İçeriğe geç

Yıldızların Ötesi

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Yıldızların Ötesi

Bölüm 4

Karanlıkta Bir Işık

O yağmurlu günün ardından her şey daha farklı hissettirmeye başladı. Atlas’la aramızdaki bağ derinleşmişti; artık kelimelere sığmayan bir yakınlık vardı aramızda.Bir akşam, yatakhanedeki herkes odasındayken biz kütüphanenin terk edilmiş bölümüne gizlice girdik. Eski sandalyelerin, tozlu kitapların arasına oturduk. Atlas yanımdaydı. Sırtını duvara yaslamış, bana bakıyordu. Gözlerinde fırtına öncesi bir sessizlik vardı.“Elimi tuttuğunda, neden ilk kez ısındığımı hissettim biliyor musun?” dedi.“Neden?” dedim hafifçe gülerek.“Çünkü sen… içimdeki buzları eritiyorsun.”Bir sessizlik oldu. Kalbim ritmini bozdu. Bakışlarımız birbirine kilitlendi. Aramızda artık sadece bir nefes mesafesi kalmıştı. Atlas yavaşça yaklaştı.“İzin verir misin?” diye fısıldadı.Başımı hafifçe salladım.Sonra dudakları, benimkine yumuşakça dokundu. Zaman durdu. Ne okulun soğuk duvarları vardı o an, ne geçmişin acısı. Sadece biz vardık. O öpücük uzun, derin ya da aceleci değildi. Sadece gerçekti.Kalbim o an yerinden çıkacak gibiydi. Ama korkudan değil. İlk kez… gerçekten yaşadığım için.Öpüşme bittiğinde, Atlas alnını benim alnıma yasladı.“Sana dokunduğumda, geçmiş daha az acıtıyor,” dedi.Ve ben o an anladım: bazen bir öpücük sadece dudaklar arasında değil, iki kırık ruh arasında da köprü kurar.İlk öpücüğümüzden birkaç gün sonra, Atlas okulun bodrum katındaki kullanılmayan sınıflardan birinde eski bir defter buldu. Kaplaması deriydi, üzerinde tuhaf semboller vardı ve başlığı şuydu:“Gecekarası Günlüğü”Sayfaları karıştırdıkça, defterin bir öğrencinin yazdığı kişisel bir günlük olmadığını fark ettik. Bu bir uyarıydı…Birçok yıl önce, okulda “ayna büyüsü” adı verilen yasak bir ritüel uygulanmıştı. Bu büyü, kişinin en büyük kaybını geri getirmek için yapılırdı. Ama bedeli çok ağırdı: ruh parçalanır, gerçeklik bozulurdu.Atlas gözlerini bana dikti.“Eftelya… sence o ‘aynalar odası’ sadece bir tesadüf müydü?”Boğazım kurudu. Hayır, bu okul bizim acılarımızı biliyordu. Ve bizi seçmişti. Nedenini henüz bilmiyorduk ama bir şeylerin bizi buraya çektiği kesindi.O gece rüyamda tekrar aynalar odasındaydım. Ama bu sefer aynada sadece ailemi değil… beni de gördüm. Ama yansıyan “ben” çok farklıydı — gözleri simsiyah, yüzü donuk ve karanlıktı.Uyandığımda gömleğim ter içindeydi.Atlas da kabus görmüştü. Aynı gece. Aynı oda.“Bu okul… bizimle oynuyor,” dedi. “Ya da… bizi hazırlıyor.”Gecekarası Günlüğü’nün son sayfasında şu yazıyordu:“İki ruh birleştiğinde, gölge kapı açılır. Gerçeği isteyen, kendini feda etmeye hazır olmalıdır.”Kütüphanenin alt katında, gizli bir geçit olduğunu öğrendik. Atlas, kitabın çizdiği haritayı takip etti. Merdivenlerin ardında paslı bir kapı vardı. Ortasında aynı sembol kazınmıştı: ∞ (sonsuzluk işareti).“Hazır mısın?” diye sordu.“Sen yanımdaysan, evet,” dedim.Kapı açıldığında sanki dünya değişti. Zaman ağırlaştı, renkler soldu. Girdiğimiz yer bir çeşit geçiş boyutuydu. Sanki okulun altında gizlenen başka bir katman vardı — yansımalar, ruhlar, kayıp zamanlar buradaydı.Aniden karşımıza biri çıktı. Üzerinde bizim okul formamız vardı ama yüzü yoktu. Boştu.