İçeriğe geç

Yıldız Tozu

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Yıldız Tozu

Bölüm 4

Yurtda sıradan bir gün

Çoğu insan doğum günlerinde heyecanla uyanır, ama ben onlardan biri değildim. Zaten hayatımda hiçbir şey değişmemişti, değişeceğini de sanmıyordum. Sıradan bir gündü.

Ama yine de kafamı kurcalayan bir şey vardı. Madam Kate, Remus ve Sirius’u nereden tanıyordu? O gün Grimmauld Meydanı 12 Numara’ya gittiğimde, Madam Kate’in Remus ve Sirius’la sanki onları uzun zamandır tanıyormuş gibi konuştuğunu fark etmiştim. Bu ayrıntı aklımdan çıkmıyordu. Ama cevabı hemen bulabileceğimi de sanmıyordum.

Düşüncelerimi bir kenara bırakıp kahvaltıya indim. Yemekhaneden tabağımı aldım ve her zamanki gibi sessiz bir köşeye oturdum. Yurt kalabalıktı, bazı çocuklar kahvaltı ederken neşeyle konuşuyor, bazıları da uykulu gözlerle önlerindeki yemeğe bakıyordu.

Benim için doğum günüm sıradan bir gündü. Kendi kendime kutlamaktan başka bir planım yoktu.

Yemek bittikten sonra odama çıktım. Küçük ama bana ait olan odam… Duvarlarım, çeşitli futbol posterleriyle kaplıydı. Yatağımın ucunda eski bir krampon ve yanında bir futbol topu duruyordu. O top benim için önemliydi, çünkü çocukluğumun çoğunu onunla geçirerek büyümüştüm.

Real Madrid formamı giydim, kramponlarımı ayağıma

geçirdim ve topumu alarak yurdun bahçesine çıktım.

Yurdun bahçesi sabahın erken saatlerinde bile oldukça hareketliydi. Kimi çocuklar birbirleriyle sohbet ediyor, kimileri de çimlere oturmuş kitap okuyordu. Ama benim ilgimi çeken tek şey elimdeki eski futbol topuydu.

Topu yere koyup ayağımla sektirmeye başladım. Vuruşlarımı kontrol ediyor, hızımı ve dengesini ayarlamaya çalışıyordum. Futbol oynarken her şeyi unutabiliyordum; tek odak noktam topun hareketiydi. İçimde bir huzur vardı.

Fakat bir saniyelik dikkatsizlikle top ayağımdan kaydı ve yanlış yöne gitti. Tam da gitmesini istemeyeceğim kişinin önüne düştü.

Alex.

Yurdun en belalı çocuğu.

Alex, iri yapılı, güçlü ve her zaman üstünlük kurmaya çalışan biriydi. Onunla çok fazla muhatap olmamaya çalışıyordum, ama bazen bu kaçınılmaz oluyordu. Özellikle de şanssız bir günümdeysem.

Gözlerimi devirdim. Bu hiç iyi olmayacaktı.

Alex, topa şöyle bir baktı, ardından sinsice gülümsedi. Ve hiç tereddüt etmeden topun üzerine ayağını koydu.

“Vay, vay, vay… Sessiz kız futbol oynuyor, ha?”

Gözlerimi ona diktim, cevap vermedim. İçten içe, topumu geri vermesini bekliyordum. Ama tabi ki öyle bir niyeti yoktu.

Ayağını yavaşça bastırarak topu ezmeye başladı. Eski ve yıpranmış olan top, daha fazla dayanamadı ve alçak bir “puff” sesiyle patladı.

O an içimde soğuk bir öfke hissettim. Ama tepki vermemeye çalıştım.

“Pardon, oynayamıyor mu deseydim?” diye devam etti Alex, kıkırdayarak.

Öylece ona baktım. Konuşmaya bile değmezdi.

Ama içimde küçük bir intikam planı şekillenmeye başlamıştı.

Gece, telekinezi gücümü kullanarak yatağını ters çevirecektim.

Alex’in sabah nasıl uyanacağını düşününce istemsizce gülümsedim. Ama bu, onun dikkatinden kaçmadı.

Kaşlarını çattı. “Neye gülüyorsun ha, ahmak?”

Omuz silktim. “Hiç.”

Ama Alex’in pes etmeye niyeti yoktu.

