Aslı elinde ki kahveleri dökmemeye çalışarak geldi yanımıza.
-Konuşmadınız değil mi bir şey? Bak konuştuysanız konuşmam he sizinle.
Hep bir ağızdan ''konuşmadık Aslııı'' dedikten sonra derin bir nefes alan Aslı kahveleri teker teker dağıtmaya başladı. Gelen misafire ikram edilen şeyin büyükten küçüğe doğru olduğunu burada öğrendik biz. Çünkü sokakta ilk küçüğün karnı doyurulurdu.
+ Ayşe teyze çocuklar nasıl ?
- Bildiğin gibiler Engin oğlum. Sizin zamanınızda ki gibi değil artık buralar. Tek büyüyen siz değilsiniz ya. Dışarıdan gelen yardımlar daha çok buraya. Ee sizde her geldiğinizde eli dolu geliyorsunuz. Çocukların bir anadan baban, sıcak bir yuvadan başka ihtiyaçları yok çok şükür..
-Siz nasılsınız Engin oğlum asıl işler nasıl gidiyor?
+Bedavaya dağıtacak nerdeyse her şeyi Ayşe teyze nasıl olsun yakında batar dükkanı.
Tek gülen biz değildik. Enginde gülüyordu Burağın söylediklerine. Kahkahalar havada uçuşurken Engin kahvesinden bir yudum alıp söze atıldı '' yok be Ayşe teyze bakma sen bizimkilerin dediklerine. Gurbetten gelen öğrencilere indirimli veriyorum ürünleri ''. Engin böyleydi işte. Suratına bakınca fırtınalar kopar sanırdı herkes ama yufka yüreğini çok az kişi bilirdi.. Kahvelerimizi içip bakmayacağımız falları kapattıktan sonra Ayşe teyzeyle vedalaşıp Bekir ustanın yolunu tuttuk. Yolda herkes şen şakraktı bu sefer. Aslı hiç bitmeyen enerjisiyle haraketli bir şarkı açmış. Burakla Ahmet hem bir şey tartışıyor hem de şarkının nakaratına gelince Aslıya eşlik ediyorlardı. Bense ellerimi birbirine vurarak ritim tutuyordum. Engin de suratında kopan fırtınalara zincir vurmuş yan bakışlarla bize bakıp gülümsüyordu...
Bekir abiye gelince en köşede ki masamıza geçip hep bir ağızdan Bekir abiye seslendik.
'' Bekir abiii ketçaplı pilaaaaav'' sonra kahkaha atarak sohbete daldık. Pilavlarımızı yedikten sonra Burak ''ben buradan kaçar, Ahmet evde buluşuruz, hesap sizde. Cümleten iyi akşamlar'' diyerek ayrıldı yanımızdan. Engin aslıyla beni eve bıraktıktan sonra Ahmetle birlikte Kadıköye gitmek için arabanın gazına bastı. Anahtarı çantamda ararken Aslı beni beklemekten yorulmuş merdivenlere oturmuştu. Kısa bir süre anahtarımı aradıktan sonra çantamdan çıkartıp kapının deliğine soktuğum sırada Aslı'' o anahtarlığı hala nasıl saklamayı başarıyorsun anlamıyorum ''dedi. Bu konuyu konuşmak istemediğimden hızla ayakkabılarımı çıkartıp '' ya sen benimle uğraşana kadar akşam ne yemek yapacağını düşün bıktım makarna yemekten '' diye ortaya bir cümle attım. Aslı suratıma afallamış şekilde bakarken hızla odama gidip kapıyı kapattım. Elimde olan anahtarımı masanın üstüne atarken gözüm anahtarlığa takıldı..
