Alia eve girdiğinde ayakkabılarını sessizce çıkardı.
Islak montunu askıya astı.
Market poşetlerini mutfağın tezgâhına bırakırken annesi arkasını bile dönmedi.
"Bu kadar mı sürdü?"
"Yağmur..."
"Bahane üretme."
Alia sustu.
Poşetleri tek tek boşaltmaya başladı.
"Ekmeği neden ezmişsin?"
"Ben..."
"Bir işi de doğru yap."
Annesi ekmeği eline aldı, sinirle tezgâha bıraktı.
"İnsan senden bu kadar basit bir şeyi bile bekleyemeyecek mi?"
Tam o sırada babası içeri girdi.
"Ne oldu yine?"
Annesi başını iki yana salladı.
"Her zamanki gibi. Bir markete gönderdim, onu bile becerememiş."
Babası Alia'ya baktı.
O bakışta öfke yoktu.
Daha kötüsü vardı.
Hayal kırıklığı.
"Gerçekten senden hiçbir şey istemiyoruz."
Alia gözlerini yere indirdi.
"Basit şeyleri doğru yap yeter."
Sesi çıkmadı.
Babası montunu çıkarırken ekledi.
"İnsan bazen düşünüyor..."
Cümleyi yarıda bıraktı.
Alia'nın kalbi hızlandı.
"...Biz seni nerede yanlış yetiştirdik?"
O cümle, tokattan daha ağır geldi.
Çünkü tokadın acısı geçerdi.
Bu sözler ise insanın içine yerleşirdi.
Akşam yemeğinde kimse konuşmadı.
Sadece çatal sesleri vardı.
Bir süre sonra annesi sessizliği bozdu.
"Komşunun oğlu deneme sınavında Türkiye derecesi yapmış."
Babası gülümsedi.
"Helal olsun."
Sonra Alia'ya döndü.
"Sen kaçıncı oldun?"
"...Bilmiyorum."
"Bilmiyor musun?"
"Sonuçlara bakmadım."
Babasının yüzü sertleşti.
"Çünkü iyi gelmedi değil mi biz sana o kadar çalış diyoruz ama biz burda insan değiliz biz o kadar çalışalim sen güzel eğitim al diye ama sen böyle iğrenç notlarla karşımıza gel! "
Alia cevap vermedi.
"Senin sorunun biliyor musun ne?"
Sessizlik.
"Kendine acıyorsun."
Annesi de söze karıştı.
"Çalışmıyorsun, sonra da üzülüyorsun."
"Biz senin yaşındayken..."
Alia gerisini dinlemedi.
Bu cümleyi yüzlerce kez duymuştu.
"Biz senin yaşındayken..."
Sanki onların gençliğiyle kendi hayatı aynıydı.
Yemek bitmeden odasına gitmek istedi.
Sandalyeyi çekti.
Babası sert bir sesle konuştu.
"Otur."
Alia tekrar oturdu.
"Daha sofradan kalkmayı bile bilmiyorsun."
Dakikalar sonra izin verildiğinde odasına çıktı.
Kapıyı kapatacağı sırada babasının sesi koridorda yankılandı.
"Kapıyı kilitleme."
"Kilitlenmiyor zaten."
"Sen yine de deneme."
Kapı kapandı.
Alia sırtını kapıya yasladı.
Derin bir nefes aldı.
Ağlamamaya çalışıyordu.
Çünkü ağladığında annesi hep aynı şeyi söylerdi.
"Gözyaşıyla kendini haklı çıkaramazsın."
Masasına oturdu.
Çekmecesini açıp siyah defterini çıkardı.
Kalemi eline aldı ama yazamadı.
Sayfa bomboştu.
Dakikalarca öylece baktı.
Sonunda sadece tek bir cümle yazabildi.
"Ev dediğin yer, insanın dinlendiği yer değil miydi?"
Kalemin ucu titredi.
Bir damla yaş, mürekkebin üzerine düştü.
Kelime dağıldı.
Tıpkı Alia'nın yavaş yavaş dağıldığı gibi.
Alia o gün birşey anladı hayatta sadece başarısı önemliydi kim olduğun neye ilgin olduğu kimseyi asla ilgilendirmiyor.