song: you're on your own, kid
-taylor s.⭑
------------------------------------
[günümüz] ~ yaz günü
⭑
"Açelya"
Gelen sesle irkildim.
"Kahveleri getirdim"
Pelin gelmişti. Kendisini ilkokuldan beri tanıyordum. Beni ben olduğum için seven nadir insanlardandı.
Gülümsedim.
Gülümsemem onada bulaşmış olacaktı ki önümdeki sandalyeyi çekip oturarak gülümsedi.
"Bu gün baya neşelisin." dedim.
Normalde onu bu kadar gülümserken göremezdiniz.
Masaya koyduğu kahvenin tekini bana uzatarak;
"Kahve almak için kafedeki sıraya girdiğimde bir tane çocuk gördüm. Baya bir bakıştık. Gözleri çok güzeldi. Bu dönem geldi sanırım. Daha önce hiç görmedim." dedi.
Şimdi anlaşılmıştı neler olduğu. Elindeki kahvenin birini alıp bir yudum aldım.
"Hadi hayırlısı"
Konuyu değiştirerek,
"Tatilin son günü nasıl geçiyor?" diye sordu.
Tam cevap vericektimki sağ taraftan gelen gülüşme sesleri ile birlikte oraya odaklandım. Ece ile arkadaşları bizden 2 masa sağa yerleşiyolardı.
"Bol bol Eceli" dedim bakışlarımı ordan ayırmadan.
10 yıl boyunca o kızla hep aynı okuldaydık. Onu tanımayan yoktu.
Hani olurya marka takılan, zengin, güzel, ince belli, erkeklerin gözdesi olan kızlar. İşte o kızlardandı.
"O kız hiç değişmeyecek" dedi başını sallayarak.
"Neyse boş ver" dedim konunun başka yerlere gitmesinden korkarak. Genellikle Ece ile ilgili konuşsak hep Kaya konusu açılıyordu.
Oda bunu anlamış olacakki sustu. Bir süre aramıza sessizlik çöktü. Eceleri çaktırmadan izlemeye devam ettik. Ece cidden güzel bir kızdı. Altın sarısı saçları ve fiziğini gördüğünüzde beğenmemek elde değildi.
Kahvelerin bitince,
"Kalkalım istersen eşyalarını yerleştirirsin." dedi.
Eşyalarıma baktım.
Normalde İstanbulda yaşıyorduk ancak ailem Bursa'ya taşınmıştı. Böyle olduğundan dolayı yurtta kalmaya başlamıştım.
Başımla onaylayıp ayağa kalktım. O da ayağa kalkıp yardımcı olmak için bir kaç eşyamı aldı.
Kafeteryada çıkıp yurt bölüme doğru yürümeye başladık. Okulumu seviyordum. Kampüsü baya geniş ve güzeldi. Kafe, market, yurt ve bir çok oturma yeri olanakları sayesinde rahat ediyordunuz.
"Kanka hangi bina?" diye sordu.
Yurt yerine varmak üzereydik. Kız yurdu A ve B blok olmak üzere iki bloğa ayrılıyordu. Her blokta 2 bina vardı. Aynı şey erkekler kısmındada geçerliydi.
Hızlıca cebimden telefonu çıkardım. Mesajlar kısmında bina numarasının yazdığı mesaja tıkladım.
"B blok 2. bina 12. oda kat 5" dedim şaşırarak.
Binanın en üst katına denk gelmesine şaşırmıştım. Normalde mesaj 1 hafta önce gelmişti ancak üşengeç bir insan olduğumdan dolayı şu an bakıyordum.
Pelin göz devirerek,
"Şimdi baktın demi ?" diye sordu.
Beni çok iyi tanıyordu.
"Evet"
Gülümsedi. İşte benim kızım der gibiydi.
"En azından en üst katın terası oluyor" dedi önümüzdeki binalardan birini göstererek
Binaların en üst katlarına baktım. Hepsinde minik bir teras vardı.
Heyecanlanmıştım.
Gülümsedim.
"Hadi hızlıca gidelim" dedim
valizimi tutan elimi daha da sıkılaştırarak.
Başıyla onayladı ve B bloğun girişine geldik. Giriş kapısında güvenlik vardı. İlgimi çeken kısmı ise kadın olmasıydı. Kadın 40 yaşlarında gibi duruyordu.
Güvenlikteki işlemleri bitirip bina kısmına geldik. Bizlere çok nazik davranmıştı.
Daireye vardığımızda çantamdaki güvenlikten aldığım anahtarı aramaya koyudum. Öğrendiğime göre oda 3 kişilikti.
Kapıyı açtım. Odada kimse yoktu sanırım çünkü ses gelmiyordu.
İçeri girdiğimde dikkatimi çeken şey minik bir oda oldu. Salona benziyordu ama küçük bir yerdi. Oturmak için 1 tane tekli 1 tanede 3lü koltuk vardı. Sağ duvara yakın bir teras kapısı ve minik bir yemek masası vardı.
Pelin elindeki bavulları koltuğun üzerine bırakarak,
"Sıradan bir yurt odasına göre gayet güzel" dedi.
Bende elimdekileri bırakarak,
"Diğer yurtlara göre çok pahalı" dedim.
Cevap vermesine zaman vermeyek "Hadi gel odalara bakalım" diye ekledim.
