Sabah gözlerimi açarken kendimi diğer günlerin aksine çok mutlu hissediyordum. Yani nasıl desen yaa. Pollyana yanımda fıs kalırdı. O derece yani. Normalde uyanınca hayatı sorgulayan ya da masaya yatağa alarma falan söven ben direk doğruldum. Yanımda bir benim kadar uykusuz olan Merve de benim fırlamama fırladı ve baş parmağını dişlerinin arasına götürüp bana döndü. Bismillah Yıldız ne oldu sabah sabah. Ani hareketime ben de en az Merve kadar şaşırmıştım. Yok bir şey Merve ya günaydın bu arada. Yapmacık konuşmam da yine beni korkutmuştu. Çünkü genelde yalan söylediğim zaman yapmacık davranırım ve bunu Merve de biliyordu. Ama garip olan şu ki ortada yalan söylenecek bir şey yoktu. Afalladığımı fark ettiğim an hemen Merve’ye hızlı bir öpücük verdim ve yerimden fırladım. Ben banyoya doğru ilerlerken Merve bir şey hesaplamaya çalışır gibi yüzüme bakıyordu. Umarım bu hareketlerimi uyku sersemliğine bağlıyordu. Çünkü biliyorum ki şuan aklına bin türlü şey gelirdi ve bunlara inanırdı.
Helin ve Merve ile balkonda simit kemiriyorduk ve benim de bu pozitif hallerim Merve’nin dün olanları aşırı abartarak anlatmasıyla son bulmuştu. Bak Heloş çocuğun var ya tipi kadar sesi var öyle deyim. On on çocuk işte bizimki bulmuş da beğenmiyor. Aaa çıldıacaktım yemin ederim çıldıracaktım. Ben bu kıza milyon kere demiştim. Bu çocuğa bu gözle bakmıyorum diyee yaa. Ama Merve hanımlar hep kafasına göre davranıyor olayları büyütüyor ve istedikleri gibi anlatıyorlardı. Merve’ye onun bana yaptığı işaretlerin benim bakış dilimde: yeter artık kapat konuyu yoksa birazdan olacaklardan ben sorumlu değilim bakışı attım elimdeki bardağı sıktım. Bana dönüp derin bir nefes aldı ve iyi be sana da iyilik yaramıyor diyerek önüne döndü ve Helin’e onun fakültesindeki hocalardan ve dedikodulardan bahsetmeye başladı. Helin safım da hepsini salisesi salisene dinliyordu. Karşılarında uykusuzluktan ölmek üzereyken ağzıma simit sıkıştırıyordum. Gece bey efendi yüzünden lale çizimimi yapamamıştım ki. Sabaha kadar lale çizimine kafa yormuştum. Tabi bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni de tüm gece, Gece ile olan konuşmalarımızı düşünmüştüm. Aslında ben yazmıştım. Hani konuşmayı başlatan de bendim. Ama yine de Geceye kızgındım. Lafı dolandırmasaydı. Parmaklarımı çayımı uzattım. Çayı yavaş yavaş içmeye başladım. Merve birden bana dönüp konuşmaya başladı. Yıldız telefonu çalıyor az bak bi kırk saattir dırr dırr kulağım patlayacak dediğinde oraya döndüm ve telefonumu aldım bir yudum daha ağzıma gönderip arayan kişiye baktım. Gece. Gece kişisinden gelen bir sesli arama. Ama baktığım anla çayım burnumdan çıkması bir oldu. Yıldız iyi misin? Öksürük krizi geçiriyordum. Çay burnumdan çıkacak derken mecaz olarak demiyordum bunu. Öksürüklerim hıçkırıklara dönüştü. Merve hemen sırtıma vurmaya geldi. Sert sert vurmaya başladığında sırtım kırılacaktı. Daha önce de demiştim. Merve’nin eli maalesef gerçekten ağırdı. Merve dur dedim öksürüklerimin arasından tabii bu hırlamaya dönüşmüştü. Merve bunu anlayamadı ve kafasını ne diyorsun dercesine yana yatırdı. Öksürükten genzim çıkacaktı. Ama mutfaktaki annem anlamış olacak ki hemen balkona çıktı. Telefon korkusuna öksürüklerim bir hayli