Hayat ne kadar garip değil mi?
Birileri ağlarken birileri gülüyor...
Birileri mutlu birileri üzgün...
Birileri yaşamaya çalışırken birileri ölmek istiyor...
Konuştuğumuz o tatlı, naif, etrafına gülüşler saçan insanlar kim bilir içlerinde ne savaş veriyolar.
Hangi savaşta kazanıyorlar? Hangi savaşta kaybediyorlar?
Herkesi mutlu sanıyoruz, hatta bazen yoldan geçen birini gördüğümüzde 'Keşke onun yerinde olsaydım diyorsunuz'.
Nerden biliyorsun onun mutlu olduğunu?
Nerden biliyorsunuz sizin hayatınızdan daha güzel bir hayat yaşadığını?
Herkesin kaderi doğmadan önce belirlenmiş...
Benim kaderim buydu, benim kaderimde acı çekmek vardı.
Acı çekmek istemiyordum, mutlu olmak istiyordum. Gerçekten mutlu olmak istiyordum...
İçimdeki kopan fırtınaları , acılarımı, küçük kız çocuğunun çığlıklarını ufacık bir gülümsemeye sığdırdım.
İşte bu kadar kolaydı, hiç kimse ufacık bir gülümsemeden bir şey anlamazdı...
......
1 saattir koskoca denizin önündeki bankta oturmuş Alpay'ı bekliyordum.
İnsanlar beni bekletmeyi çok seviyordu herhalde, biraz daha beklersem ağaç olup meyve vericektim.
Gözlerimi kapatıp kafamı gökyüzüne kaldırdım...
Saatlerce ağlamak istiyordum, ama güçlü durmak zorundaydım.
Kesinlikle bunun kadar berbat bir his olamazdı, boğazımda dikenli teller vardı sanki, ne zaman yutkunmaya çalışsam acıyordu.
Gözlerimi açıp sonunu göremediğim denizi ve doğmaya başlayan güneşi izledim.
"İşte terkedilmek bu kadar kolay Rüya hanım...unutulmak bu kadar kolay."
"Unutulduğunu sanmıyorum. "
Sağımdaki ses'e döndüğümde Alpay'ın ağaca yaslanmış bana uzun uzun baktığını gördüm.
"Ne zamandır ordasın? "
"Sen düşüncelerinde boğulmaya başladığından beri."
Yanıma gelip oturduğunda kısa bir an gözgöze geldiğimizde gözlerimi kaçırdım, fakat o hala bana bakıyordu.
"Öldüğünü düşünmüştüm. "
"Bende aynısını senin için düşündüm. "
"Neden? "
"22 korumanın olduğu eve girdin,3 korumamı öldürdün 2 korumamı bayılttın... 16 korumaya görünmeden nasıl çıktın? "
Gözleri bana şaşkınlıkla bakarken gülüşümü gizleyemedim.
Korumalarını öldürmeme değil de ordan nasıl çıktığıma bakıyordu.
Bu benim için çocuk oyuncağıydı, sessiz olursan kimse duymazdı bu benim felsefemdi.
"Benim için çocuk oyuncağı. "
Aramızda uzun bir sessizlik oldu. Artık Alpay'a birinin gerçekleri söylemesi gerekiyordu bu ben olmamamlıydım, annesinin söylemesi gerekiyordu ama Alpay'ın onun adını bile duymak isteyeceğini sanmıyordum.
"Alpay-"
"Çok güzelsin. "
Söylediği şeyle anlamsızca gözlerine baktığımda hala uzaklara bakıyordu.
"Ne? "
Yüzüme baktığında gözlerinde bilmediğim duygular vardı.
"Yıllar geçti Rüya ama sen hala çok güzelsin. "
Yüzüme hücum eden sıcaklığı görmezden gelerek konuyu değiştirmeye çalıştım.
"Saol ama konuşmamız gereken daha önemli konular var."
