“Bir daha gelmeyeceğine dair söz mü verdirdin?!”
Stheno’nun kahkahaları odada yankılanırken Medusa sessizce güldü. Yaşadıklarının Stheno’yu eğlendireceğini tahmin etmişti. Kız kardeşi karnına ağrı girmiş gibi ellerini karnına koydu.
“Kabul ederim tabii, ama bir daha seni buralarda görmeyeyim!” diye taklit etti Medusa’yı. “Zavallıya hayatının en büyük kalp kırıklığını yaşatmışsın. Bir daha asla bir kadından hoşlanamayacak.”
Medusa ofladı. “Ne yapsaydım? Hayatının en büyük günahını benim yüzümden işlemişti. Ben de bunu tekrarlamasına engel oldum işte. Bir daha böyle bir şey yapmaz.”
“Tanrıça Athena minnettar mıdır sence sana?” diye alay etti Stheno.
Euryale ona kocaman açılmış gözlerle baktı. “Dikkatli konuş, Stheno. Sözlerin Tanrıça’yı gücendirebilir.”
“Tanrıça’nın şakadan anladığına eminim.”
Medusa ona öfke ve korku karışımı bir duyguyla baktı. Stheno’nun boşboğazlıkları bir gün başına büyük dert açabilirdi. Kutsal şeyler hakkında konuşurken diyeceği şeyi bir kez daha düşünüp öyle dillendirmesi gerekirdi. Bir tanrıyı gücendirmek işten bile değildi. Bunu yaptığınızda ise kendinizi büyük bir cezaya, belki lanete hazırlamak için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu.
“Bu arada, tasarım güzel olsa da geliştirilebilir.” dedi Stheno, gözleri Medusa’nın beyaz boynundaki kolyedeydi. “Mesela bazı noktalara zümrütler eklemek onu oldukça ilgi çekici hale getirir.”
Medusa’nın eli adeta içgüdüsel olarak yılan şeklindeki kolye ucuna gitti. “Bu şekilde gayet güzel.”
Stheno gibi yetenekli bir mücevher ustasının kolyeyi daha da güzelleştireceğinden emindi, fakat değişmesini istemiyordu. Kolye olduğu haliyle hoşuna gitmişti. Üstelik Medusa fazla gösterişli şeylerden hoşlanmazdı. Kolyenin bu sade halini sevmişti.
Stheno oyunbaz bir tavırla ince kaşlarından birini kaldırdı. “Sen bu adamdan bayağı etkilenmişsin.”
“Tanrılar.” diyen Euryale elini ağzına bastırdı.
Medusa başını hızla iki yana salladı. “Kendisinden değil, yeteneğinden etkilendim. Ayrıca kolyeyi beğenmiş olmamı böyle aptal bir şeye bağlayacağını hiç beklemezdim, Stheno. Sonuçta sen de bir mücevher ustasısın.”
Euryale tavrı birden değişerek, “O haklı.” dedi Stheno’ya. “Hem anlatmadık mı sana, Medusa adama buraya bir daha gelmemesi için söz verdirdi. Onu beğenseydi bir daha görmek istemez miydi?”
Stheno’nın dudağının sol kenarı kalktı. “Bilmem, kız kardeşimiz çözmesi oldukça zor biri.”
“Komik olma.” dedi Medusa öfkeyle. “Onu beğenmiş olsam size söylemez miydim sence?”
“Bilmem.” diye mırıldandı Stheno. “Gizemden hoşlanırsın.”
“Bana güvenmediğini bilmiyordum.”
Euryale sıkıntıyla iç geçirdi. “Yeter bu kadar. Gelin de yiyecek bir şey hazırlayalım. Siz de acıkmadınız mı?”
“Bir kurt gibi.” diye yanıtladı Stheno.
“Tüm gün oradan oraya gezip duruyorsun, tabii acıkırsın.”
Stheno cıkcıkladı. “Hem yemek hazırlamayı öneriyorsun, hem de laf dokunduruyorsun.”
Kız kardeşi onu duymazdan gelip cevabını zaten bildiği bir soru sordu: “Balık almıştın, değil mi?”
Stheno başını sallayınca üç kız kardeş mutfağa yöneldiler. Tapınağın çaprazına inşa edilmiş küçük bir evde yaşıyorlardı. Minik bir mutfak, ondan daha minik bir banyo, üçünün paylaştığı bir yatak odası ve oturma odasından oluşan ev kil tuğladan duvarlarla çevreleniyordu. Zemin ise basit, krem rengi mermerle kaplıydı. Bazı soğuk günlerde kız kardeşler, tepenin serin rüzgarlarını içeri alan camsız pencereleri hasırla örterdi, böylece esinti biraz olsun kesilirdi.
“Medusa, sen ateşi yak, ben de şunları temizleyeyim.” dedi Euryale balıkları tezgaha alırken.
Medusa başını sallayıp dışarı çıktı. Odunluğun kapısını açtıktan sonra içeri girdi ve birkaç parça ince odun aldı. Ardından mutfağa geri döndü. Bir parça odunu, ocakta cansızca yanmakta olan kora dikkatlice değdirip beklemeye başladı. Parça sonunda alev aldığında onu ocağın içine bırakıp diğer odunları da üstüne yığdı.