artmıştı. Hatta tükürüklerim etrafa saçılıyordu. Lanet çay. Ya beni bir yudum çayın ne hale getirdiğine bakar mısınız? Bir yudum çayda boğuluyordum. Bu sırada telefonun çalması durdu. Merve de bu kız nasıl bu hale geldi düşüncesiyle telefonun başına üşüştü. Geniz acımla bir yandan da Merve’nin her şeyi abartacağını düşünerek telefonumu almasını engellemek amacıyla koluna vurmaya çalışıyordum. Ama nafile. Bu Merve’nin daha bir merakla koştu telefonumun yanına. Rüyadaydım net. Kabus da olabilirdi. Off Merve. Neden böyle olmuştu ki. Gece beyler yüzünden ölüyordum şuracıkta harbi ya. Annem de sırtıma patlattığı tek bir vuruşla beni kendime getirdi. Derin derin soluklar aldım. Hırlama şeklindeki nefeslerimi düzene sokmaya çalışıyordum. Merve’ye göz ucuyla baktığımda telefonu bırakmıştı. Tabii yani en yakın arkadaşları burada ölüyorken bence de telefondan kimin aradığına bakmamaları gerekirdi. Normal insanlar böyle yapardı yani. Telefonu yerine bıraktığında baya derin bir nefes almıştı. Annem hemen Helin’e seslendi. Helin kızım az ablan koş su getir. Helin de başımda boş boş bana bakıyordu. Yani aklı birden başına geldiği için ayaklarını yere vura vura koştu mutfağa. Merve de başıma üşüştü. Annem de normale döndüğümde sorgu saatinin geldiğini anlamıştı. Kızım ne oldu yine? Ben demiyor muyum az yavaş yiyin,için diye önünüzden mi alıyoruz yemekleri sanki kızım ? Merve konuşmaya atıldı. Evet Sezgi teyze ya. Birden çay boğazına kaçtı anlamadık biz de cidden. Bu sırada mutfaktan elinde su ile Helin çıktı. Hemen içtim. En azından beni rahat bıraksınlar diye bunu yapmak zorunda kaldım. Genzim gerçekten çok acıyordu. Merve’nin telefona bakmayıp beni sorgulamaması beni biraz şaşırtmıştı. Suyumdan kocaman bir yudum daha aldım. Bunun böyle sürmeyeceğini bildiğim için hemen telefonuma uzandım. Hızlıca arama uygulamasına girip Merve otuz saat konuşmasın diye hemen Gece’nin aramasını sildim ve son aramaya baktım. Babam. Şükürler olsun babamdı. Beni Merve’nin elinden kurtarabilecek tek kişi. Kurtarıcıı melek görevi gören babam. Merve de merak ettiği için hemen yanıma geldi ve baktı. Helin ve annem de önemli bir şey olmadığını anlamışlardı ki. Balkondan uzaklaştılar. Merve meraklıca baktığında dik omuzlarımı indirdim. Telefonumu al bak dercesine yüzüne salladım babamı görünce o da istediğini alamamış gibi o da omuzlarını düşürerek balkon salıncağına doğru ilerledi ve telefonunu eline aldı ve salıncağa iyice yayıldı. Bana yüzünü çevirdi. Aramayacak mısın geri? Sorusuyla kendime geldim. Yalanı uydurmuştum şimdi ne yapacaktım? Hee dimi evet dedim evet’in e’sini uzatarak. Yine ve yeniden o yapmacık tavırlar direk kendimi ele veriyordum böylece. Yıldız kızım yaa. Düzelt az kendini Merve yer mi senin bu hareketlerini? Merve sorgular tavırlarla baktı tabii ki yememişti. Babamı tuşlayacaktım ki birden elimdeki telefon titremeye başladı. Gece. Gece yeter ama ya… Ya iyi ki bir kere telefonunu açtık dimi zırt pırt arayacağını bilsem açacağımı sanmıyorsundur umarım. Telefonun acele etmeden kapatma tuşuna bastım. Delirmeme ramak kalmıştı. Merve de bana bakıyordu. Sanki babam aramış da açmışım gibi hemen babamı aradım. Merve’ye sanki babam aramış gibi normal davranmaya çalıştım.
