İçeriğe geç

Yetimhane Kızı (1)

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Yetimhane Kızı (1)

Bölüm 16

Şiddet

Yurttan çoktan çıkmıştım. Yağmur yağıyordu. Islanmaktan bir hal olmuştum. Yanıma ceketimi de almamıştım. Tam bir aptalım.

Derken yanımda Demir'i gördüm.

"Naber? Çok ıslanmışsın. Ve, sen deli misin? Yanına niye -en azından- hırka gibi bir şey almadın? Zaten hastasın iyice hastanelik olacaksın."

"Dışarıya bakmadım. Zaten çıktığımda da yeni başlamıştı yağmur. Bu arada neden saçını gözüne getirdin? Yanlış anlama, havalı duruyor ama nasıl görebiliyorsun?" diye dalga geçtim.

"Havalı durduğumu söylediğin için teşekkürler, ve görebiliyorum. Ama, şu ceketi al ve giy. Yoksa soğuktan bayılacaksın. Ayrıca yüzün kıpkırmızı. Donmuşsun!" diyerek ceketini uzattı.

"Hayır. Ben giysem sen donacaksın. Zaten üşümüyo-"

"Hadi uzatma. Okula yaklaştık zaten."

"Teşekkür ederim, 'Centilmen Man!'"

Güldük. Tam o sırada Demir yüzüne dokundu. Canı acımış gibiydi.

"Ne oluyor, yüzüne taş falan mı geldi?"

"Yok bir şey. Sadece gözüm ağrıdı."

Okula varmıştık. İçeri girdik, herkes camdan yağmura bakıyordu. Ders sosyaldi. Sınıf öğretmenimiz de sosyal öğretmeniydi. Ne yalan söyleyeyim, çok egolu bir öğretmendi. Yine o ince sesiyle konuşmaya başladı:

"Haftaya yerleriniz değişecek. Aranızda derste çok konuşanlar var. Hatta şikayet bile geliyor. Neyse, şimdi ders işleyeceğim."

Belki Demir ile yerlerimiz değişebilirdi. İkimiz de sıkkın bir şekilde ders dinliyorduk.

Teneffüs zili. Bağırışmalar ve aynı zamanda 10 dakikalık cennet. Dersleri anlıyorum ama sosyal dersi sıkıcı geçiyor. Demir'e döndüm:

"Demir, kütüphaneye gidelim mi? "

"Olabilir. Ama yanımda kitap yok. Oradan almak zorundayım. Senin var mı?"

"Hayır. Okuyacak kitabım kalmadı ki! Neyse orada ararız birlikte."

Aşağı kattaydı. İndik. Burada o kadar sıkıcı kitaplar yoktu. Yani yaş sınırı lise seviyesine uygun kitaplar bile vardı. Demir ikimiz için birer kitap seçti. Adına bile bakmadan kitabın kalınlığı dikkatimi çekti. Sayfa sayısına baktım. Tam olarak 732 sayfa!

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Bunu en az 5-6 ayda bitiririm ben."

"Sen her baktığımda farklı kitapla geliyorsun. Bu yüzden bu sayfa sana az bile!"

Haklıydı. Sesli güldüğümüz için kütüphane görevlisi bizi uyardı. Sonra dışarı çıktık. Çünkü güneş çoktan açmıştı.

"Sabahları birlikte gelebiliriz. Yani belli bir saatte çıkarsak. Çünkü tek başıma giderken biraz korkarım. Ne de olsa her an biri beni kaçırabilir!" gülüyordum. O gülmüyordu. Ama yüzüne baktığımda yine garipti.

"Senin neyin var? Sanki ben değil de sen hastaymışsın gibi."

"Yok bir şeyim."

"Var bir şeyin. Şu gizli yere gidip konuşabiliriz."

Kabul etti. O gizli yer bizim için artık bir ev oldu. Çünkü kimse bizi duyamıyor, yargılayamıyor ve daha fazlası.

Demir sol gözünün üzerine attığı saçını çekti. Gözü mosmordu ve şişkindi.

"Gözüne ne yaptın? Nasıl oldu bu?"

"Babam...Yine dün kavga ettiğimiz için. Gerisini boş ver."

"Ben hemen geliyorum, bekle!"

Hemen çıkıp çantamdaki yara bandını aldım. Zaten sınıf 2. kattaydı. Aynı yere geldim. Sonra Demir'in gözündeki yaraya baktım. Bandı yapıştırdım.

"Ne yapıyordun Elena?"

"Yara bandı. Belli olmamasını istiyorsan bunu çıkarma."

"Ben, gerçekten çok teşekkür ederim. Buna ihtiyacım vardı."

"Sorun yok. Ama ailenin sana şiddet uygulaması, yani buna daha ne kadar dayanacaksın? Seninle ilgili sorunları ne?"

"Sadece beni sevmiyorlar. Hepsi bu. Umrumda değil..."

Onun bana gerçekten ihtiyacı vardı. Benim de ona.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.