Bir adım yaklaştı ve alçak bir sesle konuştu. “Bir gün elimde kalacaksın, ama ne zaman bilmiyorum.”

Onun söylediğini tam olarak duymamıştım çünkü o sırada yurdun önünden geçen Remus’la göz göze gelmiştik.

Birkaç saniyeliğine…

Ama o an bana çok daha uzun geldi.

Remus, ifadesiz bir yüzle bana baktı, sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.

Hızla kendimi toparladım ve tekrar Alex’e döndüm.

“İzin verirsen gidiyorum.”

Ama önümden çekilmedi. Kollarını göğsünde kavuşturdu ve sırıttı.

“Gitmeyi hak ettiğini düşünmüyorum.”

O an, bir saniyeliğine düşündüm.

Ve sonra ona küçük bir yumruk attım.

Küçük. Minnacık. Mini minnacık.

Ama yeterince etkili olmuştu.

Alex’in yüzündeki sırıtış kayboldu. Gözleri kısıldı ve kaşlarını çattı. Ama bir şey demedi. Önümden çekildi.

Tam uzaklaşırken, yere attığı topumu aldı ve tüm gücüyle kafama fırlattı.

Top kafama çarpıp yere düştü. Acımamıştı, ama sinir bozucuydu.

Alex’in kahkahalarını duyabiliyordum.

Yere düşen eski topumu elime aldım. Artık işe yaramaz bir deri parçasından ibaretti.

“Sanırım ömrün bu kadarmış,” diye mırıldandım.

Ama içimden, “Alex, gece ters yatakta uyumaya başarılar,” diye ekledim.

Bakalım nasıl uyuyacaktı?

Odamın içinde gün batımının turuncu ışıkları duvarlarıma vuruyor, her şeyi sıcak bir parıltıya bürüyordu. Pencerenin dışında, yavaşça kararmaya başlayan gökyüzü hâlâ hafif bir kızıllık taşıyordu. Hava serinlemişti ama rahatsız edici değildi.

Derin bir nefes aldım. Yaklaşık bir saat sonra çıkacaktım.

Bu sırada zaman geçirmek için gözlerim odada dolaştı ve Cadılar Bayramı’nda okuyup yarım bıraktığım kitap komodinin üzerinde gözüme çarptı. Onu elime aldım, parmaklarım eski sayfaları hafifçe yokladı. En son kaldığım yeri hatırlıyordum.

“Her şey sanki bir diziydi.”

Bu cümle aklımdan çıkmamıştı. O kadar gerçek hissettiriyordu ki, sanki benim için yazılmış gibiydi.

Kendimi kitaba kaptırdım. Zaman hızla akıp gidiyordu. Sayfaları çevirirken, odanın içine tamamen gece çöktü. Penceremin önünde duran eski sokak lambası yanmıştı, turuncu ışığı odama vuruyordu.

Sonunda saatime baktım. Artık gitme vaktiydi.

Kitabı kapatıp usulca yatağımın yanına koydum. Kalbim heyecanla çarpıyordu.

Spor ayakkabılarımı sessizce giydim, çantamı omzuma aldım ve pencereye yöneldim. Önce çantamı dışarı uzatıp aşağı bıraktım. Hafif bir “pof” sesi duyuldu. Yere güvenli bir şekilde inmişti.

Şimdi sıra bendeydi.

Ellerim pencere pervazını sıkıca kavradı. Bu anı iyi biliyordum, çünkü ilk kez yapmıyordum. Ama her seferinde içimde bir kıpırtı oluyordu.

Dizlerimi hafifçe kırarak pencere kenarına çıktım. Aşağıya baktım. Yüksek değildi ama dikkatli olmam gerekiyordu.

Bir saniye boyunca nefesimi tuttum, sonra kendimi yavaşça aşağı bıraktım. Ayaklarım yere sağlam bastı.

Etraf sessizdi. Yetimhanenin bahçesi bomboştu. Hafif bir rüzgar etraftaki yaprakları hışırdatıyordu.

Çantamı yerden alıp omzuma taktım. Birkaç saniye olduğum yerde durup geceyi dinledim.

Kimse yoktu.

Artık gidebilirdim.

Adımlarımı olabildiğince hafif tutarak karanlığın içine doğru yürümeye başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.