Alo Yıldız efendim kızım. Babam şükürler olsun ki ilk çalmada açmıştı. Cidden babam kurtarıcı meleğimdi. Nefesimi bıraktım mutluca. Rahatlamıştım. Babamı kurtarıcı meleğim olarak tanımlamamın bir nedeni daha vardı aramızdaki gizli iletişim. Hemen o an kafamda kurduğum planı uygulamaya koyuldum. Aa Merve bak camın önünde kelebek mi var? Merve yüzüme ne diyor bu salak der gibi baktı ve oralı bile olmadı. am babam şüphesiz anlamıştı. Kelebek. Benim ve babam için sıradan bir hayvan ismi değildi. Her ne zaman beni Merve’den, annem’den ya da Helin’den kurtar demek istersem. Öylesine bir şeylere kelebek diyordu. Babamın hafif gülüş sesini duyduğumda bu beni çok daha rahatlattı. Yine ne yaptılar kızım dedi kısık sesle. Ne demezsin dedim onun sesinin kısık tonunu tutturmaya çalışırak. Babam benim bu tonuma karşılık telefonu hoperlöre al da Merve kızıma bir selam vereyim dedi. Bu dediği şey üstümden bir ton yük kaldırmıştı. Çünkü bu seni evden çıkarıyorum işaretiydi. Yani hopörlerde benim evden çıkmamı sağlayacak şeyler söyleyecekti. Şükürler olsun. Garip olan günümü kurtarıyordu gerçekten. Hopeerlör tuşuna bastım. Merve babam senle konuşacakmış dedim .Telefonu hopeörlerde bıraktım. Merve sıcak bir gülümsemeyle tamam dercesine kaşlarını kalırdı. Babam ve Merve gerçekten aşırı iyi anlaşıyorlardı. Cidden Merve benimle birlikte babamla konuşurken acaba evlatlık mıyım diye düşünmüyor değildim. Ayrıca bu sadece bana özel değildi aynı şeyi Helin de yaşadığını söylemişti. Alo Merve kızım iyi misin? İyiyim Cemil amca sen? Merve ve babamın upuzun süren muhabbeti sonunda bitmişti. Babamın Merve’ye sorduğu hatır soruları kadar ben anneme anne dememiştim ben. Sonunda beni evden çıkaracağını anladığımda neredeyse içimden şükür duası etmeye başlayacaktım. Babam hopöerlerdeyken hemen konuşmaya başladı. Yıldız senin de derslerin erkene alınmış kızım geleceksen bugün haber vereyim dedim. Gerçi sen biliyorsundur da unutma sen yine de. Babamın konuşmasıyla Merve’ye baktığımda o da telefonuna geri dönmüştü. Hemen babamla vedalaştım. Telefonun kapatma tuşuna bastığımda kurtulduğumu düşünmüştüm ama hiç umduğum gibi olmamıştı. Telefonum elimde titremeye başladı. İsme bakmaya gerçekten gerek duymadım. Kimin aradığını biliyordum zaten. Gece. Telefonu titreşime aldığım için Merve bu sefer duymamıştı. Hızlıca yerimden fırladım ve normal denemeyecek hareketlerle odamın yolunu tuttum. Koridorda hızlı hızlı yürürken bir yandan da telefonu açtım. Kısık sesle konuşmaya başladım. Ne var ya yine Gece? Ne mi var Yıldız? Ne mi var? Kızım sabahtan beri arıyorum açmıyorsun. Ya Gece sus. Zaten senin yüzünden ölüyordum. Harbi Dünyada çay içerken ölen ilk insan olarak tarihe geçiyordum. Bu sırada odama varmıştım. İçeri adımımı attım. Kapıyı kapattım ve kilidi çevirdim. Ne ölmesi kızım. Nasıl ölüyordun. Anlat bir bana. Hoşuna gitmiş gibi konuşuyordu ve bu benim hiç hoşuma gitmemişti. Kapının kapalı olup olmadığını bir kez kontrol ettikten sonra kısık sesimi yükselttim. Gece bu senin hoşuna gittiyse sana bir o ölüm anını yaşatayım istersen. Cidden sırat köprüsünden bir kez gidip geri döndüm. Ciddiye al azıcık ya. Sırıttığı zaman çıkardığı o sesi duydum. Sırıtıyordu demek. Komik bir şey yoktu ya da varsa ben göremiyordum. Pekala öyleyse Yıldız Hanım metroda anlatırdınız o zaman sinirlendirmeyelim şimdi sizi. O zaman derse geç kaldığınızı da hatırlamamda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Yatağıma oturmuştum. Ne geç kalmasıydı ya? Saate baktım. Tam on iki idi. Ders ikide başlıyordu. Ya ne diyorsun Gece saat on iki daha dedim. Gece hemen cevap verdi. Yıldız hanım siz nasıl dersin erkene alındığını bilemiyorsunuz. Ayrıca ders babanızın dersi olduğu olduğu halde. Babam. Bir dakika- beynimde patlayan şimşek çakmıştı. Off baba ya. Bunlar beni delirtti de sen ciddi miydin? Gerçekten durumum tımarhanelikti. Gece’den kurtulup Merve’ye Merve’den de kurtulup