Sabahın ilk ışıkları salona süzülürken vanilya kokusu hâlâ havadaydı. Melis, başı Özgür’ün göğsünde, huzurla uyuyordu. Özgür ise gözünü bile kırpmamıştı. Parmakları yavaşça Melis’in uzun kestane saçlarının arasında geziniyor, haftalardır peşinde koştuğu o hayalin şimdi kollarının arasında oluşunu izliyordu.
Zihninde son bir ayın fırtınası dönüp durdu: Amfide bırakılan siyah uçlu kalem, kilitli depo odasındaki o tehlikeli fısıltı, tribündeki o tek bir bakış ve dün geceki o görkemli zafer... Her bir parça, Melis’in zekice kurguladığı o mükemmel yapbozun birer parçasıydı.
Melis hafifçe kıpırdadı. Koyu kahve gözlerini araladığında, doğrudan kendisine bakmakta olan Özgür’le göz göz geldi. Dudaklarında o çok tanıdık, hınzır tebessüm belirdi.
"Hâlâ uyumadın mı Kaptan?" diye fısıldadı, sesi sabahın mahmurluğuyla yumuşacıktı. "Yoksa yine sarhoş olup her şeyi unutmaktan mı korktun?"
Özgür gülümsedi. Eğilip Melis’in burnunun ucuna küçük bir öpücük kondurdu, ardından onu belinden tutup göğsüne iyice çekti. Bakışları derinleşirken kafasını kurcalayan o asıl soruyu sormadan edemedi:
"Bana direkt gelmek, karşıma geçip 'Ben buradayım' demek yerine neden böyle bir oyun yaptın Melis? Neden bir ay boyunca beni aklımı kaçırma noktasına getirdin?"
Melis başını Özgür’ün göğsüne yaslayıp parmağıyla Özgür'ün kalbinin üzerinde gezinmeye başladı. Gülüşü hafifçe törpülendi, yerini daha samimi bir ifadeye bıraktı.
"Çünkü sıradan bir karşılaşma olsaydı, geçen seneki gibi sadece bir anı olarak kalacaktı," dedi Melis, gözlerini Özgür’ün gözlerine dikerek. "Seni sarsmam, zihnine ve kalbine kazınmam gerekiyordu Kaptan. Beni aramadan, merak etmeden ve tutkuyla istemeden karşına çıkamazdım. Kolayca unutabileceğin biri olmak istemedim."
Özgür, Melis’in boyun girintisine derin bir nefes bırakıp gülümsedi. "Seni unutmak zaten imkansızdı ama kabul ediyorum... İnanılmaz bir stratejiydi Yıldız Kız."
"Seni koskoca bir ay boyunca çıldırtmak harika bir duyguydu Özgür," dedi Melis başını saklarken. "Ve kabul et, oyunun sonu her şeye değdi."
"Değdi..." dedi Özgür, parmaklarını Melis’in parmaklarına kenetlerken. "Ama oyunu sen başlattın, kuralları ben koyacağım artık."
"Öyle mi?" Melis başını kaldırıp meydan okuyan bir bakış attı. "Ne gibi kurallarmış onlar?"
Özgür, Melis’in kulağına doğru eğildi, tıpkı o kilitli depoda Melis’in ona yaptığı gibi sıcak nefesiyle fısıldadı:
"Siyah uçlu kalemin bende kalacak. O siyah saten elbise gardırobunun en önünde duracak... Ve sen bir daha asla benden habersiz o amfiden ya da hayatımdan çekip gitmeyeceksin."
Melis hafifçe kıkırdadı. Özgür’ün dudağına tutkulu bir öpücük kondurup geri çekildi.
"Kabul Kaptan," dedi gözlerinin içi parlayarak. "Zaten bundan sonra gidecek başka bir yerim de yok."