Çilek, Toprak ile geçirdiği o muhteşem günün etkisinden hâlâ kurtulamamıştı. Güneşin batışı, kalbinde bıraktığı sıcaklıkla birleşince, içindeki karamsar düşünceler bir nebze olsun dağılmıştı. Ancak, aklında bir soru dönüp duruyordu: Toprak’ın geçmişi, aralarındaki bu yeni filizlenen aşkı nasıl etkileyecekti? Bir sabah, kafenin kapısından içeri girerken, her zamanki neşesiyle doluydu. Ama bu sabah, kafasındaki belirsizlikler daha da ağırlaşmıştı.
Toprak, her zamanki gibi içeri girdiğinde, Çilek’in gözlerindeki karamsarlığı hemen fark etti. “Nasılsın?” diye sordu, sesinde sıcak bir samimiyet vardı. “İyiyim,” diye yanıtladı Çilek, ama içindeki huzursuzluk çok geçmeden ortaya çıkıverdi. “Sadece, seninle ilgili bazı şeyler düşünüyordum.” Toprak, bir an duraksadı. “Geçmişimle ilgili mi?” diye sordu, gözlerinde bir belirsizlik belirdi. “Bunu konuşmak istersen, her zaman buradayım.” Tam o sırada, kafeye Toprak’ın annesi Mebrure Hanım girdi. Onun görünüşü, Çilek’in içindeki huzursuzluğu iki katına çıkardı. Mebrure Hanım, o zarif duruşuyla etrafa bakarken, gözleri Çilek ile Toprak’a takıldı. “Oğlum, kim bu güzel kız?” diye sordu, gülümseyerek. Toprak, biraz tereddütle “Anne, bu Çilek. Benim… arkadaşı,” dedi, kelimelerini dikkatlice seçerek. Çilek’in kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Mebrure Hanım’ın gözlerindeki merak, bir an için paniğe kapılmasına neden oldu. Mebrure Hanım, Çilek’in elini sıkıca tuttu. “Ne güzel bir isim! Tanıştığımıza memnun oldum,” dedi gülerken. Çilek, Mebrure Hanım’ın sıcaklığına karşılık vermeye çalıştı, ama içindeki gerginlik onu çok çabuk ele geçirdi. “Ben de memnun oldum,” dedi Çilek, sesi titrek bir şekilde.
Toprak, annesinin bu anı nasıl değerlendireceğini düşünmeden edemedi. İçindeki belirsizlik, artık daha da büyüyordu. “Çilek, seninle biraz sohbet edebilir miyim?” diye sordu Mebrure Hanım, Çilek’in yanına oturmayı önererek. Toprak, annesinin bu yaklaşımının içindeki mesajı anlamaya çalışırken, bir yandan da Çilek’in gözlerindeki korkuyu fark etti. Mebrure Hanım, Çilek’in iş hayalleri ve hayatı hakkında sorular sormaya başladı. “Oğlumun hayatında yer aldığını duydum,” dedi, gözlerindeki merakla. “Umarım onunla birlikte mutlu olabileceksin.” Çilek, bu sorular karşısında ne diyeceğini bilemedi. “Evet, Toprak ile birbirimizi tanıyorum. Ama daha çok yol kat etmemiz gerekiyor,” dedi, belirsizlikle.
Mebrure Hanım, gülümsedi. “Oğlum, seni mutlu eden biriyle birlikte olmayı elbette isterim. O yüzden, kendini rahat hisset, lütfen.” O an, Çilek’in içinde bir şeyler değişti. Mebrure Hanım’ın iyi niyeti, içindeki belirsizliklerin biraz olsun hafiflemesine neden oldu. Ama yine de, geçmişin gölgeleri aklından çıkmıyordu. Toprak, annesinin bu sıcak tavrı karşısında biraz rahatladı. Ancak, Çilek’in içindeki huzursuzluk hala devam ediyordu. “Anne, Çilek ile birlikte bir şeyler yapmayı planlıyoruz.
Onunla daha çok zaman geçirmek istiyorum,” dedi Toprak, annesinin gözlerine bakarak. Mebrure Hanım, gülümseyerek başını salladı. “Harika! Umarım her şey yolunda gider. Bunu çok isterim.” Çilek, Mebrure Hanım’ın gözlerindeki umudu gördü. Ama içinde bir korku vardı; annesinin bu sıcaklığı, geçmişin karanlık taraflarını unutturacak mıydı? Toprak ile aralarındaki bağ, bu belirsizlikle sarsılacak mıydı? Gözleri, Toprak’a kaydı. “Seninle her şey yolunda gidecek mi?” diye sordu, içten bir sesle. Toprak, ona yumuşak bir gülümsemeyle baktı. “Evet, her şey yolunda gidecek. Birlikte aşacağız bu zorlukları.” Ama Çilek, içinde bir soru daha barındırıyordu: “Ya annesi beni severse, ama geçmişi unutamazsa?” Aşk, bazen öyle karmaşık bir hal alır ki; belirsizlikler ve geçmişin gölgeleri, en güzel anları bile gölgeleyebilir.
Çilek ve Toprak, bu aşkın onları nereye götüreceğini keşfetmeye devam ederken, kalplerindeki yangının sönmemesi için mücadele edeceklerdi.