babama yakalanmıştım cidden. Babam ortamı kurtarmak için falan dersimin geciktiğini gerçekten söylemişti. Sanki yirmi iki yıllık babanı tanımıyorsun. Afferim sana Yıldız. Zaten ne bekliyordum ki. Babam böyle durumlarda hiçbir şekilde derslerimi kullanmazdı. Hep başka bir şeyleri bahane ederdi. Bu konuları ciddiye alırdı çünkü. Ki dersimizin sanat tarihi olduğu da aklımdan uçuvermişti. Elimdeki telefon ve kedili terliklerimle oracıkta kalakalmıştım. Uzun süredir de konuşmuyordum. Uzun duraksamamı fark etmiş olacak ki Gece aklımdan geçenleri okumuş gibi konuşmaya başladı. Böyle uzun süre konuşmadığına göre anladığım kadarıyla bilmiyordunuz Yıldız Hanım. Ama hatırlatayım size dersimiz on ikiyi çeyrek geçe bun- Konuşmasını yarıda böldüm. Sağ olun Gece Bey ama görüşürüz. Telefonu konuşmasına izin vermeden yüzüne kapattım. Şuan Gece’nin kapattığım andaki yüz ifadesini hayal edebiliyordum. Komikti. Ama bunu düşünmeye zamanım gerçekten yoktu. Yataktan fırladım. Telefonumu yatağın bir tarafına attım. Ayağımdaki terlikleri ise odamın bir taraflara fırlattım. Üstümdeki pijamalardan kurtulup iki parça bir şeyler sokuşturdum üstüme yatak başlığıma astığım çantama doğru zıplayarak gittim. Çantamın içindekileri hızlıca kontrol ettim. Lanet olsun. Bulamıyordum. Cüzdanım neredeydi. Gerçekten beni tımarhane görevlileri görseydi hiç düşünmeden bana bir oda ayırırlardı. Darmadağan haldeydim. Bir yandan saçımı toplamaya çalışırken bir yandan da cüzdanımı arıyordum. O damın her yerini delice arıyordum. Çekmece ve dolaplarıma hızlı setrçe bakıyordum. Sertçe vurduğum yüzüncü çekmecenin kulbu elimde kalmıştı. Ya Allahım al şimdi burada canımı gerçekten lütfen. Elimdeki saç tokası yere düşmüştü. Bense elimdeki metal kulp ile bakışma seansındaydım. Metal kulp bana bakıyordu ben de onun yansımasındaki kendi yansımama bakıyordum. Ağlayacaktım gerçekten. Hayatımdaki en zavallı an buydu. Kulpla daha fazla oyalanamayacağımı düşünerek onu yatağıma attım ve sonunda masamın defterlerimi koyduğum çekmecesinde cüzdanımı bulmuştum. Sinirli olduğumdan cüzdanımı sıkıca kavrıyordum. Çantama yerleştirirken hızlıca çektim fermuarımı. Bu benim dağınıklığımın cezası mıydı? Allahım neyle sınıyorsun beni? Koşarak kapıya gittim. Daha fazla zaman kaybedemezdim. Ayakkabı rafından herhangi bir şey alıp ayağıma geçirdim. Ne giydiğime bakmamıştım bile. Anahtarlığımı kapıya yöneltip sonunda kendimi dışarı atabilmiştim. Asansöre biniyordum. Tuşa bastım ve gelmesini bekledim. Yavaş yavaş geliyordu. Bu benim sinirimi bozuyordu. Az daha asansörcüye atarlanacaktım. Geç kalmıştım geç. Evren beni ne ile sınıyordu? Asansör durduğunda kapısını çekip hızla girdim içeri. Hızlıca kat tuşladım. Resmen babamın dersine geç kalmıştım. Evden de apar topar çıkmıştım. Beynimde ikinci bir şimşek çaktı. Allah kahretmesin. Annemlere haber vermeyi unutmuştum. Hemen çantama uzandı elim telefonumu almak için. Arka göz’e elimi daldırdım. Hızla çıktığım için çantamın pek düzenli olduğunu söyleyemezdim. O yüzden telefonumu zar zor bulacağım gibi görünüyordu. Elimi çantamdan çıkarıp yine daldırdım. Çantamın içine daldırdığım elim hep boş çıkıyordu. Tekrar daldırdım.Neredeydi bu telefon? Nerede olabilirdi? Çantamın ön gözüne daldırdım elimi. Orada da yoktu. Yoktu yoktu yoktu. Nerede bu telefon cidden. Evren delirmem için bu günü mü seçmişti acaba? Çünkü delirmiştim. Telefonumu bulamıyordum. Sırt çantamın içinden bir Yer yarılmıştı da içine girmişti sanki. Çantam karmakarışıktı. Yere çömeldim ve içindekileri tek tek çıkarmaya başladım. Bu sırada asansör kata inmiş ve kapıları açılmıştı. Kafamı çevirip biri var mı diye kontrol ettim. Daha ne kadar geç kalabilirdim ki zaten. Kimsenin olmadığını gördüğümde derin bir iç çektim ve içinden çıkan bir ton şeyi tekrar çantamın içine tıkıştırdım. Yine dağınıktı. Eskisi gibi. Ama bunu şuan önemseyemeyecektim. Önemseyecek durumda da değildim. Geç kalmıştım zaten