Çekici olmadığını düşündüğümden değil, tersine ilginç bir yüzü, duyarlılığını ve zekâsını dışa vuran koyu renk
gözleri var. Kahverengi saçları hep dağınık ve uzundur, bunun kendisini Ludwig Van Beethoven'a
benzettiğini düşünüyor, biliyorum. Ama besteci olmak istediğinden değil, sadece klasik müzikten tanıdığım
diğer insanların hepsinden daha çok hoşlanıyor. Upuzun boyuna göre oldukça zayıf. Ama köşeli çenesi,
kusursuz denebilecek kadar güzel burnu ve kuvvetli ağzıyla hoşuma giden bir yüzü var. Kızların onun
hakkındaki yorumlarını duyuyordum, hep şu tip şeyler söylüyorlardı;
V.C. ANDREWS
"Garip olması ne kötü, oysa çok seksi."
Onu neden garip sandıklarını biliyordum. Hiçbir şey Onu alışkanlıklarını gerçekleştirmekten alıkoyamaz.
Örneğin, Clarence ilk sıra bölümünün son sırasında oturur. Bütün derslerde aynı sırada oturmak Onun için
çok önemlidir. Sanırım bu gerçek bir takıntı. Başka bir takıntısı ise, bir binadan asla tek sayılı adımda
çıkmamaktır. Çıkış kapısına kadar olan yolu adımlarını sayarak geçer ve binayı mutlaka çift sayılı bir adımla
terk eder. Onu birkaç kere, emin olabilmek için geri dönüp tekrar sayarken bile gördüm. Ayrıca yemek
tabağındaki her şeyi, ne olursa olsun, soldan sağa doğru yer. Ona bu tuhaf şeyleri neden yaptığını
sormuyorum. Sorsam bile vereceği cevap "Böyle iyi oluyor," veya omzunu silkerek "Bilmiyorum Cinnamon,
sadece yapıyorum," olur.
Clarence koyu kahverengi kaşlarını soru sorarcasına kaldırdı ve ben de derin bir nefes alıp, başımı
salladım. Büyükannemin neden okula gelip beni aldığına dair hiçbir fikrim yoktu. Ama bu şaşkınlığımın
altında bazı korkular vardı.
İki gün önce, annem ikinci düşüğünü yaptığı için acı çekiyordu. Sekiz yıl önceki ilk düşükten sonra, O ve
babam bir çocuk daha yapmaktan vazgeçmiş görünüyorlardı. Hattâ sevişmeyi bile bıraktıklarını
düşünüyordum. Birbirlerine karşı sevgi ve tutku gösterdiklerini çok nadir gördüm.
Özellikle büyükanne Beverly yanımıza taşındığından beri, şahit olduğum yakınlaşmalar sadece yanağa
kuru bir öpücük, hızlı bir kucaklaşma veya el sıkışmasıydı. Onları gözetlediğim falan yoktu.
CINNAMON
Bu sadece onların ve benim hayatıma yerleşen ve günlerimizin üstüne kasvetli bir yağmur bulutu gibi
çöken bir şeyin gözlemiydi.
Bu yüzden altı aydan biraz daha fazla bir süre önce annemin yemek sırasında verdiği haber, büyükannemi
de beni de çok şaşırtmıştı.
Bir parça ekmeği yuttuktan sonra derin bir nefes aldı ve "Yine hamileyim." dedi.
Büyükbaba Carlson'ın ölümünden çok kısa süre sonra bize taşınmış olan büyükanne Beverly, bunun
üzerine birden çatalını elinden düşürdü, neredeyse tabağı kırılacaktı. Döndü ve babama aralarındaki bir
anlaşmayı bozarak güvenini sarsmış gibi baktı. "Bu yaşında mı?" diye sordu.
"Yeniden çocuk mu Doğuracak?". Sonra da anneme döndü. Annem her zaman Büyükanne Beverly'nin
varlığını görmezden gelebilmiştir. Eğer isterse Onu dinlemez, hattâ duymaz. Karşısında bir taş yığını gibi
durur ve tepki vermez. Bu tabiii ki Büyükanne Beverly'yi daha da sinirlendirir.
Eski otoritesiyle, "Kırk iki yaşındasın Amber. Ne sanıyorsun?" diye çıkıştı.
Büyükanne Beverly hiçbir zaman fikirlerini açıklamakta veya isteklerini belirtmekte sakınca görmezdi.
Büyükbabam son derece uysal, nazik biriydi. Verdiği en büyük olumsuz tepki, başını soldan sağa iki kere
hafifçe sallayıp, omuzlarını silkmek olurdu. Ne tartışırdı, ne sesini yükseltirdi, ne de surat asardı. Bir
keresinde Clarence'a büyükbabamdan bahsederken "Hitler'in kuşatmasından sonraki Polonya'yı düşün."
demiştim.
V.C. ANDREWS
Büyükanne Beverly'nin acımasız bir diktatör olduğunu düşünmek benim için hiç de zor değildi.
"Ne mi sanıyorum?" annem sakince büyükanne Beverly'nin sorusuna cevap verdi ve hızla ekledi: "Sağlıklı
bir çocuk Doğuracağım. Ayrıca bugünlerde benim yaşımda bir kadının çocuk doğurması ender rastlanan bir
olay değil. Daha geçenlerde elli yaşında bir kadının hamile kaldığını okudum."
Büyükanne Beverly'nin kısılan ve koyulaşan gözlerinden, onaylamadığı anlaşılıyordu. Yeniden çatalını
eline aldı ve etini kesmekle meşgul olan babama kızgın bir bakış atarak, yemeğine devam etti. Sonra büyük
bir sessizlik, Beethoven'in Beşinci Senfonisi gibi kulaklarımızda patladı.
Ama büyükannem için, sessizlik kesinlikle bir kabullenme değildir. Bir şeyi onaylamadığını belirtmek için
her fırsatı değerlendirir. Annemin hamilelik dönemi boyunca sürekli söylendi ve kırıcı lâflar etti. "Senin
yaşında bir kadının, etrafta hamile kıyafetleriyle dolaşmasının nasıl bir görüntü olduğunun farkında mısın?"
Sanki havlayan bir köpek gibiydi.