Adını ağzıma almak istemediğim ve kim olduğunu asla bilmediğim kadın. Yani annem. Beni doğurup hiç bilmediği insanların kapısına bırakmış beni. İnsanlar halime acıyıp almış ama kimdir neyin nesidir diyerek yetimhaneye bırakmışlar bir zaman sonra. 3 yaşımı doldurduğumda hayal meyal hatırladığım bir aile evlat edindi beni. Kadının ismi Sevgiydi. Adı gibi sevgi dolu bir kadındı gerçekten. Kocasının ki de Zorbeydi. Sevgi anne ne kadar adına çekmişse Zorbeyde o kadar adının anlamını taşıyordu. Beni evlat edindikten kısa bir süre sonra Zorbeyin işleri kötüleşti. Eve gelmeyen sevgi anneye kötü davranan bir adam olmuştu. Sevgi anne bana belli etmemeye çalışsa da Zorbey her bulduğu fırsatta beni suçluyordu. '' sen uğursuz geldin bize. senin yüzünden her şey. Uğursuz bir piçsin sen '' deyip dururdu bana. Sevgi anne onun bu sözleri karşısında çok üzülür benim kulaklarımı kapatarak Zorbeyin yanından uzaklaştırır beni odama götürür kafamı dağıtmaya çalışır eli ayağına dolaşırdı. Vazgeçmezdi ama bana ilgi göstermekten. Zorbey kötü niyetli ağzını her açtığında Sevgi anne başka bir aktivite bulurdu bana. Zaman böyle ilerleyip gitti ve bir gün sevgi anne Zorbeyin onu başka kadınlarla aldattığını öğrendi. Benim hatırıma çok tepki göstermemeye çalışsa da köşe bucak saklanıp ağladığı zamanlar dün gibi aklımda. Gel zaman git zaman Zorbeyin işler tamamen kötüleşti ve iflas bayrağını çekti. Ağır bir depresyona girmişti.. Sevgi anne elinden gelenin fazlasını Zorbeye gösterdi ve onu götürmediği psikolog kalmadı ama Zorbey asla onu dinlemedi. Haftada bir keyfi kurulan rakı sofraları Zorbeyin önüne kendi zoruyla sevgi anne tarafından kurulmaya başladı. Ee o kadar alkolün ardından kontrolünü kaybeden Zorbey her bulduğu fırsatta bana küfür etmeye '' evsiz, kimsesiz ve uğursuz olduğumu '' yüzüme çarpmaya başladı. Sevgi annenin onun bu tavrına olan sabrı tükendi ve Zorbeye karşı çıkmaya başladı. Zorbey bu durumu gö ya erkekliğine yediremedi ve hem beni hem Sevgi anneyi dövmeye başladı. Eline ne geçerse kafası yerinde değilken bize fırlatırdı. Hatta bir keresinde cebinde ki son parasıyla oynadığı kupon yatınca içki içtiği o pis bardağı bana fırlattı. O keyif sofrasında yaptığı maçların tutmasını beklerken bizi de yanında isterdi. Sevgi anne salonun en uzak köşesine beni götürür oyuncaklarımla hayal dünyası yaratır ve o hayal dünyasından çıkmamamızı sağlardı. İşte o gün yine onlardan biriydi. Sinirle fırlattığı bardak duvara çarpıp kırılan parçalar kafama isabet edince kafam yarıldı ve 8 dikiş atmak zorunda kalmışlardı kafama. Hatta dikişlerden sonra kafamın o kısmında bir süre saç çıkmadığı için sevgi anne birbirinden farklı bandanalar dikmişti bana. Zaman kavga dövüş içinde hızla akıp giderken Sevgi annelerin beni evlat edinmesinin üzerinden tam bir yıl geçmişti. Zorbey gündelik işlerde çalışıyor Sevgi anne evlere temizliğe gidiyor beni de yanından ayırmıyordu. O yerleri silerken ben tozları alıyordum beraber gittiğimiz evlerde. Zorbey gün geçtikçe çığırından çıkıyor dayak şekilleri git gide artıyordu. Tam doğum günümü bilmediğimden dolayı Sevgi anne beni yetimhaneden aldıkları günü doğum günüm saymış ve bana