yapabileceğim bir şey yoktu. Telefonumu da evde unutmuştum sanırım. Ayağa kalktım dolu çantamla birlikte. Kimse gelip benim o rezil halimi görmeden eve çıkmam lazımdı. Çantamı sırtıma attım ve kendi katımı tuşladım. En üst katta olduğumuz için çıkmam uzun bir yolculuk olacaktı. O zavallı halimle yani. Normalde bir dakika almayan yolculuk bana bir yıl gibi gelmişti. Asansörün aynasından kendi yüzüme baktım. Önce ders sonra cüzdan sonra telefon çökmüştüm. Yıkılmıştım resmen. Gece beni beklemiyordu umarım. Ders başlamış olmalıydı çünkü ve eğer babam blok ders yapmazsa ikinci derse belki girebilecektim. Çünkü babam katiyen ders ortasında öğrenci almazdı. Asansörün kapısı ben zavallı halimle bakışırken açılmıştı. Arkamı döndüm ve asansörden çıkmak için adımladım. Zavallı görüntüme elveda edip asansörün kapısını kapattım. Çıktığımda daha yavaş adımlıyordum. Demin asansörde gördüğüm tipimi gördükten sonra biraz da tipimi toparlanmam gerektiğini düşündüm. En azından çevreye görüntü kirliliği gibi görünmemem gerekliydi. Bizim daireye gelmiştim. Anahtarımı kapıya yöneltmiştim ki kapı birden içeri doğru açıldı. Ayy Yıldız ödümü patlattın. Öyle kapıda belirilir mi? Bu Merve’nin sesiydi. Başımı kaldırdım. Merve ne yapabilirim içeri girmek için. Bacadan falan mı gireyim? Merve sert çıkışımla yüzünü buruşturdu ve konuştu. Yine cinlerin tepene çıkmış senin Yıldız. Ben de yüzümü buruşturdum. Derse geç kaldım Merve. Geç kaldım. Utanmasam ağlayacaktım şuracıkta çünkü bu bir ilkti. Çok derskolik bir insandım. O gün o derse girmesem Dünya’nın sonu günü gibi hissederdim. Merve bunu duyunca gözlerini büyüttü. Belki sizin için büyük bir olay olmayabilirdi ama benim için gerçekten büsbüyük bir olaydı. Zaten bu dönem tatile çıktığımız için girmem gereken yığınla ders vardı ve çok az zamanım vardı. Merve’nin belinde olan elleri düştü. Ağzı açıldı. Yıldız sen ciddi misin? Evet Mervecim malese- bir dakika. Ağzından dökülmüş kelimeler dalga geçiyormuş bir ses tonu ile çıkmıştı. Duraksadım. Yüzüne boşluğa bakar gibi bakmaya başladım. Bu kız bu kadar büyük bir olay için dalga mı geçiyordu? Ay Yıldız bunu ciddiye alıp bu kadar üzüldüysen yemin atarım kendimi aşağıya. Yüzüne boş boş bakmaya devam ettim. Ay tamam çekil ben daha dayanamayacağım senin mallıklarına. Beni elinin tersiyle kenara itti. Bu ders konusunu ben abartınca Merve’nin tepkisiydi. Hızlıca merdivenlerden iniş sesini duyduğumda arkama dönüp baktım. Bir süre Merve’nin gözden kayboluşunu izledim
Metro’nun olduğu sokağa girdiğimde adımlarımı hızlandırmıştım. Bütün eşyalarım tamdı. Sonunda. Bir şeyim eksik değildi. Hızla basan ayak tabanlarım üzerinden geçtiğim demir köprüde ses çıkarıyordu. Metro’nun tabelasını gördüğümde saate baktım. Babamla konuşuştum ve ikinci derse yetişebileceğimi öğrenmiştim. Bu beni biraz bile olsa rahatlatmıştı. Fakat Merve’nin benim için önemli olan bir şey’i kafaya takmaması da sinirimi bozmamış değildi. Gece geldi aklıma. Ne yapıyordu? Beni beklemediği apaçık ortadaydı. Çünkü elli dakikadır ortalarda değildim. O da ilk derse girmiş olmalıydı. En azından ben girmesini umuyordum. Benim için derslerini aksatmasını istemezdim. Düşüncelerimle birlikte metro durağına girdim. Otomatik kapı açıldığında kartımı çıkardım. Kart basma yerine yerleştirdim ve algılamasını bekledim. Algıladığında hızlıca Metronun kalkacağı durağa yürüdüm. Saat’i bir kez daha kontrol ettim. Metro’nun kalkmasına daha zaman olduğunu görünce oturmaya karar vermiştim. Durağa girdim. Gözlerim oturmak için uygun bir yer aradı. Banklara bakındım. Boş bank bulmak zaten imkansızdı. Fakat aramaktan zarar gelmezdi değil mi? Sonunda boş yer görmüştüm. Bir çocuğun yanı boştu. Oraya doğru yürümeye koyuldum. Çocuğun yüzünü siyah dağınık saçlar kapatıyordu. Siyah dağınık saçları... Ne? Olduğum yere çivilenmiştim. Beklemişti. Gece beni beklemişti. Elinde yıldız laleleri vardı. Yıldız lalesi. Kalbimde bir