Çilek, gün batımının turuncu ve pembe tonları altında parlayan gözlerini Toprak’ın elinde tutuyordu. O an, tüm dünya yok olmuş gibiydi. İçindeki karamsar düşünceler bir nebze olsun kaybolmuş, sadece Toprak’ın samimi gülümsemesi ve sıcaklığı kalmıştı. Ancak aşkın tadını çıkarırken, bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordu. Bir his, belirsiz bir karanlık gölgesi gibi kalplerinin etrafında dolanıyordu.
Tam bu sırada, kafede tanıştıkları ilk gün aklına geldi. Toprak’ın gözlerindeki derinlik, ona aşkla dolu bir hayatı vaat ediyordu. Ama bu gece, yıldızların altında yaşanan her şeyin yanı sıra, geçmişin gölgeleri de yeniden ortaya çıkıyordu. Çilek, Toprak’ın eski arkadaşları Burak ve Zeynep’in adını duyduğunda, kalbinin bir köşesinde bir soğuk rüzgar hissetti. İkili, bu aşkı sabote etmek için geri dönmüş olabilirdi. “Çilek,” dedi Toprak, gözlerinde azalan bir kaygıyla. “Bir şeyler mi oldu? Neden bu kadar içe kapandın?” Burak ve Zeynep’in, ilişkilerine dair çıkarımlarda bulunduğunu düşündü. “Yok, sadece biraz düşünceliyim,” dedi Çilek, gülümsemeye çalışarak. Ama zihninde, Burak’ın Toprak’a ne kadar yakın olduğu ve Zeynep’in de Çilek’in kalbini kazanmak için neler yapabileceği geçiyordu. Ertesi gün, parkta yürüyüş yaparken, Zeynep’in onların aralarına girdiğini gördü. Zeynep, giydiği parlak elbiseyle dikkat çekiyor, Toprak’a doğru yaklaşıyordu. “Merhaba Toprak,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Geçmişe dair bazı hatıralarımızı tazelemek istemez misin?”
Toprak, Zeynep’in yüzündeki o kurnaz gülümsemeyi görünce, içindeki huzursuzluk arttı. “Zeynep, bu konuları geçelim. Artık geçmişte kaldı,” dedi, sesinde kararlılık vardı. Ama Zeynep’in gözleri, Çilek’in kalbinde bir şüphe tohumunu ekti. Çilek, bu durumu izlerken kalbinin hızla çarptığını hissetti. Zeynep’in söyledikleri, Toprak’la olan ilişkisini sorgulamasına neden oluyordu. “Gerçekten geçmişinle ilgileniyor musun?” diye sordu içinden, sesini yükseltmeden. Ama Toprak onun ne kadar korktuğunu bilmiyordu.
Bir akşam, Toprak’ın Burak’la buluştuğunu öğrenince, dayanamadı ve kafeye gitti. İçeri girdiğinde, Toprak ve Burak’ın baş başa oturduğunu gördü. Onların arasında geçen konuşmayı duymak istemiyordu ama merakı onu durduramadı. “Çilek, onunla bir ilişki yaşıyorsun, ama senin için doğru kişi olup olmadığını bilemiyorum,” dedi Burak, sesinde bir alay vardı. Kalbi hızla çarparken, Çilek’in aklında bir yığın soru belirdi. Toprak’ın ona olan sevgisi gerçekten samimiydi yoksa Burak ve Zeynep’in planlarına kurban mı oluyordu? “Böylesine büyük bir aşktan vazgeçilir mi hiç?” diye düşündü, ama kalbinin derinliklerinde bir şeyler sarsılıyordu. Toprak, Burak’ın sözlerinin etkisi altında kalmamak için mücadele ederken, Çilek’in kafede belirdiğini gördü. Gözlerinde bir kararlılıkla, “Çilek, seni çok seviyorum,” dedi.
Ama bu sevgi, Zeynep ve Burak’ın gölgeleri arasında kaybolmuş gibi görünüyordu. “Beni seviyorsan, o zaman bu ikisiyle ilişkiyi kes,” dedi Çilek, sesi titreyerek. “Ya da benimle kal ve bu belirsizlikleri sona erdirelim.” Toprak, ne yapacağına dair bir an tereddüt etti. O an, ikisi için de aşkın gerçek anlamını anlamaya çalıştıkları bir an olarak kalacaktı. Çilek’in kalbinde yangın vardı, ama bu yangını söndürecek olan güven, her geçen gün daha da zayıflıyordu. Zeynep ve Burak’ın tuzakları, aşklarının üstünde karanlık bir örtü gibi çökmüşken, bu aşkın onları nereye götüreceğini merak ediyordu. Her şey, aşkın ve güvenin sınandığı bir yolculuktu; ama bu yolculukta gerçek aşkı bulup bulamayacaklardı.