"Değişmeyen tek şey güzel olman değilmiş."
"Neden gitmemize izin verdin? "
Derin bir nesef alarak tekrar uzaklara daldı.
"O daha çocuk, bu savaşta olmaması gereken masum bir kız çocuğu.Kaçırıldığından bile haberim yoktu eğer olsaydı buna izin vermezdim. "
"Peki....ben?Beni babana götürebilirdin. "
"Sana zarar gelmesini istemiyorum, bu senin baş edebileceğin bir savaş değil. "
"Adnan'ın amacı ne? "
"Öldürmek... Annemi ve babanı. "
Anlaşılan Ela dan haberi yoktu ve bende bahsetmemeliydim.
Bu adamın gözü hiçbirşeyi görmüyordu ve birini öldürmeden durucağını sanmıyordum.
Belki de başka birşeyler vardır, belki de konu sadece ihanet değildir.
"Babamı durdurabiliceğimi sanmıyorum Rüya. Yılların nefreti var içinde, sâdece o değil.... bende nefret ediyorum. "
"Nefret bir çözüm değil Alpay, nefret etmek sâdece sana zarar verir. "
"Bu durumda senin zarar görmeni istemiyorum...şuan seninle görüşmem bile yanlış. "
"Endişelenme kendimi koruyabilirim, ama başının benim yüzümden derde girmesini istemiyorum, gerçekten gidebilirim Alpay."
"Hayır, hiçbir yere gidemezsin. Seni yıllar sonra buldum, benden gitmene izin vermem Rüya... "
İçimde bir şeylerin eridiğini hissettim, kalbim hızla çarparken kendimi kontrol etmeye çalışıyordum. Bunlara alışık değildim, alışmamalıydım.
Benden nefret etmiyordu, belkide hala seviyordur.
Ya yalansa?
Amacı sadece İntikam almaksa.
Hayır Rüya, güvenmek yok.Böyle bi hayat yaşarken kimseye güvenemezsin.
Gözlerimi kaçırarak tekrar konuyu değiştirdim.
"Sence ne olucak? "
"Bilmiyorum, ama birileri intikam almadan durmayacak. "
Bunu tek başıma halledemezdim, Sibel ile konuşmam gerekiyordu.
Belkide Alpay gerçekleri öğrenince annesini ve kardeşini koruyacaktı.
Yapma Rüya, ya Alpay eskisi gibi değilse ya amacı başkaysa. Onu tanımıyoruz ve güvenemeyiz Rüya, güvenmek bizi tekrar yıkar.
Haklısın iç ses, güvenmemeliyiz.
"Artık gitmeliyim. " diyerek ayağa kalktım.
"Tekrar görüşücez."
Ona dönerek anlamsızca suratına baktım.
"Az önce seninle görüşmem yanlış diyen sen değil miydin? "
"Bu seninle bi daha görüşmeyeceğim anlamına gelmez Rüya, tekrar görüşücez."
Gözlerimi devirip arkamı döndüğümde bi anda elimden tutarak beni göğsüne çekti.
Şaşkınlıktan ne yapıcağımı bilemezken Alpay bir elini belime atarak diğer eliyle de saçlarımı okşadı.
Ceketinden gelen tarçın ve barut kokusuyla gözlerimi kapattım.
Tarçın kokması normaldi, ama barut?
İki alakasız kokunun birbirine bu kadar yakışması imkansızdı.
Kendimi toparlayarak ondan ayrıldım. Hiç birşey demeden arkamı dönerek motoruma bindim.
Kaskımı takarken hala beni izlediğini farkettim, ona aldırmadan olduğum yerden hızla uzaklaştım.
Üzgünüm Alpay ama sana güvenmemi bekleme eğer bu bir savaşsa ben tarafsızım, ihanet edersen ihanet ederim.
Lütfen.... İhanet etme bana.
....