şeyler yanmaya başladı. Hareket edemiyordum. Olduğum yerde elinde kahverengi bir kağıda sarılmış yıldız laleleri ile bekleyen Gece vardı. Vücuduma bir ateş yayılmıştı. Her yerim yanıyordu. Ateşin içine düşmüş gibi hissediyordum. Gece kafasını arkaya yasladı ve yutkundu. Bu sırada kapalı açıldı ve hiç ummadığım bir şey gerçekleşti. Gözlerimiz buluştu. Kalbimde yanan ateş kuvvetlenmişti. Beni gördü. Bana baktı. Hafifçe güldü. Bu ses çıkararak yaptığı ukala sırıtışlardan değildi. Bu gülüş sıcaktı. Güzeldi. Güzel hissettirmişti. Bir süre daha orada yere çivilenmiş gibi durdum. Bakışlarımı kaçırmak istiyordum. Ama yapamıyordum. Bana engel olan bir şey vardı. Gecenin sıcak bakışı… Hareket edemiyordum. Bakışı beni hareket ettirmiyordu. Büyülenmiş gibi hissediyordum. Karnımda kelebekler uçuşuyor gibiydi. Bu hissi ilk defa yasıyordum. Çok garipti. Bir yandan iyi hissediyordum. Bir yandan ise karnım ağrıyormuş gibiydi. Bakışmamızı gözlerini kapatarak bitirdi. Bu sanırım gelsen mi artık işaretiydi. Belki de değildi. Ben her şeyi bir işarete bağlıyordum. Yanına yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Mahçup hissediyordum. Ama neden mahcup hissettiğimi bilmiyordum. Yanına ulaştığımda kalbimdeki ateşin çok daha arttığını fark edebiliyordum. Eliyle yanına oturmamı istediğini belli eden bir işaret yaptı. Dediğini yaptım. Gösterdiği yere oturdum. Elindeki yıldız lale-lerini bana uzattı. Bu hareketinden onun kızgın olduğunu düşündüm ama yüzüne baktığımda kocaman bir gülüş vardı. Gece bak ben gerçekten çok özür dile- konuşmaya çalıştığımda beni yine eliyle durdurdu. Gülüşünü yüzünden düşürmeden konuştu. Zevkliymişsin Yıldız lalesi. Yine o hitap şekli. Yıldız lalesi. Kulağıma bir ucu onda olan kulaklığı yerleştirdi. Çok tanıdık bir şarkı sesi birden kulağımı doldurdu
We could leave the Christmas lights up 'til January
And this is our place, we make the rules
And there's a dazzling haze, a mysterious way about you dear
Have I known you 20 seconds or 20 years?
Bu bu bu- Allahım ağlayacağım. Yıllardır en sevdiğim şarkıydı bu. Yıllardır hep istediğim o mükemmel kişiyle, aşık olacağım kişiyle dinlemeyi hayal ettiğim şarkıydı bu. Kalbim sanki o kadar büyümüştü ki tüm dünyayı içerisine alabilirdi. O beni tüm dünya kalbimdeymiş gibi hissettiriyordu. Gece beni tüm dünya sanki kalbimdeymiş gibi hissettiriyordu. Bu şarkıyı yıllardır sanki beni tüm dünya kalbimdeymiş gibi hissettiren kişi ile dinlemek istiyordum. Kulaklığımdaki şarki akıyordu ve şarkı onun kulağında da akıyordu.
Can I go where you go?
Can we always be this close forever and ever?
And ah, take me out, and take me home
You're my, my, my, my
Lover
Kabul etmenin hiç bu kadar kolay olacağını tahmin etmezdim. Ya da böyle olmanın da. Bu duruma düşmenin ya da Merve’ye ettiğim yeminleri bu kadar kolay bozmamı, ya da ne bileyim bu kadar hızlı ve bu kadar beklenmedik olmasını. Gecenin gözleri açıldı. Kalbimdeki dünya sarsıldı. Kalbimdeki dünyada bir deprem oldu. Deprem o kadar sarsıntılıydı ki. Deprem çok fazla şeyi yıktı. Çok fazla şeyi parçaladı. Hatta deprem kalbimi aştı,ruhumun derinliklerini yıktı. Nefesimi hızlandırdı. Nefesimde kalbimdeki depremle eş zamanlı bir şekilde kasırga koptu. Hayatımda ilk kez hissettiğim bir şeydi. Gece. Gecenin gözleri. Gecenin gece karası gözleri…O karanlıkta battığımı hissettiren gözleri. O karanlıkta batıyordum. O karanlık beni içine çekiyordu. Her seferimde daha fazla, daha fazla içine çekiyordu. Elindeki yıldız laleleri kırmızıydı,en sevdiğim renk… Sırıtırken çıkardığı ses. Tıckh. Yüzüme baktı uzun uzun… Hissetmediğim şeyler hissettim. O da hissetti. Buna emindim. Yüzüme bakarken yayılan gülüşünü alıp geriye yaslandı. Gülerken çıkardığı ses kulaklarımda yankılanırken her şeyi unuttum. Kendimi durduramıyordum yapmam gereken bir şeyi yapmıştım. Gecenin arkasına yaslanmış şekilde mırıldandığı şarkının,şarkımızın sesi geldi kulağıma geldi.
