İçeriğe geç

Yıldız Ruhlu

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Yıldız Ruhlu

Bölüm 1

RÜYADAKİ GÖZLER

Eylül yine uykusuzdu.

Saat 03:17’de bir kez daha tavana baktı. Bu, son iki haftadır devam eden bir saat dilimiydi. Ne zaman uykuya dalsa, aynı dakika içinde uyanıyordu. Gözlerini kapar kapamaz gördüğü rüya artık tanıdık geliyordu—fakat bir o kadar da yabancı ve korkutucuydu.

Rüyasında bir ormanın içindeydi. Gökyüzü sonsuzdu ama yıldızlar huzur vermiyordu. Parlamak yerine, sanki birbirine çarpıyormuş gibi, çığlık atarak sönüyorlardı. Ağaçların dalları kıpırdamıyordu ama yapraklar fısıldıyordu.

Ve ormanın ortasında, sisin ardında beliren o çocuk…

Sadece gözleri görünüyordu. Derin bir lacivert, yıldızsız bir gece gibi…

Bu kez dudakları aralandı. Eylül’ün kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.

“Zaman daralıyor, Eylül. Seninle irtibat kuran yalnızca ben değilim. ”

Bu cümle, içini ürpertici bir hisle doldurdu.

Uyandığında vücudu ter içindeydi. Elini kalbinin üzerine yerleştirdi. Kalbi hızlı atıyordu ama bunun yanında başka bir his daha vardı: Sanki göğsünün içinde bir şey… yanıyordu.

---

Sabah olduğunda, hava sisliydi.

Mart’ın garip havası mıydı, yoksa şehirde bir değişiklik mi olmuştu? Bunu ifade edemezdi ama insanlar alışılmadık şekilde davranıyordu. Otobüs şoförünün bakışları boştu. Okulun güvenlik görevlisi Eylül’e bakarken kısa bir süre duraksadı—sanki bir şey hatırlamaya çalışıyordu.

Okulun koridorlarındaki alışılmış gürültüler vardı fakat bugün bir şey farklıydı.

Yeni biri gelmişti.

Eylül sınıfa adım attığında, herkesin dikkati arka sıradaki çocuğa yönelmişti. Siyah saçları alnına düşmüş, gri kapüşonlusu sırtında rahatça taşır şekilde camdan dışarı bakıyordu. Okulda değil, başka bir yerde gibiydi. Farklı bir dünyadaydı.

Mira hemen koluna sarıldı.

“Geldi! İsmi Atlas’mış. Sence de aşırı efsanevi değil mi? ”

Eylül’nün kulaklarında Mira’nın sesi uzaklaşmaya başladı.

Atlas, başını çevirdi. Göz göze geldiler.

Ve zaman adeta dondu.

Eylü’nün kalbinde bir sızı belirdi. Gözleri—rüyadaki çocuk! Aynı gözler. Aynı sessizlik. Aynı… karanlık parıltı.

Ama ondan yayılan bir başka şey daha vardı. Tanıdık olmayan bir enerji. Sanki kelimelerle tarif edilemeyen bir… çekim hissi.

O gün boyunca ders sırasında Atlas hiç konuşmadı. Fakat Eylül, birkaç kez onun kendisini izlediğini fark etti. Göz göze geldiklerinde aklından geçen tek şey şuydu:

“Beni hatırlıyor. ”

---

Öğle arasında Mira dedikodulara devam etti. “Bazı insanlar onun bir dahi olduğunu düşünüyor. Diğerleri ise ailesinin garip işlerle uğraştığını… hatta kimileri kaybolmuş yıllardan geldiğini iddia ediyor. Birisi, geçtiğimiz sene yıldız kaymasında onu ormanda gördüğünü bile söyledi. ”

“Orman mı? ” Eylül duraksadı.

Mira kafa salladı. “Biliyorum, bu çılgınca ama… senin o rüyandaki orman da az çok gerçek sayılmaz mı? ”

Eylül söyleyemedi fakat aklında şunlar geçiyordu:

O orman her zamankinden daha gerçekçiydi.

Ve artık rüya değildi.

---

O gün okuldan çıkarken bir şey oldu.

Eylül, çantasını almak için boş sınıfa girdiğinde pencereye doğru baktı. Okul bahçesinin köşesinde Atlas duruyordu. Gökyüzüne gözlerini dikmiş, hiç hareket etmiyordu. Elinde bir kağıt vardı. Rüzgar onu savurdu ve yere düştü.

Eylülü dayanamayıp bahçeye fırladı ve kağıdı aldı.

Üzerinde eski bir dille yazılmış tuhaf semboller yer alıyordu. Ancak ortasında eski Türkçe’ye benzeyen bir cümle dikkatini çekti:

“Yıldız düşerse, ruh da düşer. Ama ruh düşmezse yıldız yolunu kaybeder. ”

Atlas Eylül’e döndü. Hiç şaşırmamış gibiydi.

Sadece sessizce başını salladı.

“Sen… zaten bulacaktın. ”

Eylülü sarsıldı. “Neyi? ”

Atlas gözlerini kaçırdı.

“Kendini. Ve daha kötüsü… seni bulacak olanları. ”

---

Eylülü o gece rüya görmedi.

Ama odasında bir gölge dolaştı.

Ve sabah uyandığında penceresinin camında buğulanmış bir cümle belirmişti:

“Uyanış başladı. ”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.