-Final-
Yağız karşısında duran İsmail’in yakasına yapıştı. Arkadaşı kanlar içinde yerde yatarken o öylece bakıyordu elinde onun kanıyla. “Ne l*n burda? Ne yaptın Arslan’a?” Gözleri dolmuştu ama kendini tutuyordu.
“Valla ben bir şey yapmadım. Bahar birden korktu, panikle polisin elindeki silahı aldı. Sonrada silah patladı. Bahar kaçtı.” İsmail de ne olduğunu anlamamış, her şey çok hızlı gelişmişti. Bahar silah patlayınca kaçmış ona da polisin yarasına bastırmak kalmıştı. Ancak ne yapmış olursa olsun polisi kurtarmayı başaramadı.
Lale Arslan’ın başında diye başkomiser Bahar’ın peşine düştü. Caddeye doğru kaçtığını söylemişti olaya tanık olan insanlar. Caddeye çıktığında taksi durağını gördü. Durağa gidip kaçan birini görüp görmediklerini sordu polis kimliğini göstererek. Durakta oturan taksiciler bir kadının koşturduğunu görmüştü. Ancak minibüs durağına gitmişti.
Yağız bu defa minibüs durağına gidip kaçan kadını sordu. Orada oturan teyzelerden biri Eyüp arabalarına binip gittiğini söyledi. Bürodan ekip isteyen Yağız lalenin ve rahmetli arkadaşının yanına gitti. Adliyede bulunan polisler etraftaki kalabalığı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Arslan’ın ölmüş olmasına hala inanamıyordu. “Eyüp arabalarına binmiş. Nereye gidiyor bu manyak?” Baharın sebebini bilmiyordu ama artık katilin o olduğundan emindi.
“Neden yaptı ki bunu? Arslan’ın onu denediğini anlamış olmalı. Ama diğer cinayetleri neden...” Lale fikir yürütüyordu ama başkomiser görev arkadaşını kaybetmenin acısını yaşıyordu hala.
“Yakaladığımızda neden diye sorarız. O manyak başka birini daha öldürmeden bulalım da neden yaptığını sana uzun uzun anlatır sonra.” Yağız baharın nedenleriyle onu yakaladıktan sonra ilgilenecekti.
Ekipler geldiğinde Yağız baharın Eyüp’e doğru gittiğini söyledi ve oradaki ekipleri uyardı. Kendisi de gidecekti ki Lale kolundan tuttu. “Anlıyorum acın var ama bütün Eyüp’ü arayamazsın.”
“Aslında arayabilirim.” Kolunu kurtarıp arabaya bindiğinde Lale de peşinden araca bindi. Başkomiser onun ne yapmaya çalıştığını anlıyordu ama şu an yalnız kalmak istiyordu. “Lale hanım siz diğer arkadaşlarla büroya geçin.”
“Bahar ağır bir depresyon geçiriyorsa bana ihtiyacın var. Ayrıca seni bu halde yalnız bırakmam. Nereye gidiyorsun bende geleceğim.” Deyip emniyet kemerini bağladı.
“Bir sen eksiktin bana emir vermeyen.” Vitesi bire atıp sürdü arabayı. Nerden başlayacağını henüz bilmiyordu ama ekipler Eyüp’te ya da o yol güzergahında bahara ait ne olduğunu araştırmaya başlamıştı. Onlar varmadan haberi gelirdi.
Lale de Bahar’ın psikiyatristine ulaşıp sorunu hakkında detaylı bilgi alacaktı. Numaraya ulaşır ulaşmaz aradı. Karşısına çıkan meslektaşına önce kendisini tanıttı ve danışmanı hakkında bilgi almak istediğini açıkladı. Konunun acil olduğunu anlayan psikiyatrist doğru bilgi vermek için dosyalarına bakıp döneceğini söyledi.
Biraz sonra psikiyatrist geri dönüş yaptı ve lale’yi şaşırtan bir açıklamada bulundu. Telefonu kapatırken Yağız da ters giden bir şeyler olduğunu anlamış, onun konuşmasını beklemişti.
“Bahar randevu almış ancak nerdeyse hiç gitmemiş. Karşımızda ağır depresyon geçiren, belki de sanrılar gören birisi olabilir. Dikkatli olmalıyız.” Lale’nin bilgilendirmesinden sonra Yağıza da ekiplerden bilgi geldi. Bahar’ın Eyüp mezarlığında olduğunu öğrendiğinde babasının yanına gitmiş olabileceğini düşündüler.
Mezarlığa geldiklerinde babasının nerde yattığını bulmaya çalıştılar görevliyle. Mezarlığı olabildiğince boşaltmaya çalışıyorlardı. Ekipler de geldiğinde mezarlığı kontrolleri altına aldılar ve Bahar’ın yanına gittiler. Bahar mezarlığın yanına oturmuş toprağı okşuyordu. Yanına gelenleri görünce ayağa kalktı.
“Sakin ol, biz sadece konuşmak için geldik.” Lale onu korktumamaları gerektiğini biliyordu. “Arslan’ı neden yaralandın?”
“Ben yapmadım.” Dediğinde Yağız ona yaklaşmaya çalıştı ama geri çekilince durdu. Topraktaki kazılmış küçük yeri görebiliyordu Yağız.