Başıyla onayladı. Odadan çıktık.
Eve girişten bakıcak olursanız ilk girdiğinizde karşınızda kapısı olmayan oturma odası vardı. Sol tarafında banyo Sağ tarafında ise yatak odası vardı.
Yatak odasının kapısını açtığımda dikkatimi çeken ilk şey sol tarafımda bulunan 3 adet çalışma masası ve önümde bulunan yatak oldu.
"Oda çok güzel" dedim odaya göz gezdirirken.
"Acaba bende ailemi ikna edip yurtta mı kalsam" dedi Pelin.
Kıkırdadım.
"Kampüse 10 dakika uzaklıktasın sanmam" dedim.
Suratını şakasına buruşturdu.
Kaç yaşına gelsekte asla büyümüyorduk.
"Neyse boşver gel odayı gezelim" dedi.
Sanki odanın şekli bir kareymişte üstünde yarım kare varmış gibiydi. Yarım kare minik bir koridora benziyordu. Koridorun sol tarafında 3 tane dolap ve önünüzde iki yatak bulunuyordu. Diğer yatak farklı yerdeydi. Tüm yatakların yanlarında komidin vardı ve arkalarında cam vardı. Ancak en sağdaki yatağın yanındada bir cam bulunuyordu.
Normalde yanında yatak bulunmayan diğer yatağı seçicektim ancak orayı çoktan kapmışlardı. Bende yan yana bulunan yataklardan en sağdakini, dolap olarak en ortadaki ve masa olarak kapıya en yakın olalanını seçtim.
Yaklaşık 1 saatte yerleşme işlemini tamamladık. Bu süre zarfında bol bol sohbet etmiş ve her zamanki gibi ünlüleri eleştirmiştik.
Şu an ise yorgunluktan salondaki koltuklara çökmüş durumda Pelin'in abisinden gelicek olan telefonu bekliyorduk. Eve gidecekti.
"Saat 8 olmak üzere" dedim saate bakarak. Tam bu sırada Pelin'in telefonu çaldı. Bakışlarımı tavandan çekip ona doğru yönelttim.
Derin bir nefes alıp masaya koyduğu telefonu eline alıp abisinin aramasını açtı. Bir kaç saniye konuştuktan sonra telefonunu kapadı. O da benim gibi telefonla konuşmayı çok seven biri değildi.
Ayağa kalkıp hırkasını ona getirdim.
Hırkasını giyinip arkasını bana döndü.
"Bu gün için teşekkür ederim. Çok eğlenceliydi. Tekrarlayalım." dedi gülümseyek.
Bende ona sarılarak "Teşekkürler yerleşmeye yardımcı olduğun için" dedim.
Sarılmamız bittikten sonra odadan çıkıp yurt bahçesine indik. Abisi kapının önündeydi. Bir kaç vedalaşma sözcüğünden sonra gittiler. Onlar gidene kadar onları izledikten sonra bende odaya çıktım.
Yurttaki kızlarla tanışırım diye düşünüyordum ancak odaya kimse gelmemişti. Bende evden getirdiğim bir kaç abur cuburu ve kulaklığımı alıp terasa çıktım. Hafif bir rüzgar esiyordu o yüzden hırkamı giymeyi unutmamıştım.
Bir andan Taylor Swift dinleyip diğer yandan abur cuburumu mideme indiriyordum.
Gözlerimi kapadım bu şarkıyı ne zaman dinlersem aklıma ilkokul zamanlarım geliyordu. Şarkı sözlerini mırıldanmaya başladım;
"From sprinkler splashes to fireplace as
Sıçrayan fıskiyelerden şömine küllerine
I gave my blood, sweat and tears for this
Bunun için kan, ter ve gözyaşı döktüm
I hosted parties and starved my body
Partilere ev sahipliği yaptım ve vücudumu aç bıraktım
Like I'd be saved by a perfect kissMükemmel bir öpücükle kurtulurmuşum gibi
The jokes weren't funny, I took the money
Şakalar komik değildi, parayı aldım
My friends from home don't know what to say
Evden arkadaşlarım ne diyeceklerini bilemediler
I looked around in a blood-soaked gown
Kana bulanmış elbisemle etrafa bakındım
And I saw something they can't take away
Ve asla alamayacakları bir şey gördüm
Cause there were pages turned with the bridges burned
Çünkü çevrilen sayfalar ve yakılan köprüler vardı
Everything you lose is a step you take
Kaybettiğin her şey attığın bir adımdır
So make the friendship bracelets
O zaman dostluk bileklikleri yap
Take the moment and taste it
Anı yaşa ve tadına bak
You've got no reason to be afraid
Korkman için sebep yok
You're on your own, kid
Kendi başınasın, evlat
Yeah, you can face this
Evet, bununla yüzleşebilirsin
You're on your own, kid
Kendi başınasın, evlat
You always have been
Hep öyleydin"
Hayat bazen çıkmazlarla doludur. Bir şansınız olmadığınızı düşünürsünüz. Ancak hayatınızdaki her bir çıkmaz sizin hikayenizdir. Yazdıkça sayfalar çevirilir ve en sonunda biter. Sayfalar tükendiğinde elinizde bir şeyin kalmadığını düşünürsünüz. Ama her şey o noktada başlar. Artık farklı bir kitaba geçme şansınız olur.