"Oğlum şu topu düzgün atsana, Arif amca affetmez bak keser atar bu sefer. "
"Korkuyorum ama birtanem napıyım,bir yerime gelirse acır. "
"Hey allahım. Murat çık git şurdan delirtme beni. "
Eve vardığımda Murat ve Fırat bahçede voleybol oynuyorlardı, Başak ve Çağanda köşedeki masada oturuyolardı.
Yanlarına gittiğimde Hararetli konuşmaları yüzünden beni görmemişlerdi.
"Ya ama bak bi kere konuşsan ne olur, en yakın arkadaşın değil miyim? Onca yılın hatrına bi kere konuş lütfen. "
"Çağan bak sus yemin ederim masayı kafana geçiricem. "
"Öyle olsun Başak hanım, siz dersiniz ama 'çoğon rosto-"
Çağan'ın lafını bitirmesine izin vermeden önündeki çerezliği eline alınca Çağan hemen kalkarak eve doğru koştu.
Arkasından fırlatılan çerezlerin hepsi yere dağılırken Başak sinirden köpürüyordu.
"Ne Cansuymuş bi bitmedi aşk defterin, bir insan 3 günde 50 kişiye nasıl aşık olur ya. Sana selam verene aşık oluyosun. "
Onların bu haline kendimi kaptırarak kahkaha attığımda Başak'ın bi anda bana dönen bakışlarıyla yerimde sıçradım.
"Ooo kimleri görüyorum siz evinizin yolunu bilirmiydiniz Rüya hanım? "
"İşlerim vardı. "
"Senin işlerin hiç bitmiyor ki, ne hikmetse 7/34 mesaidesin. Ben bile restoranda bu kadar çalışmıyorum, hayır yani nereye gittiğini de söylemiyorsun. Devlet sırrı mübarek, gene ne yapmaya gittin. "
"Alpay ile görüştüm. "
Söylediğim şeyle ağzı şaşkınlıktan açılmıştı, bunu duymayı beklemiyordu. Başak'a kalsa Alpay ultra tehlikeli biriydi, aslında haksızda sayılmaz sonuçta yaptığı işler belliydi.
"Bakma bana öyle, sadece konuştuk. "
"Birtanem iyi misin sen? O adamın tehlikeli olduğunı biliyorsun, ne konuştun acaba. "
"Hiçbirşey... Hem o benim çocukluk arkadaşım, bence tanımak için bi fırsat vermeliyim. "
"Tamam. Tanı tabikide bunda sorun yok, asıl sorun... Ya amacı sana zarar vermekse. "
"Merak etme, dikkat ederim. "
"Nasıl bi işin içine girdin farkındasın demi Rüya. Bu adam ortaya çıktığından beri başına gelmeyen kalmadı, az kalsın ölüyördun. "
Haklıydı, yine haklıydı.
"Beni onların hayatını kurtarmak için bırakmış."
"Ne? Kimin hayatını? "
"Sibel ve Ela onun kızı değilmiş. Adnan'ın karısı ve kızı... "
"Adnan... Bir dakika, düzgünce anlatır mısın şunu. "
"Ahmet ve Sibel yakın arkadaşlarmış, Adnan da bunu görüp İhanet etmekle suçlamış, sonrada böyle birşey olmadığını kanıtlaması için Ahmet'ten Sibeli öldürmesini istemiş ama o yapmamış.. "
"Sevdiği için mi? "
"Hayır, Sibel Ela'ya hamileymiş ve Adnan'nın bebeğin Ahmet den olduğunu düşünüp öldürüceğinden korkup söylememiş. Adnan tehdit etmiş Ahmeti, sonra da büyük kahramanımız plan yapmış, Sibeli ve kızını kurtarmak için karısını ve kızını terk etti. Ne büyük kahramanlık ama. "
"Alpay'ın kardeşi... Ela. Alpay bunu biliyor mu?Söyledin mi? "
"Hayır Ahmet'ten sanıyolar.Alpay konusunda kararsızım, Ela'nın zarar görmesini istemiyorum o masum bir çocuk. "
"Yapma Rüya, sen kendine bile merhamet etmezsin. Seni senden daha iyi tanıyorum. "
Söylediği şeye aldırış etmeden etrafa bakındım.
