Asel o yıllarda ortaokuldaydı; Yıldırım ise lisenin telaşlı koridorlarında yürüyordu. Aynı şehirde, aynı gökyüzünün altında ama birbirlerinden habersiz, her gün okullarına gidip geliyorlardı. Hayat, henüz onları yüz yüze getirmeye niyetli değildi.Asel’in okulunda Yıldırım’ın çok yakın arkadaşlarından biri vardı. Bu küçük bağ, o gün fark edilmeden kaderin ipine atılmış ilk düğüm oldu. Günlerden bir gün, Asel her zamanki gibi kaldığı dini yurttan okuluna gelmişti. İçini açıklayamadığı bir sıkıntı kaplamıştı. Ders arası telefonunu eline aldı ve Facebook’a girdi.Merakla dolaşırken, Yıldırım’ın arkadaşının profiline baktı. O anda bir fotoğraf takıldı gözüne. Fotoğrafta, gülüşüyle dikkat çeken biri vardı. Asel, ne olduğunu anlamadan fotoğrafa biraz daha yaklaştı. Kalbi, tanımadığı bir isme doğru hızlandı: Yıldırım.Etiketlere baktı. İsmini gördü. Bir an duraksadı. Sonra, içinden gelen o cesur fısıltıya uydu ve Yıldırım’a istek attı.Günler geçti. Hayat ağırlaştı. Asel’in annesi ameliyat olmuştu; Asel hastane koridorlarında, başında bekliyordu. Akşamın sessizliği çökerken, telefonunda bir bildirim belirdi.Yıldırım.“Tanışıyor muyuz?”Asel kısa cevap verdi: “Hayır. İstersen isteği kaldırabilirsin.”Ama konuşma orada bitmedi. Aksine, yeni başlıyordu. Mesajlar ilerledikçe, Yıldırım’ın da babasının başında, başka bir hastanede refakatçi olduğunu öğrendi Asel. İki farklı hastane, iki farklı şehir ışığı; ama aynı endişe, aynı bekleyiş.Sözcükler çoğaldıkça mesafe azaldı. Beklemek, konuşmayı derinleştirdi. Gece uzadıkça kalpler ısındı. O an ikisi de bilmiyordu; bu tanışma bir mesajlaşmadan ibaret değildi. Yıldırım çoktan düşmüştü.
Bölüm 3
Ekrandaki yıldırım...
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.