Akşam olmuştu ve herkes Ada’larda toplanmıştı. Ada korkmuş ve ağlıyordu ve olanları anlatıyordu. Herkes şok içerisindeydi ve olanları atlamaya çalışıyorlardı. Tabii o esnada Ada’nın nöbet geçirmesini kimse beklemiyordu.
Ruby; “ADA! ADA’M CEVAP VER!”
Ada gözlerini açmıştı. Arkadaşlarıyla yan yana oturuyor ve gördüğü rüyayı anlatıyordu. O esnada içeri bir sürü kişi girdi ve arkadaşlarına saldırmaya başladı.
Ada; “Neler oluyor?!”
Saldıran kişiler bir anda Fyodor’u ayağından bıçakladı ve Ruby’e saldırmaya başladı. Ada bir şeyler yapıp onları kurtarmak istiyordu ama etrafını sarmışlardı ve onu kollarından ve bacaklarından tutmuşlardı.
“RUBY! RUBY DİKKAT ET!”
Ruby’e tekme atıp yere düşürmüşlerdi. Ve arkadan ensesine bıçak saplayıp öldürmüşlerdi. Ada çığlık atarken Fyodor’un da karnına defalarca bıçak vurarak öldürmüşlerdi.En sonunda da Ada’ya bir yumruk atmışlardı.
Ada gözlerini açtığında bir labirentteydi.
“Neredeyim ben? FYODOR! RUBY!”
Görünüşe göre labirentte sadece o vardı. Çıkış aramak için koşmaya başladı ancak ne kadar koşarsa koşsun bir çıkıs bulamamıştı. En sonunda bir kapı buldu ve açtı. Ama bu bir hata mıydı?
Şimdi ise Ruby Ada ve Fyodor bir evdelerdi, Ruby’nin elinde ki bir kılıç mıydı? Fyodor ise yerde çok daha kötüleşmiş şekilde yatıyordu. Ada da Ruby’e yardım etmek istedi ve savaşmaya o da katılmaya karar verdi. Ama Ada’yı ve Ruby’i yine yakaladılar ve Ada’ya bir soru sordular.
“Ruby mi Fyodor mu?”
Sesleri cehennemin en altından geliyor gibiydi. Duymak bile işkence gibiydi. Ada seçemezdi tabii ki, çığlıklar atıyor kurtulmaya çalışıyordu. En sonunda Ruby’nin elindeki kılıcı ağzının içinden boğazına saplayıp bırakmışlardı. Ve Fyodor’un yarasını deşerek öldürmüşlerdi. Ada yine bir yumruk ile bayıldı.
Uyandığında yine labirentteydi. Çığlık atarak kan ter içinde uyandı ve yine koşmaya başladı. Neler olduğunu anlamıyor, sadece koşuyordu. Arkadaşlarının adını tekrarlayarak koşuyordu.
Ve tekrar bir kapı buldu. Açarsa ne olacağını bilse de açmazsa buradan hiç çıkma şansı olmayacağını anlayınca açtı.
Uyanmıştı. Ruby Fyodor ve kendisini bağlanmış şekilde buldu. Fyodor’un kalbine önceki rüyada Ruby’nin olan kılıç saplanmıştı ve kan kaybından ölmek üzereydi, Ruby çığlıklar atıp zincirleri kırmaya çalışıyordu.
“BURADAN KURTULDUĞUM ANDA SİZİ İKİYE BÖLECEĞİM.”
