Üniversitedeki ilk ders düşündüğümden daha uzun sürmüştü.
Belki de ben sürekli saate baktığım içindi.
Hocanın anlattıklarından çok, önümde oturan çocuğun beş dakikada bir kalemini düşürmesini izliyordum.
"Demek sadece ben sakar değilmişim."
Bu düşünce nedense moralimi düzeltmişti.
Ders bittiğinde sınıf bir anda hareketlendi.
Herkes ya yeni tanıştığı biriyle konuşuyor ya da telefonuna sarılıyordu.
Ben ise çantamı omzuma takıp sessizce kapıya yöneldim.
"Dur!"
Arkamdan gelen sesle döndüm.
Yanıma kıvırcık saçlı, ela gözlü bir kız koşarak geldi.
Nefes nefeseydi.
"Sonunda yetiştim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"...Beni mi çağırdın?"
"Evet."
"Tanışıyor muyuz?"
"Hayır."
"O zaman neden peşimden koştun?"
Kız kahkaha attı.
"Çünkü sınıfta tek başına oturan tek kişi sendin."
"Bunun biraz üzücü olduğunu farkındasın, değil mi?"
"Hayır."
"Şimdi fark ettin."
"Biraz."
Elini bana doğru uzattı.
"Ben Asya."
Elini sıktım.
"Defne."
"Güzel isim."
"Seninki de."
Asya yüzüme dikkatlice baktı.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"İnsanlardan çekiniyor musun?"
Soruyu o kadar rahat sormuştu ki birkaç saniye cevap veremedim.
"Biraz."
"Belli oluyor."
"Bu kadar mı?"
"Evet."
İç çektim.
"Harika."
"Aslında tatlı duruyor."
"Buna iltifat mı demeliyim?"
"Aslında evet."
İkimiz de güldük.
İlk defa kampüste gerçekten rahat hissettim.
Asya konuşmayı seven biriydi.
Ben ise dinlemeyi.
Garip şekilde uyum sağlamıştık.
"Şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordu Asya.
"Hiç bilmiyorum."
"Kampüsü gezelim."
"Kaybolursak?"
"Bulunuruz."
"Bu hiç güven vermedi."
Asya omzuma hafifçe vurdu.
"Biraz rahat ol."
Birlikte kampüste dolaşmaya başladık.
Asya durmadan konuşuyordu.
Ben ise çoğunlukla dinliyordum.
Ama anlattıkları sıkmıyordu.
Tam tersine...
Sanki yıllardır tanıyormuşum gibiydi.
"Ben çok konuşuyorum, değil mi?" dedi bir anda.
"Biraz."
"Rahatsız oldun mu?"
"Hayır."
"Yalan söyleme."
"Güzel konuşuyorsun."
Asya birkaç saniye bana baktı.
"Tamam."
"Artık arkadaşız."
"Bu kadar kolay mı?"
"Evet."
"İnsan seçmiyor musun?"
"Seni seçtim işte."
İstemeden gülümsedim.
Öğle arasında kantine girdik.
İçerisi beklediğimden daha kalabalıktı.
Boş masa bulmak neredeyse imkânsızdı.
"Şurada yer var!" dedi Asya.
Tam masaya doğru yürürken biri sandalyeyi çekti.
Dengemi kaybettim.
"N'oluyor..."
Düşeceğimi sandığım anda güçlü bir el kolumu tuttu.
Refleksle başımı kaldırdım.
Mert.
Bir an ikimiz de konuşmadık.
"İyi misin?" diye sordu.
"Evet..."
Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.
Kolumu yavaşça bıraktı.
"Dikkat et."
Asya hemen yanıma geldi.
"Defne, iyi misin?"
"İyiyim."
Sonra Mert'e döndü.
"Teşekkür ederim."
"Önemli değil." dedi Mert.
Tam gidecekken arkasından bir çocuk seslendi.
"Mert! Buradayız!"
Mert eliyle "geliyorum" işareti yaptı.
Gitmeden önce bana kısa bir bakış attı.
"Bugün ikinci oldu."
"Ne?"
"Seni düşmekten kurtarışım."
Gözlerimi hafifçe kıstım.
"İlkinde ben düşmedim."
"Sayılır."
"Sayılmaz."
İlk kez biraz daha belirgin gülümsedi.
"O konuda anlaşamayacağız."
Arkasını dönüp arkadaşlarının yanına yürüdü.
Asya dirseğiyle koluma hafifçe vurdu.
"Yakışıklıymış."
"Kim?"
"Az önce seni tutan çocuk."
"Normal biri."
"Defne."
"Hı?"
"Yalan söylemeyi gerçekten beceremiyorsun."
Yüzümün ısındığını hissettim.
"Abartıyorsun."
"Ben daha hiçbir şey söylemedim."
Elime meyve suyumu alıp masaya oturdum.
Kendi kendime söylenmeye başladım.
"Bugün ikinci kez karşılaştık."
Kos koca üniversitede...
Tesadüf olmalı.
İçimdeki ses ise hiç ikna olmuş gibi durmuyordu.