pasta kesmişti. Zorbey olmasa keyfimiz yerindeydi. Sevgi anne yüzünde ki ve vücudunun çeşitli yerlerinde ki morlukları saklayamaz hale gelmişti. Temizlikten kazandığımız para bize yetiyordu aslında. Gecekondudan bozma bir evimiz vardı. Yaşayıp gidiyorduk işte orada.. Yine bir gün Zorbeyin keyfi yerinde. Bana uğursuz naralarını attıktan sonra sofrasını hazırlattı Sevgi anneye. Sevgi anne sofrayı hazırladıktan sonra beni de yanına alıp kilden şekiller yapmaya başlamıştık. O çiçek yapıp bana gösteriyor ben kalp yapıp yanına da kilden s ve e yapması için Sevgi anneye ısrar ediyordum. Zorbey sert ses tonuyla Sevgi anneye seslendi. Sevgi anne ikiletmeden koşar adım Zorbeyin yanına gitti. Buz istedi Zorbey. Karşısında ki televizyondaydı aslında gözü ama ne ara yanıma gelip saçlarıma yapıştı hiç fark etmedim. Yine o acımasız cümleler ağzından ışık hızıyla çıkıyordu. Benim korku dolu ağlamama sevgi anne mutfaktan koşup geldi ve beni tartaklayan Zorbeye '' tamam bırak çocuğu. geldim. getirdim buzlarını. Hadi Zorbey bırak çocuğu diye yalvarır şekilde konuşuyordu. Zorbey Sevgi anne beni korumaya çalıştıkça daha çok sinirlendi ve beni yer masasının köşesine fırlatıp Sevgi annenin saçlarına asıldı bu seferde. Ben düştüğüm yerden kalkıp korkuyla ağlamaya başladım. Her zaman olan şeylerdi bunlar ama Zorbeyi hiç bu kadar sinirli görmemiştim. Ağzından tükürükler fışkırıyor. Sevgi anneye vurmayı bırakıp parmağıyla beni gösterip '' bu uğursuz yüzünden başımıza geldi bunlar '' deyip kendi göğsünü yumruklamaya başlıyordu. Sevgi anne sürekli bana '' korkma kızım deyip duruyordu. O öyle dedikçe Zorbey daha çok sinirlenip daha hızlı vuruyordu Sevgi anneye. Zorbey sevgi anneyi bir hışımla yere itip bana doğru gelince yer masasında ki yaptığımız çiçek ve kalp şeklinde killeri alıp duvara yaslandım. Sevgi anne yapma diye çığlık atıp koşar adım Zorbeyin ellerine yapıştı. Zorbey bana dokunmadan sevgi anneye döndü ve bir tokat daha attı. Sevgi anne yüzü yere gelince bana dönüp ağlayarak kaç dedi. anlamışmıydı acaba öleceğini o an. O yüzden mi bana kaç demişti. Ne olduğunu anlayamadan Zorbey Sevgi annenin kafasını ard arda yere vurdu. Sevgi annenin kafası son kez yere çarptığında gözleri açıktı.. Gülümseyerek bana bakıyordu.. Ağzından sadece yine kaç kelimesi döküldü.. Başından akan kanları görünce çok korktum. Elimdeki killeri bırakmadan kapıya doğru koşmaya başladım. Zorbey ise bağırmaya devam ediyordu. Dönüp arkamı bakamadım. Zaten tahtadan incecik bir kapı vardı. Açar açmaz koşmaya başladım. Nefes nefese kalana kadar koştuktan sonra yeşermiş dutları dalında olan dut ağacının altına çömeldim. Sanki bir ses oradan çıkmamamı söyledi ve ben boyumu aşan yeşil otlar arasında o ağacın altında saklandım. Bir yandan ağlıyor bir yandan da elimi ağzımla kapatmaya çalışıyordum. Sonra hızla önümden geçen ambulansla gerçekler önüme bir bir yığıldı. Kafam yarıldığında da Sevgi anne ambulansı aramış ve numarasını da bana öğretmişti. Saçtığı kırmızı ve mavi ışıktan anlamıştım ambulans olduğunu. Benim koştuğum yöne gittiğini anlayınca saklandığım yerden hışımla yola doğru fırlayıp ambulansın arkasından baka kaldım öylece..