“Tamam, sana inanıyoruz. Gel konuşalım, seni haklı çıkaralım.” Huyuna giderek baharı yanına çekti. Korkutmamak için kelepçe takmamış ekiplerce arabaya bindirilmişti. Kazılmış toprağı bir dal yardımıyla tekrar açtı. İçindeki bıçak görülüyordu. Lale de Yağız da bunun cinayet silahı olduğuna emindi.
Olay yeri inceleme ekibini çağırırlarken Bahar’ı büroya getirdiler. Gazeteciler yılbaşı katili ile ilgili bir gelişme olduğunun haberini yapmaya başlamıştı.
Onunla konuşurken aşırı sakinliği dikkatlerini çekti. Artık sekiz kişinin katili olarak görülüyordu ancak fazla sakindi. Lale’nin onunla konuşmasında ‘annesinin kaybolduğunu’ söylemesi de enteresandı.
Yağız bunu araştırdığında doğru olduğunu gördü. Annesi bir yıl önce kaybolmuştu ve bulunamadığı için öldü kabul edilmişti. Onun kaybından sonra da tedavi görmemişti. İşinden çıkarılınca da iyice içine kapanık bir hale bürünmüştü. Ancak kimse onun durumunu fark etmemişti. Herkese karşı iyi olduğundan da göze batmamıştı.
Saatlerce konuşmalarına rağmen Bahar kimseyi öldürmediği konusunda ısrarcıydı. Ama Lale aralarındaki sohbetten bazı ipuçları toplamayı başarmış ve tam bir teşhis olmasa da sorununa bir isim bulmuştu. Bahar’ı sorgu odasında bekletip gözetiminde tuttuklarında Lale de fikirlerini Yağız’la paylaşmaya başladı. “Psikotik depresyon yaşıyor. O kadar yavaş gelişmiş olmalı ki kimse farkına bile varmamış, en yakını bile. Bir teşhisim daha var ancak emin değilim, bir doktor görüşü daha önemli. ... Capgras sendromu geçirdiğini düşünüyorum.”
Yağız ne dediğini anlamadı.” Cap, ne?”
“Sahtekar sendromu da deniyor. Kişi karşısındakinin tanıdığı kişi olmadığını, başka biriyle yer değiştiğini düşünür. Karşısındakinin sahtekar olduğunu düşünüp kendini korumaya geçebilir. Galiba yılbaşı gecesi korkusunu tetikleyen İsmail’in gelmesi oldu. Kendini tehdit altında hisseti, takip edildiğini bile düşünmüş olabilir. Onları öldürdükten sonra da bu acıya dayanamayıp beyni yaptıklarını yapmamış gibi ona oyun oynamış. Bunu beynin sahibini koruma mekanizması olarak düşün.” Çok nadir görülen sendromdu ama olabilir diye düşünüyordu Lale.
Yağız ağzı açık dinlemişti Lale’yi. En fazla Bahar’ın şizofren olduğunu düşünmüştü. Cinayet silahında da parmak izleri çıktığından artık yılbaşı katilinin Bahar Işık olduğundan eminlerdi. Emniyet müdürü ile birlikte gazetecilere katilin bulunduğunu ve sağlik durumdan bahsettiler.
Üç günün sonunda katil bulunmuştu. Lalenin teorisi doğru çıkmıştı ve akli dengesi yerinde olmadığı için hastaneye sevk edildi Bahar. Arslan’ın cenaze töreni için hazırlanmıştı. Bahar’ın işlemleriyle uğraşmaktan acılı aile ile görüşememişti. Şehidi defnederken ailesi gözyaşlarını tutamıyordu. Yok yere ölmüştü Arslan.
Cenazeden sonra başsağlığı dilemek ve Kur’an okunması için acılı ailenin evine gidilmişti. Yılbaşı katilinin son kurbanı Arslan için gazeteciler cenazede de evin önünde de çekim yapıyordu. Baş komiserin düşünceli hallerini görünce yanına geçti Lale. “Ne düşünüyorsunuz?”
“Hani Bahar’ın annesi kaybolmuş ya, bir ihtimal annesini Bahar öldürmüş olmasın. Annesinin sahte olduğunu düşünmüş olabilir. Ama öldürdüyse kadını ne yaptı diyorum. Aklıma mezardan başka bir şey gelmiyor.” Arslan’ı defnederken de aklı Bahar’daydı. Artık kimseye zarar veremezdi, kendisine bile. Ancak arkasında bir gizem bırakmıştı.
Başkomiser Yağız Erden ve psikiyatrist Lale Erbaş birlikte kısa süre içinde katili yakalamayı başardıklarından birilikte çalışmaları için emir almışlardı.
Yağız savcılıktan da mezarın açılıp incelenmesi için izin çıkarttırmış ve tahmini doğru çıkmıştı. Mezarda iki ceset bulundu. Bahar Işık toplamda dokuz kişinin katiliydi. Yılbaşı katili yakalandığında İstanbul rahat bir nefes almıştı. Tüm haber kanalları bu defa katilin yakalandığının haberini yapıyordu Ülkenin gündemi sürekli değiştiğinden o da unutulup gidecekti. Ancak Yağız başkomiser yılbaşı katilini asla unutmayacaktı.
*SON*