Ve zinciri kırmış, kılıcı eline alıp koşmaya başlamıştı. Ancak duvara fırlatıldı ve çok kötü dövülmeye başladı ve biraz daha dövülürse yine ölecekti. Ada kurtulmaya çalışıyordu, onlara yardım etmek istiyordu. Ruby dövülerek öldürülmüştü. Ve tekrar labirente girmişti. Açtığı her kapı yine sonuncu rüyaya aktarıyordu. Belli ki bu sonuncu rüyaydı ama her seferinde arkadaşları farklı bir şekilde ölüyordu. Ama 44’üncü rüyadan sonra Ruby de Fyodor da tamamen farklı gözüküyordu. Kıyafetleri değişmişti ve ellerinde silahlar vardı. Ama yine de öldürülüyorlardı. 6 rüya sonra artık tekrar labirentteydi. Ama bir fark vardı, labirent yanarak onun üstüne şeytanların gelmesine sebep oluyordu ve Ada elinden geldiğince koşmaya başlamıştı. En sonunda yere düştü ve kafasını vurup bayıldı. Gözlerini açtığında 51. rüyadaydı ama farklı bir şekilde girmişti bu rüyaya, üstelik bir ruh formundaydı. Kendi arkadaşlarının savaşmasını izliyordu, ancak yanlarında biri daha vardı. Kendisi? Ay temalı motifleri olan bir kıyafet ve garip silahları vardı ve arkadaşlarıyla beraber savaşıyordu.
“Merhaba Ada.”
“AAAAAYYY!! Tövbe tövbe sen napıyorsu ya?”
Küçük bir kahkaha atmıştı karşısındaki ruh. Elindeki yüzüğü çıkartıp Ada’nın elini tuttu ve onun eline taktı.
“Şurada savaşan kadın sensin Ada. Yani birazdan olacaksın.”
“Ne demeye çalışıyorsun?”
“Bu yüzüğü eline taktığında sana zaten vermiş olduğumuz güçlerin oldukça gelişecek. Ve oradaki kadın olacaksın. Etkileşime girdiğin her nesneyi kontrol etme ve hükmetme gücün, ayrıca da rüyalarından haber alabilme gücün var ama onun yüzükle pek alakası yok.”
“Yani gördüğüm rüyalar..”
“Sen seçemezsin ama onlar sana gelir. Her neyse ay ışığının gücünü almaya hazır mısın?”
“Bu saçmalık.”
“Senin olmadığın her evrende arkadaşların ölecek ama istemiyorsan yüzüğü alabilirim.”
“Tamam tamam kalsın.”
“Diğerlerine göre sen daha özelsin bu yüzden sana direkt ben geldim.”
“Sen kimsin?”
“Bu şu an öğrenmen gereken bir şey değil. Hafızanı daha önemli kullanman gerek. Üçünüzün de özellikleri olacak fakat onları kullanma sınırınız var. Ve şu arkadaşın, Ruby.. onun şeytanları arındırma gücü var.”
“Şeytanla-“
“Sözümü kesme anlatıyorum. Onun gücü şeytanları arındırabilir. Kılıcını gücüyle doldurup kalplerine enerjiyi ulaştırması gerek. Merak etme şeytanların ele geçirdiği kimse zarar görmez kolay kolay. O şekilde şeytanları arındırabilir. Arındırdığı şeytanlar kılıcında birikir. Onları biriktirip güçlerinize cehenneme geri göndereceksiniz. Şuradaki arkadaşın da Fyodor. O da şeytanların bu dünyaya geçişini sağlayan enerjiyi zayıflatabilir. Son olarakta şeytanların verdiği zararın tamamı olmasa da bir kısmını düzeltebilirsiniz. Gücünüzün özünü hissedip birleştirirseniz bunu yaparsınız. Şimdilik vereceğim bilgiler bu kadar Ada. Sonra görüşeceğiz.”
“BEKLE!! AMA BEN NASIL AYİN YAPACAĞIM, ŞEYTANLAR NEREDEN GELİYOR?! HEEEEYY!!”
Ada uyanmıştı ve bağlıydı, ancak kıyafetleri tamamen değişmişti ve elinde bir yüzük vardı. Tam olarak son 50 rüyasının geçtiği yerdelerdi. Kendisinin bağlı olarak arkadaşlarının ölümünü izlediği 50 rüya. Ancak bu sefer yardım edecekti. Elinde ay ışığından bir kelebek yapıp iplere dokundurmuştu ve ipler çözülmüştü. Hemen arkadaşlarının yanına gitti.
“Ada??!!”
“Chisa da diyebilirsiniz.”
Biraz zorluklarla savaşıp günü bitirdiler ve oldukça yorgun şekilde uyuyan Ada bir kez daha rüya gördü. Şeytanlar çığlık atıyor ve insanları yiyorlardı.
Bu rüya neye işaretti?