We could let our friends crash in the living room
This is our place, we make the call
And I'm highly suspicious that everyone who sees you wants you
I've loved you three summers now, honey, but I want 'em all
Can I go where you go?
İnanamıyordum. İnanmam zaten uzun sürecekti. Önümüzden insanlar ayaklanmıştı. Metroya biniyorlardı. Ders başlıyordu. Metro dolmuştu. Birazdan kalkacaktı. Bilmiyordum. Kalkamıyordum. Kalmıştım. Kalakalmıştım. Bankta Gece ile oturuyordum. Yaslanmış bir şekilde verdiği kesik nefesleri dinliyordum. Kalbimdeki deprem hafifleşmişti. Nefesim düzene girmeye başlamıştı ama bilmediğim bir sebepten gözlerinden uzakta kalmak istemiyordum. Depremler yaratan,kasırgalar kopartan gözlerimden… Bankta öylece oturuyorduk.
Can we always be this close forever and ever?
And ah, take me out, and take me home (forever and ever)
Nedenini bilmediğim bir rahatlığım vardı. Banklarda sabaha kadar oturabilirdim. Gece vardı. Gecenin yanındaydım. O benim yanımdaydı. Onun olduğu her yerde sabaha kadar oturabilirmişim gibi geliyordu. Hiç şikayet etmeden… İnsanlar metrolara dolmuştu. Kimse kalmamıştı. Kimse yoktu. Gece dışında.Gece. Gece ve ben. Düşüncesi bile kalbimde bir şeyleri harekete geçiriyordu. Gecenin Siyah sırt çantası, elindeki kırmızı yıldız laleleri, yüzükleri, dağınık siyah saçları,sürekli hızlanıp azalanan nefes alışları.
You're my, my, my, my
Lover
Metro kalktı insanlar gitti. Biz kaldık ikimiz de umursamadık. Dünya kalkıp gitse kimin umrundaydı. Ben Gece Pars Doğan’a aşıktım.
Bizim bahçede çok var bunlardan istediğin zaman getiririm sana yıldız lalesi dedi göz kırparak Gece. Yaşadığım duygu karmaşası bir şok etkisi bırakmıştı. Sonrasında nasıl bu kadar hızlı toparlandığıma şaşırıyordum. Omuzumu silkmekle yetindim. Burnumu çiçeklere yaklaştırdım. Kokusu o kadar güzeldi ki daha önce hiç bu kadar güzel bir şey kokladığımı hatırlamıyordum. Baya iyi iyi kokuyor bunlar dedim burnumu kırmızı çiçeklerden çekerken. Ellerini ensesine yerleştirip göz kırptı. Eh işte sana layık olsunlar dimi dedi. Allahım sakin olmalıyım. İnsanlar birinden hoşlandıklarında ne yapıyorlardı. Bu yüzden artık Merve’yi daha dikkatli dinlemeliydim. Her gün farklı birinden hoşlanıp gelse de bu konuda oldukça tecrübeliydi. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Ağzımdan hafif kıkırdama yükseldi. Konuyu değiştirmek için konuşmayı yapacağımız ödeve yönlendirmeye karar verdim. O değil de sen karar verebildin mi hangi ressamı yapacağımıza? Diye sordum. Metronun koltuğuna iyice yaslandığında siyah saçları iyice dikleşmişti. Dikkatim dağılıyordu. Gece yanımdayken dikkatimi toparlayamıyordum. Parmağını bir kere şıklattı. Vincent van Gogh dedi muzip bir gülüşle. Vincent van Gogh mu? Geceden bekleyemeyeceğim bir isimdi. Favori ressamlarımdandı. Hey dedim kaşlarımı hem onaylar hem şaşırmış şekilde kaldırarak. Benim de aklımdan geçen sanatçılardan biriydi bu. Sonrasında tatmin olmuş şekilde konuşmasına devam etti. Çizim tarzı kullanacağımız tablo da Yıldızlı Gece dedi ellerini birbirine vurarak. Bu çocuk beni delirtecekti. Sabahki şarkı jesti, yıldız laleleri ve en önemlisi Yıldızlı gece tablosuydu. Kalbim duracaktı, kalbim yerinden çıkacaktı. Hissedebiliyordum. Başını eğdiğinde saçları önüne düştü. Bir an muhtemelen