu "Çok güzel kokuyorsun, çok güzelsin..Aklımı kaybedeceğim kadar güzelsin." Felix dudaklarını dişlemiş ne diyeceğini bilemez bir halde unlu ellerini Hyunjin'in omzuna koymuştu. "Felix tatlılar hazır mı?" Wumuti'nin sesini duyan Felix hemen Hyunjin'i itmişti. Beta omeganın bu tavrına gülmüş "Tekrar görüşeceğiz güzelim" diyerek ayrılmıştı oradan. Hyunjin'in gitmesiyle tuttuğu nefesini verdi Felix. Wumuti yanakları kızarmış genci görünce endişeyle "Ne oldu, hasta mısın?" dediğinde Felix başını iki yana sallamış gülümsemeye çalışarak işinin başına dönmüştü.

Lady Hyeran, odasının camından lavantalarla ilgilenen çifti görünce alayla sırıttı. Seungmin'in gülen suratı olabilirmiş gibi daha da sırıtmasını sağlamış ve fısıldamıştı "Görelim bakalım, aşkınız ne kadar gerçek.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.