"O nerede? "
"En son salondaydı. "
Ayağa kalkarak eve doğru yürüdüm, Murat ve Fırat'ın bağırışlarını anca duymuştum.
"Oğlum topa niye ayağınla vuruyon, futbol değil bu voleybol."
"Ellerim acımıya başladı ama birtanem, şuna bak sürdüğüm bütün kremler boşa gitti. "
"Murat allah rızası için geç otur."
Her zamanki halleriydi. Murat yetimhanede büyümüştü, annesi ve babası trafik kazasında ölmüştü. Kolay bir hayat yaşamamıştı, tanıştığı ilk kişi Adem'di, Adem belli etmiyordu ama Murat'a fazla önem veriyordu, onu ölen kardeşinin yerine koyuyordu.
Hepimiz kötü şeyler yaşadık zamanında ve hala yaşıyoruz. 7 kardeştik, birbirimize ne olursa olsun hep sahip çıktık. Kötü ya da iyi her zaman yanyanaydık. Eğer bir gün bu aptallardan ayrılırsam gerçekten yalnız kalırdım, işte o zaman kimsem olmazdı.
İçeri girdiğimde arkamdan Başak'ın da geldiğini gördüm. Çağan salonda televizyon izliyordu, gözüm Ahmet ve Ela'ya takıldı.
Ela banyodan yeni çıkmıştı galiba, Ahmetin kucağına oturmuş saçlarını taramasını bekliyordu.
Saçlarını tarıyordu.
Bir kere bile saçlarımı okşamayan babam kendi öz kızı olmayan çocuğun saçlarını tarıyordu.
Başak ellerimin titrediniği farketmiş olucak ki yanıma gelip ellerimi tuttu.
Sinirle ellerini ititp Ahmetin tam karşısındaki koltuğa oturdum.
"Abla bak babam bana ne getirdi. "
Elindeki bez bebeği bana gösterirken gözlerim hala Ahmet'teydi.
"Mutlu musun? "
"Anlamadım."
"Diyorum ki bizi bunun için terk ettin, bu ikisini korumak için terkettin. Şimdi mutlu musun? "
Sibel'e sinirle baktığında Sibel Ela'yı kucağına alarak gitmeye yeltendi.
"Peki sen mutlu musun Sibel? "
"Onun konuyla bir alakası yok. "
"Çok özür dilerim Ahmet bey sevdiğiniz kadına bişey demem."
"Sibel Ela'yı odasına götür. "
Sivel merdivenlerden çıkarken ben söylediklerine gülüyordum.
Belki de gerçekten aralarında bir şey vardı. Belki de aile kurmak için bizi terketmişti.
"Tabi çıkar odasına, allah korusun kötü birşeyden etkilenir filan. "
Başak beni susturucakken Çağan onu durdurdu.
O da biliyordu, durmayacaktım.
Gözlerimden yaşlar süzülürken artık nefretimi kontrol edemiyordum.
"Neden baba... Neden bunu bana yaptın? "
"Özür dilerim. "
"Özür dileme, özür dileme baba. Bana bir sebep ver deki bunun için yaptım. Bunun için terkettim sizi de, bişey de baba. "
"Sakince oturup konuşalım... Lütfen kızım. "
"Kızım deme bana, ben artık senin kızın değilim. Ben artık senin hiçbirşeyin değilim."
Başak çalan telefonuyla mutfağa ilerlerken Çağanda arkasından gitti.
Artık ikimiz vardık.
