Gökyüzü, dev yaratıkların kanatlarıyla kaplanmıştı.
Eren daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.
Her biri küçük bir ev kadar büyüktü.
Gümüş pulları güneş ışığında parlıyor, gölgeleri ormanın üzerine düşüyordu.
Beyaz saçlı adam sessizce onları izliyordu.
Sonunda derin bir nefes aldı.
"Artık saklayamayız."
Lina kaşlarını çattı.
"Neyi?"
Adam gözlerini Eren'e çevirdi.
"Gerçeği."
---
Yaklaşık yarım saat sonra küçük bir taş yapının içindeydiler.
Bina ormanın derinliklerinde gizlenmişti.
Dışarıdan bakınca terk edilmiş gibi görünüyordu.
Ama içerisi oldukça düzenliydi.
Duvarlarda eski haritalar asılıydı.
Masanın üzerinde garip cihazlar vardı.
Bazıları pusulaya benziyordu.
Bazılarıysa Eren'in ne işe yaradığını anlayamadığı kadar tuhaftı.
Adam sonunda konuştu.
"Benim adım Arven."
"Eren."
"Biliyorum."
Eren bu cevaptan hoşlanmamıştı.
"Beni nereden tanıyorsunuz?"
Arven hafifçe gülümsedi.
"Yıllardır seni bekliyorduk."
---
Bu sözlerden sonra odada sessizlik oluştu.
Eren sonunda dayanamadı.
"Tamam."
"Tamam ne?"
"Artık biri bana neler olduğunu anlatabilir mi?"
Arven sandalyeye oturdu.
Sonra duvardaki eski bir haritayı işaret etti.
Haritada iki şehir vardı.
Birisi Eren'in yaşadığı şehir.
Diğeri ise Gerçek Şehir.
"Bin yıl önce yalnızca tek bir şehir vardı."
Eren dikkatle dinliyordu.
"İnsanlar yıldızlarla iletişim kurabiliyordu."
"Yıldızlarla mı?"
"Evet."
"Gerçek yıldızlarla?"
"Gerçek yıldızlarla."
Eren bunu anlamakta zorlanıyordu.
Ama artık hiçbir şeye şaşırmamaya başlamıştı.
Arven devam etti.
"Yıldızlar yalnızca gökyüzündeki ışıklar değildi."
"Ne olduklarını söylemeyin..."
"Canlıydılar."
Eren yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Elbette canlıydılar."
---
Arven hafifçe güldü.
Sonra ciddi bir ifadeyle devam etti.
"Yıldızlar bilgi taşıyordu."
"Nasıl yani?"
"Geçmişi. Geleceği. Tarihi."
Eren yavaş yavaş anlamaya başlamıştı.
"Yani insanlar yıldızlardan bilgi alıyordu?"
"Evet."
"Sonra ne oldu?"
Arven'in yüzü karardı.
"Bir savaş çıktı."
---
Bin yıl önce...
İnsanlar yıldızların gücünü kullanmaya başlamıştı.
Başlangıçta her şey iyiydi.
Hastalıklar azalıyor...
Teknoloji gelişiyor...
Şehirler büyüyordu.
Ama sonra bazı insanlar daha fazlasını istedi.
Yıldızların gücünü kontrol etmek istediler.
Onlara hükmetmek istediler.
Ve sonunda büyük savaş başladı.
Savaş yıllarca sürdü.
Gökyüzü yandı.
Şehirler yok oldu.
Milyonlarca insan öldü.
Sonunda bir grup insan yıldızları insanlardan saklamaya karar verdi.
İşte bu grup daha sonra...
Yıldızları Saklayanlar oldu.
---
"Yani onlar iyi insanlar mı kötü insanlar mı?" diye sordu Eren.
Arven birkaç saniye düşündü.
"Başlangıçta iyilerdi."
"Şimdi?"
"Artık değiller."
---
Tam o sırada Eren'in pusulası tekrar titremeye başladı.
Masanın üzerinde dönmeye başladı.
Sonra kapağı açıldı.
İlk kez.
Eren daha önce pusulanın açılabildiğini bile bilmiyordu.
İçinde küçük bir kristal vardı.
Kristal parlak mavi ışık saçıyordu.
Odadaki herkes sustu.
Lina şaşkınlıkla geri çekildi.
Arven'in yüzü ise tamamen değişmişti.
"İnanamıyorum..."
"Neye?"
Arven yavaşça ayağa kalktı.
"Bu bir Yıldız Çekirdeği."
---
Tam o sırada bina sarsıldı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Tavanın üzerinden tozlar döküldü.
Dışarıdan bağırışlar duyuldu.
Arven pencereye koştu.
Yüzündeki renk kayboldu.
"Bu imkânsız."
"Neler oluyor?"
Arven dışarıyı işaret etti.
Eren pencereye baktı.
Ve donup kaldı.
Ormanın kenarında yüzlerce siyah zırhlı asker görünüyordu.
Gözcüler.
Ama yalnız değillerdi.
Önlerinde dev makineler yürüyordu.
Her biri bir bina kadar büyüktü.
Kırmızı ışıklarla parlıyorlardı.
Ve doğrudan Gerçek Şehir'e doğru ilerliyorlardı.
Lina'nın sesi titredi.
"Bizi nasıl bu kadar hızlı buldular?"
Arven cevap vermedi.
Çünkü cevabı biliyor gibiydi.
Yavaşça Eren'e döndü.
Ve fısıldadı:
"Onlar seni almaya geldi."
---
Tam o sırada pusulanın içindeki kristal göz kamaştırıcı şekilde parladı.
Odanın tamamı mavi ışıkla doldu.
Eren'in gözleri istemsizce kapandı.
Ve ilk kez bir görüntü gördü.
Yanan şehirler...
Karanlık gökyüzü...
Kırılmış yıldızlar...
Ve dev bir kapının önünde duran gizemli bir çocuk...
Çocuk yavaşça arkasını döndü.
Eren nefesini tuttu.
Çünkü gördüğü kişi kendisiydi.
Ama daha yaşlıydı.
Ve gözleri yıldızlar gibi parlıyordu.
Görüntü kaybolmadan önce yaşlı Eren tek bir cümle söyledi:
"Kapı açılmadan önce beni bul."
Ve her şey karanlığa gömüldü...