Bugün pazartesiydi. Öğretmen yerimizi değiştireceğini söylemişti ama bu kadar erken olacağını düşünmemiştim. Biz daha sınıfa girer girmez öğretmen herkesi ayakta bekletiyordu.
"Öncelikle cuma günü yerlerinizi ne olursa olsun değiştireceğimi söylemiştim. Ve ben dediğimi yaparım. Tam olarak şuan yapıyorum zaten! Neyse, şimdi ismini söylediklerim gösterdiğim yere inkar etmeden geçecek. Zaten benim fikrime uymayanlar ne olacağını biliyor, değil mi?"
Bahsettiği şey disiplin. Yani derste çok küçük bir ses çıkarsak da kızmak yerine bizi anında müdüre yönlendiriyor. Bu kadar üşengeç bir kadın işte! Okuldaki tüm öğretmenler garip.
"Demir, sen Beyza'nın arkasına geçiyorsun. Tahta tarafına dönük olacaksın. Emre, sen Demir'in yanına geçiyorsun. Elena, sen Demir'in yan sırasına geçiyorsun. Zeynep, son olarak sen de Elena'nın yanına oturuyorsun."
Yan yana gelemedik ama yan sıradaydı. Yani birbirimize yakındık. Demir memnun gibiydi. Bende memnundum. Sıramıza yerleştikten sonra dersin başlamasına daha çok olduğu için dışarı çıktık.
"Elena, senin ismini kim koydu? Kafandan mı uydurdun?"
"Eğer kafamdan uydursaydım daha iyi bir isim bulabilirdim." diye dalga geçtim. "Aslında eskiden senin kadar değerli bir dostum vardı. Yani benden belki 20 yaş büyüktür ama yine de arkadaşımdı. Adımı o koydu. Yurttaki çalışanlardan biriydi. Ama sonunda, o da beni bıraktı. Vedalaşmadı bile. Ama yanımda olsaydı pek bir şey değişmezdi. Çünkü sen onun eksikliğini hissettirmiyorsun."
"Bu kadar depresif olma, ben hala buradayım. Gitmiyorum yani! Böyle iyi bir dost bulmuşum bırakır mıyım?"
"Evet ben de bırakmam. Bence sonsuza kadar dost olalım. Ama gerçekten, kim olursa olsun o herhangi biri için satmayalım birbirimizi.
"Tamam, zaten sen bunu söylemesen de ben satmazdım seni. Sende beni satmazdın."
"Aynen öyle. Ama arkadaş olduğumuz sürece birbirimize sırlarımızı anlatacağız. Bence böyle daha güçlü bir bağımız olur."
"Peki. İlk sır benden o zaman!"
"Gönder gelsin hemen."
"İpek ile zenginliği yüzünden arkadaş olmuştum. Ve arkadaş çevresinin eğlenceli olmasından. Ama o beni tınlamıyormuş bile! Yani ben de tınlamıyordum aslında. Neyse saçma işte. Peki sen hangi sırrını söyleyeceksin? Biliyorsun, hangi gün olursa olsun öğreneceğim demiştim."
Ama o bu soruyu sorduğunda zil çaldı. Bir şey demeden yukarı çıktık. Çıkarken merdiven çok kalabalık olduğu bir anlık dengemi kaybettim. Ama düşmedim çünkü elimi tutmuştu. Şaka değil, gerçekten elimi tutuyordu! Gülümsedim. O da tatlı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Türkçe dersiydi. Öğretmen şiir okutturuyordu. Ben de bir andan içimden okuyordum. Kafamı hafif yana çevirdiğimde -ki yan tarafa bakmıyordum- Demir'in beni izlediğini fark ettim. Ama görmemiş gibi yapıyordum. Sonra yalandan ama gerçekçi bir şekilde esnedim ve Demir de esnedi! Çünkü esneme bulaşıcıdır ve onun benim ardımdan esnemesi beni kesinlikle izlediğinin kanıtı.
Sıra Demir'e gelince utanmaması için bakmadım. Kimsenin ona bakmamasına rağmen bazı kelimeleri kekeleyerek söylüyordu. Bir metin veya kelime okurken hep böyleydi. Sonra o okumasını bitirince sıra bana geldi. Normalde hızlı okurum ama ben de kalabalık içinde okurken heyecanlanıyorum. Okumaya başladığımda Demir hala ve hala beni izliyordu. Şimdi ben nasıl pürüzsüz okuyayım? Hem de o bana bakarken, beni dinlen. Diye düşünmeme rağmen kötü okumadım. Bitirdiğimde büyük bir nefes aldım. Sonra yana baktım ve göz göze geldik. Kimle diye sorarsanız, evet. Demir ile. Sonra gözümü kaçırdım ve güldüm.
Ders bitmişti. Yani çıkış saati. Demir hemen bana yöneldi:
"Çok iyi okudun bu arada. İnkar etme, ben baya kötüydüm."
"Abartma, sadece heyecanlandın. Ama okurken titriyorsun. Neden böyle?"
"Bilmiyorum. Her zaman böyle oluyor. Büyük ihtimalle sosyal anksiyetem var."
"Ama benimle konuşurken titremiyorsun ya da kekelemiyorsun."
"Çünkü sen farklısın, yani yanlış anlama. Samimisin, güven veriyorsun... Yani yine yanlış anlama, arkadaşlık bakımından-"
"Tamam, yanlış anlamıyorum!"
Okuldan çıktık. Sessiz bir yürüyorduk. Demir bir anda konuştu:
"Senin doğum günün ne zaman?"
"16 Nisan. Seninki?"
"Benimkine daha var da seninki az kalmış! Bugün 11 Nisan ve 5 gün sonra doğum günün."
"Seninki kaç gün sonra?"
"Benim doğum günüm Haziran'da. Yani daha 2 ay var. Neyse boş ver. Yarın sır verme sırası sende."
"Evet biliyorum. Ama kime aşık olduğumu yarın da söylemeyeceğim."
"Olsun, 10 yıl da olsa beklerim."
Ben seni sonsuza kadar beklerim. Yeter ki aşık ol bana...