“Ben, sizden önce gelenim,” dedi yankılanan bir sesle. “Aynalara kurban verildim. Şimdi sıra sizde.”Atlas kolumu tuttu.“Ne istiyorsun bizden?” diye bağırdı.“Gerçeği biliyorsunuz. Ya geçmişinizden vazgeçin… ya da onunla birlikte kaybolun.”Gölge Kapı kapanmadan bir seçim yapmalıydık. Ya o geçiş boyutunda kalıp sevdiklerimizi bir daha görecektik ama bedenimiz bu dünyada yok olacaktı…Ya da geri dönüp, tüm gerçekleri unutacaktık.Atlas gözlerimin içine baktı.“Ben seni buldum. Geriye neyin kaldığı umurumda değil. Ya birlikte kalırız… ya da birlikte döneriz.”Elini tuttum.“Bu defa karanlık değil, biz karar veriyoruz.”Ve o an… birlikte öne adım attık. Gecekarası Günlüğü’nün son kelimesi içimizde yankılandı:“Bağlı ruhlar asla kaybolmaz.”Gecekarası Günlüğü’nün arkasındaki boş sayfalardan biri, tuhaf bir şekilde mürekkep kokuyordu. Atlas elini gezdirdiğinde yazılar yavaşça belirmeye başladı. Bu yazılar, okulun sıradan bir yatılı okul olmadığını anlatıyordu."Artemisia Akademisi, 1874 yılında kuruldu. Amaç: özel yetenekli, kayıp yaşamlar yaşamış gençleri bir araya toplamak ve 'ayna ruhları'nı dengelemek."“Ayna ruhları mı?” dedim, fısıltıyla.Atlas devam etti:“Bak… burada diyor ki, bazı çocuklar duygusal travmalardan sonra gerçeklikten kopan ‘ruh parçalanması’ yaşar. Bu okul da onların ruhlarını onarmak için kurulmuş. Ama... işler ters gitmiş.”Sayfanın altına geldiğimizde, en sarsıcı cümleyle karşılaştık:“1912 yılında, ilk ‘ayna geçidi’ açıldığında öğrenciler kayboldu. Kurucular, kapıyı mühürledi ama etkisi hâlâ sürüyor. Her nesilde iki öğrenci... kapıyı açmakla lanetlenmiş.”Atlas gözlerini bana çevirdi.“Yani... biz o ‘iki öğrenci’ olabiliriz?”İçimden bir ürperti geçti. Her şey yerine oturuyordu: aynı yıl içinde ailelerini kaybetmiş iki çocuk, aynı sınıfa yerleştiriliyor, aynı sırları keşfediyor... Bu bir rastlantı değildi. Bu bir seçimdi.Kitapta belirtilen eski bir oda vardı: "Kurucular Odası". Uzun süredir kilitliydi. Ama Atlas, kitapla gelen eski anahtarlardan birini denedi. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçerisi adeta zamanın durduğu bir yerdi. Eski tablolar, kurumuş mürekkepler ve duvarlarda semboller...Bir tablo dikkatimi çekti: Üzerinde 19. yüzyıldan kalma okul kurucuları vardı. Ama... onlardan biri, Atlas’a tıpatıp benziyordu.“Bu... imkansız,” dedim.Atlas’ın sesi titredi:“Bu adam... adım Adrian Demir. Benimle aynı soyadı.”Kuruculardan biri, onun büyük büyük dedesiydi. Ve görünüşe göre bu lanet... soydan soya geçiyordu.Tavan arasındaki gizli arşivleri bulduğumuzda her şey netleşti. Kurucular, travma yaşamış çocukların ruhlarını kurtarmak istemişti. Ama bazıları, “ayna geçidini” kontrol ederek ölülerle iletişim kurmayı saplantı hâline getirmişti. Ruhlar dünyasına açılan kapıyı kapatmak için iki saf ruh gerekliydi: biri ışık, biri gölge taşımalıydı.Atlas bir fısıltıyla mırıldandı:“Ben gölgeyim… ve sen ışık…”O an geçmiş, gelecek ve şimdi birbirine karıştı. Biz sadece birbirimize değil… bu okulun geleceğine de bağlıydık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.