"Hayatımı mahvettin, bütün hayallerimi yok ettin. Artık gülemiyorum, ben artık sevemiyorum. Ben yaşayamıyorum baba, sen beni ölüme terk edip gittin. Sen gittin annem yataklara düştü, annem beni unuttu.... Beni kendi kızını unuttu ama seni hatırlıyor. "
Kahkaha attığımda artık kendimde değildim. Sesim bütün evde yankılanırken ben kendimi duyamıyordum.
"Sen bizi mahvettin, sen bizi yok ettin... Beni yok ettin baba. İçimdeki umutlarımı, hayallerimi yok ettin. Sen beni mahvettin.... Günlerce mezarında ağladım, günlerce baba diye ağladım ben ama sen yoktun. Annem hastalandığında daha 10 yaşındaydım, sırf ona bir şey olmasın diye günlerce uyumadım. Çok acı çektim baba, ben kendimi öldürmek istedim ve sen yanımda değildin. Sokaklarda baba diye ağlayarak dolaştığımda beni adını bile bilmediğim insanlar evime getiriyordu. Sen benim neler yaşadığımı bilmiyorsun. Sen benim kaç kez öldüğümü bilmiyorsun. "
Artık ağlamayı bırakmıştım, artık tek ağlayan o'ydu.
"Sen o kızın saçlarını okşadın ama beni hiç sevmedin... Neden? Neden bana sarılmadın, neden hiç saçlarımı okşamadın? Neden gittin baba, neden? Beni neden sevmedin baba? "
Bacaklarım beni artık taşıyamıyordu, etrafımdaki herşey dönerken gözlerim kararmaya başlamıştı, eğer burdan gitmezsem daha kötü olucaktım. Nefes alamya ihtiyacım vardı.
Yanından çekip giderken son kez arkamı döndüm.
"İçimdeki kız çocuğunun sana dair umutlarının hepsi 13 sene önce öldü. Ne saçlarımı okşa ne de yanımda kal. Artık büyüdüm baba, sana ihtiyacım yok. Artık yanımda kalsanda saçlarımı okşasanda hiç birşey ifade etmez. "
Bir süre gözlerine baktığımda görebildiğim tek şey pişmanlıktı.
Ama çok geçti.
Pişman olması yada özür dilemesi hiçbirşeyi yerine getiremezdi.
Arkama bakmadan evden çıkarken, bedenim iflas etmemek için zor duruyordu.
Kaskımı takmaya Tenezül etmeden motoruma binip uzaklaştım.
Annemi görmek istiyordum, ona ihtiyacım vardı, beni sadece o iyileştirirdi.
Anayola girdiğimde gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Farketmeden hızlandığımda
Cebimde çalan telefonun titreşimini sonradan hissettim Elimi cebime atarak zar zor çıkarttığım telefona baktım, Yıldırım arıyordu.
Cevap vermiyecektim.
Bu halde olmazdı.
Yola döndüğümde 2. Kez çalmaya başladı, tekrar kapattıktan sonra daha fazla hızlandım. Annemi istiyordum, bir an önce yanına girmek istiyordum.
Kararan gözlerime inat yola devam ettiğimde 3. Kez çalan telefonu dayanamayarak açtım.
"Yıldırım? "
Sesim o kadar az çıkmıştı ki ben bile zar zor duyuyordum.
"Hemen eve geri dön Rüya. "
"Fazla uzaklaştım Yıldırım, artık dönemem.'
" Lütfen sözümü dinle ve eve gel . "
"Gelemem Yıldırım, şuan anneme ihtiyacım var."
"Rüya... Enver Amca aradı... Annen-"
Sağ yoldan gelen büyük kırmızı kamyon ikimizinde cümlesini yarıda bıraktı.
Bilmediğim bir yere savrulurken bütün kemiklerimin kırıldığını hissettim.
Başımı yere çarptığımda hatırladığım tek şey kafamdan akan kan ve annemdi.
Sonrası derin karanlık.
