Bugün okula gitmek istemiyordum. Ödevi de yapmamıştım zaten. Melis duysaydı beni öldürürdü. Ama onu dünden beri göremiyorum. Umarım düşündüğüm gibi işe ara vermemiştir. Çünkü babası uzun zamandan beri hasta.
Yolda Melda'yı gördüm. O da beni fark edince yanıma geldi.
"Selam Melis. Dün niye gelmedin?"
"Selin söylemedi mi? Hastaydım gelmek istemedim bu kadar."
"Geçmiş olsun. Şuan iyi misin bari?"
"Biraz."
Daha da konuşmadık. Çünkü ona trip atıyordum. Bana sinir olmuştu. Bana sevecen bakıyordu ama onun gerçek duygularını anlayabilmiştim.
Okula geldiğimizde Selin ve Ece konuşuyordu. Yine benim hakkımda konuşuyor olabilirdiler. Ama Melda bunu duymama engel oldu çünkü kapıdan girdiğimiz anda onlara seslendi. Beni gördüklerinde sustular.
Ece: "Hoş geldiniz!"
Melda: "Hoş bulduk Ece."
Ben: "Ben yukarı çıkacağım. Sonra görüşürüz."
Selin: "Niye? Bizden sıkıldın mı?"
Ben: "Hayır, sadece biraz yorgunum. Sorgulamayın."
Yine yalnızlığa ve kitap okumaya devam etmek zorundayım. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranamam. Onlar artık benim için birer yabancılar.
Dersin başlamasına yaklaşık 20 dakika vardı. Bahçeye indim. Biraz dolaştım. Bahçede gizli bir köşe olduğunu fark ettim. Orayı herhalde tek ben fark etmişimdir. Gizlice o köşeye yürüdüm.
Bir dakika, ne? Ece, Melda ve Selin'in burada ne işi var? Ve sigara içiyorlar. Bunlar resmen delirmiş! Onlara gözükmeden hızlıca nöbetçi öğretmenin yanına koşmaya başladım. Madem siz beni zavallı görüyorsunuz, ben de gözüktüğüm kadar saf olmadığımı ispatlayacağım.
"Hocam, okulun en köşesinde pek gözükmeyen bir yer var. Orada 3 tane kız sigara içiyor!"
"Ne? Beni hemen oraya götür!"
Öğretmeni oraya ulaştırdığımda kimse yoktu. Hayal mı gördüm diye kafayı yiyecektim. Arıyorum, arıyorum, hayır, yoklar.
"Hani, neredeler? Komik mi bu şimdi? Bana 3 kızın sigara içtiğini söylüyorsun ve burada kimse yok. İşine bak kızım, tamam mı? Şimdilik affediyorum."
"Ama hocam, yemin ederim buradalardı. Amacım dalga geçmek değil!"
"Bak şansımı zorlama. Çık sınıfına dersi bekle. Uğraştırma beni böyle boş şeyler için."
Öğretmen gittikten sonra biraz daha aradım. Ama beklenmedik bir anda arkamdan biri kollarımı ve ağzımı tuttu. Ne yaşadığımı anlayamadan biri beni sürüklüyordu. Çığlık atamadım, çünkü ağzım kapalıydı. Sonra yere düştüm. Etrafıma baktığımda Ece, Selin ve Melda'yı gördüm. Rüya da mı yoksa gerçek hayatta mıyım anlamadım.
Ece: "Ne oldu tatlım, şaşırdın mı? Bizi arıyordun ya, işte biz. Demek ki kaç aydır yanımızda bir "backstabber" taşıyormuşuz!"
Selin: "Aynen. Şuna bak! Hem ispiyoncu hem de ağlıyor. Bize bir açıklama borçlusun tatlım. Bekliyoruz.
Boğazım düğümleniyor, nefes alamıyordum. Gözlerim kararıyordu. En sonunda konuşabildim:
"Ben sizle arkadaştım zaten. Ama siz beni küçümsüyordunuz. Dün Selin'in konuşmasını duydum. Annesine beni kandırdığınızı, arkadaş olarak görmediğinizi söylemişti. Bunu duymama rağmen sizinle nasıl arkadaşlığımızı devam ettirebilirdim ki?
"Ne kadar yazık! Zavallı demişiz. Off çok üzücü! Ben çekerim Selin'in kulağını." Diye dalga geçti Melda. Büyük bir kahkaha patlattılar. Sonra beni kaldırıp bir kez daha itip sınıfa gittiler.
Dilim tutuldu. Kimseye bir şey söyleyemedim. Çünkü en sonunda suçlu ben bile çıkabilirdim. Onlardan feci derecede korkuyordum artık.
Sınıfa çıkmaktan vazgeçip bahçenin o gizli köşesinde ağladım. Öğretmenler beni görmemişti neyse ki. Keşke yaşamasaydım diye düşündüm. Bu sıkıntıların hiçbirini çekmezdim. O kızlar bana takmıştı ve asla peşimi bırakmayacakları kesindi.