Bu sırada Euryale balıkları temizlemeyi bitirmişti. Onları geniş bir kil tabağa koyduktan sonra tabağı ocağa yerleştirdi. Balıkların pişmesini beklerken masaya oturdular. Medusa, Stheno’ya gününün nasıl geçtiğini sordu. Aralarından bir tek Stheno tapınaktan ayrılıp şehre inerdi, Euryale ve Medusa acil bir durum olmadıkça bunu yapmazdı. Zaten Medusa şehir halkının kendisine duyduğu aşırı ilgi sebebiyle bir süredir gözlerden olabildiğince uzak kalmaya çalışıyor, adeta saklanıyordu. Bu nedenle ortada bir ölüm kalım meselesi olmadıkça şehre asla yaklaşmazdı.
“Ne iyi ne kötü.” dedi Stheno yamuk burnunu kırıştırarak. “Adamın biri bana dünden kalmış olan balıkları satmaya kalktı. Kadın olduğuma dua etsin, kendimi sakin olmaya zorladım.”
Euryale ona endişeyle baktı. “Stheno, erkeklerle sakın tartışayım deme. Sonuçlarının ne olacağını biliyorsun.”
“Hah,” diye bir ses çıkardı Stheno. “Her zaman onlar haklı tabii ki, çünkü biz güçsüz yaratıklarız. Üstelik kafamız da çalışmaz!”
“Keşke bize daha iyi muamele etseler.” Medusa iç geçirdi. “Ama yapacak bir şey yok, dünya böyle. Tanrılardan erkekleri daha merhametli kılmalarını dileyebiliriz ancak.”
“Dilerim öyle yaparlar.” dedi Euryale. “Neyse ki biz hepsinden çoğunlukla uzaktayız.”
Evet, tapınağa her gün illa ki erkekler geliyordu: gerek ibadet etmek gerek Medusa’yı görmek için. Ancak hayatlarını Athena’nın tapınağında geçiren bu üç kadına saygıyla yaklaşıyorlardı. Eğer bu kutsal yerde onlara herhangi bir şekilde zarar verecek olsalardı hiç şüphesiz tanrıların gazabını üzerlerine çekerlerdi.
Balıklar biraz piştikten sonra Stheno peynir, yeşil zeytin, şarap ve incir getirmek için mahzene indi. Bu sırada Medusa onun aldığı taze kuşkonmazları yıkayıp kesti. Euryale ise sabah pişirdiği ekmeği dilimledi.
Balıklar hazır olana kadar masayı hazırladılar. Ardından birlikte masaya oturdular ve yemeye başlamadan önce tanrılara dua ettiler. Hem kendileri, hem diğer kız kardeşleri Enyo, Pemphredo ve Deino, hem de anneleri Keto ve babaları Phorkys için.
Ebeveynleri, dünyanın kendisi olan tanrıça Gaia’nın ve denizin kendisi olan tanrı Pontus’un çocuklarıydı. Birlikte derinlerdeki diğer yaratıklara hükmederlerdi. Birlikteliklerinden Gorgon kız kardeşler ve Graeae kız kardeşler dünyaya gelmişti. Graeaeler doğuştan gri saçlara sahip yaşlı kadınlardı, aralarında bir göz ve bir dişi paylaşırlardı. Gorgonlar onları yalnızca bir defa görmüştü fakat dualarında onlara da yer verirdi.
Masayı topladıktan sonra saat geç olduğu için yatmaya karar vererek paylaştıkları odaya gittiler. Burası fazla geniş olmayan, üç dar yatak ve yatakların her birinin ucunda ahşap birer sandık yer alan bir odaydı. Kadınlar kendi sandıklarını açarak geceliklerini çıkardılar ve üstlerini değiştirdiler. Ardından her biri yatağa girdi. En sağdaki yatakta yatan Medusa kız kardeşlerine iyi geceler diledikten sonra ince örtüyü üzerine çekerek arkasını döndü. Parmakları boynundaki altın kolyenin yılan biçimindeki ucunu dürtüsel bir şekilde buldu. Dudaklarını çekiştiren gülümsemeye engel olmaya çalışsa da başaramadı.
Oysa bunun, olayın tamamının, Leptines’in tapınağa sırf Medusa için gelip ona güzel mi güzel bir kolye hediye etmesinin ve dahası Medusa’nın bunu kabul etmesinin gök gözlü tanrıça Athena’yı ne kadar kızdırdığının farkında olsaydı asla gülümsemezdi. Athena öyle öfkelenmişti ki öfkesine çabuk yenilen bir tanrı olsaydı onu o an cezalandırırdı. Fakat zeka tanrıçası doğru anı bekliyordu. Medusa’nın ilk hatasında gazabını üzerine salacaktı. Üstelik bunu nasıl yapacağını da detaylı şekilde planlamıştı. Zeus’un kızı kimsenin onu bu şekilde aşağılamasına izin vermezdi.
Merhamet etmeyecekti.