beğenmediğim düşüncesine kapılmış olacaktı ki. Hemen savunmaya geçti. Tabi sen isterse- Sözünü böldüm. Tabii ki isterim Gece delirdin mi sen? Çok iyi fikir dedim. Yıldızlı Gece. An itibariyle en sevdiğim tabloydu. Tabloda isimlerimiz vardı. Yıldız ve Gece. Hayal edebiliyor musunuz? Utanmasam metroda çığlığı basacaktım. Sırıtış dudaklarıma hızlıca akın etti. Gerçi zaten metroya bindiğimizden beri aptal gibi sırıtıyordum. Anlaşılan kalbimde devam eden depremleri yüzüme de yansıyordu. Gece o zaman nerede buluşuyoruz? diye sorarak beni düşüncelerimden kopardı. Ani sorusu şaşırtmıştı. Ne! diye çığlık attım resmen. Bugün mü buluşacağız diye sordum. Gece başını yana yatırdı benim aksime gayet sakindi. Benim ise kalbim yerinden çıkacaktı. Evet dedi son e’yi uzatarak. Sonrasında ise tabii senin içinde müsaitse dedi. Bir anlık afallamıştım. Gece başınıı kaldırdı ve sorar gözlerle baktı. Tabii müsaitim gel istediğin zaman dedim kendimi toparlayarak. Neyim vardı? Neyim olduğunu biliyordum. Doğru. Ellerimi göğsümde topladım. Yani bizim kafe var istersen gelebilirsin. Orada da çalışabiliriz,ya da bizim ev de müsait olur. Bir tek kardeşim oluyor gün içinde dedim. Biraz düşünceli bir bakış attı. Sonrasında hemen kafasını salladı. Benim için sorun yok Yıldız lalesi sen nereyi istersen ben orada rahatım zaten dedi. Allahım ne demekti şimdi bu. Sen nereyi istersen ben orada rahatım? Ne yapıyordu bu? Bazen Gece’yi hiç anlamıyordum beni seviyor mu? Benimle eğleniyor mu? Arkadaşı olarak mı görüyor? Flört mü ediyor? Yoksa sadece kibar mı davranmaya çalışıyor anlayamıyordum. Zaten sadece iki gündür tanıdığınız birini aslında en fazla ne kadar tanıyabilirdiniz? Ya da ona en fazla ne hissedebilirdiniz ki? Ben mi duygularımı çok yoğun yaşıyordum bilmiyordum. Ama Gece’nin benden hoşlanıyor olmasını umuyordum. Gece ellerini birbirine vurdu ve çantasından telefonunu çıkardı. Konumu atar mısın yoksa beraber mi gideriz diye sordu. Ne diyecektim ben şimdi off. Eğer beraber gidersek muhtemelen Merve’ye haber verme fırsatım olmayacaktı. Hatta Merve birden bizi beraber görürse gaza gelip masayı kalpli mumlar ve kurutulmuş gül yapraklarıyla süsleyip yine o klişe bir ton güya romantizm denilen saçma şeylerden yapıp beni Gece’ye rezil edebilirdi. Diğer yandan beraber gitmezsek ve Gece sonradan gelirse onu istemiyormuşum gibi bir imaj yaratabilirdim. Ne yapacaktım off. Birden pat diye beraber gidelim dedim. O kadar olay yokken bu kadar uzun süre düşündükten sonra pat diye söylediğim için Gece ürküp geri kaçtı. Gece geri kaçtığında olayı şakaya getirip kıkırdadım. Korktunuz mu Gece bey? diye sordum. O bana ikide bir Yıldız hanım diye hitap ettiğinden ona böyle sesleniyordum. Gece kıkırdadı. Bazen çok korkutucu olabiliyorsun Yıldız lalesi dedi. Yıldız lalesi. Yine demişti. Yıldız lalesi yerine kesinlikle Yıldız hanım’ı tercih ederdim. Çünkü ne yalan söyleyeyim artık yıldız lalesi beni biraz utandırıyordu. Sonrasında göz kırptı ve konuştu. Sen ne yaparsan yap ben senden korkmam ayrıca dedi. Sözleri beni çok heyecanlandırıyordu. Kalbimde sanki binlerce kelebek uçuyormuş gibi hissetmeme neden oluyordu. Utancımdan ölmeme ramak kalmışken metro kapısı açıldı-çok şükür- ve biz indik. Kalbimdeki sıcaklık yavaş yavaş yanaklarımada yayılmaya başlamıştı.