Beklenen gece gelip çatmıştı. Basketbol takımının şampiyonluk partisi, şehrin biraz dışındaki iki katlı müstakil bir villada veriliyordu. Bahçedeki havuzun kenarına kurulan dev hoparlörlerden yükselen bas sesleri, gecenin karanlığını yırtarken renkli ışıklar kalabalığın üzerinde dans ediyordu. Ortam hıncahınç doluydu; müzik, alkol ve kahkahalar birbirine karışmıştı.
Ancak Özgür için bu parti, bir kutlamadan çok bir av sahasıydı.
Kapıdan içeri girdiği andan itibaren takım arkadaşlarının tebriklerini geçiştirdi. Elindeki bardağı bile doğru düzgün tutamıyordu. Bakışları, kalabalığın üzerinde bir projektör gibi dönüp duruyordu. Zihninde dün geceden beri yankılanan o kelimeler teker teker sıralanmıştı: *1.60 boylarında, kahverengi uzun saçlar, koyu kahve gözler, vanilya kokusu ve sırt dekolteli siyah bir elbise.*
Salondan bahçeye, havuz başından üst kata giden merdivenlere kadar her köşeyi taradı. Siyah elbise giymiş birkaç kız gördüğünde kalbi hızla çarptı ama yaklaştıkça ya boyları uymuyordu ya da saç renkleri. Kız onu tam bir aydır bir gölge gibi takip etmiş, aklıyla oynamış, boynunda iz bırakmış ve geçmişindeki o kayıp geceyi zihnine ilmek ilmek işlemişti. Artık kaçış yoktu.
Saat gece yarısını geçtiğinde, kalabalık iyice hareketlenmişti. Özgür, üst kata çıkan ahşap merdivenlerin başında durmuş, alt kattaki insan denizini izliyordu. Tam o sırada, bahçeye açılan cam kapının hemen kenarında, loş ışıkların altında duran bir siluet dikkatini çekti.
Özgür’ün nefesi boğazında düğümlendi.
Kız, arkası Özgür’e dönük bir şekilde duruyordu. Üzerinde, vücudunu bir ikinci ten gibi saran, sırt dekoltesi beline kadar inen siyah saten bir elbise vardı. Omuzlarına dökülen uzun, kestane-kahve saçları hafif dalgalarla sırtına yayılmıştı. Boyu tam da dediği gibiydi; Özgür’ün göğüs hizasına ancak geliyordu.
Özgür merdivenleri nasıl indiğini, insanları nasıl yararak ilerlediğini fark etmedi bile. Attığı her adımda kalbinin güm güm vuruşu kulaklarında çınlıyordu. Yaklaştıkça, o kalabalığın ve parfüm kokularının arasından sıyrılan o tanıdık, yoğun vanilya kokusunu aldı. Bu oydu. Başka hiç kimse olamazdı.
Kızın tam arkasında durdu. Aralarında bir avuç mesafe kalmıştı.
"Bulduğunu sanıyorsun, değil mi Kaptan?" dedi kız, arkasını dönmeden. Sesi, müziğin yüksek ritmine rağmen Özgür’ün zihninde bir şimşek gibi çaktı. Depo odasındaki karanlıkta kulağına fısıldayan o pürüzsüz, tehlikeli sesin birebir aynısıydı.
Özgür elini yavaşça kaldırdı. Parmakları, kızın açıkta kalan pürüzsüz sırtına değdiğinde ikisi de hafifçe ürperdi.
"Bu sefer kaçamayacağını söylemiştin," dedi Özgür, sesi hırslı ve boğuk çıkıyordu. "Oyunu bitirmeye geldim."
Kız yavaşça arkasını döndü.
Loş ışık kızın yüzüne vurduğunda Özgür donakaldı. Koyu kahve gözler, kendinden emin ve meydan okuyan bir tebessümle doğrudan Özgür’ün gözlerinin içine bakıyordu. Yüzü o kadar tanıdıktı ki... Kampüste defalarca yanından geçtiği, kütüphanede, amfide, yemekhanede belki yüz kere gördüğü ama gizemli tavrının arkasındaki o tutkuyu hiç fark edemediği o kız tam karşısındaydı.
"Yüzümü gördün Özgür," dedi kız, adımını atıp Özgür’e iyice yaklaştı. Başını hafifçe kaldırıp Özgür’ün çenesine doğru baktı. "Şimdi söyle bakalım... Hatırlıyor musun beni? Yoksa geçen seneki gibi yine kör mü olacaksın?"
Özgür kızı belinden yakalayıp kendine doğru çekti. Aralarındaki tüm mesafeler bir anda yok oldu. Kızın elleri Özgür’ün göğsüne dayandı ama onu itmedi.
"Seni unutmak bir hataydı," dedi Özgür, gözlerini kızın dudaklarından ayırmadan. "Ama bu saatten sonra seni aklımdan çıkarabileceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun."
"Çıkarmanı isteyen kimdi ki zaten?" diye fısıldadı kız, parmaklarını Özgür’ün ensesindeki saçlara geçirerek. "Sadece beni hak etmeni istedim Kaptan."
Özgür daha fazla dayanamadı. İki haftalık kovalamaca, mesajlar, fısıltılar ve ceza dolu sessizlik yerini devasa bir tutku patlamasına bıraktı. Eğilip kızın dudaklarına kapandı. Kız da aynı hırsla, aynı açlıkla ona karşılık verdi. Kalabalık, yüksek müzik, ışıklar... Her şey bir anda silindi. Sadece ikisi, o siyah elbisenin dokusu ve vanilya kokulu o an kaldı.
Geri çekildiklerinde ikisi de nefes nefeseydi. Özgür, kızın yüzünü ellerinin arasına aldı, başparmağıyla dudağının kenarını sildi.
"Anonim oyunu bitti," dedi Özgür, gözlerinin içi gülerek. "Şimdi bana adını söyle."
Kız hafifçe gülümsedi, gözlerindeki o hınzır parıltı hiç kaybolmamıştı. "Adımı öğrenmek mi istiyorsun? O zaman beni bu partiden çıkar ve kendi evine götür Özgür... Asıl hikaye şimdi başlııyor."