İçeriğe geç

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 1 · 22 dk okuma

YEŞİLİN AGÜERO TONU

Bölüm 1

🖤1. BÖLÜM🖤

💔

Ne dedimse inanma

Seni değil kendimi aldatıyorum

Sen istediğin kadar

Varlığın ta kendisi ol

Ölümsüzlüğün ta kendisi

Ben günden güne yok olmaktayım

Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana

Anlamıyor musun

Gökyüzü güneş olsa

Sensiz karanlıktayım

~Ümit Yaşar Oğuzcan~

Önümdeki bilgisayrdan yazdığım kodları kontrol ederken bir yandan da elime kahve fincanını aldım.

Eveet her şey tamamdı.

Keyifle sandeylemde arkama yaslanıp kahvemden bir yudum aldım lakin almaz olaydım kafedeki açık olan televizyondan duyduğum isimle kahve boğazımda kaldı.

"SEMİH KILIÇSOY"

ilkel bir dürtüyle bakışlarımı karşımda açık olan televizyona diktim.Açık kumral saçlı kadın bir sunucu masasına oturmuş bir şeyler daha doğrusu Semihi anlatıyordu.

"Bazıları doğuştan şanlıdır.Burda kasteddiğim şans para pul değil zira burada bahsine ettiğimiz şans parayla elde edemeyeceğiniz bir şey...

Saf kan bir yetenek...

Bazıları yeteneklerini keşfemeden göçer gider bu dünyadan adını kimselere duyurumadan ayrılırlar aramızdan işte bu tür insanlar bahtları kendilerine gülmemiş talihsiz kullardır.

Bazen hayat koşulları el vermez buna bazende kendi kendilerine koydukları temebellik yahut anksiyete bentleri engeller onları.

Oysa bazı nadir insanlar vardır ki hem yetenekli doğmuşlardır hemde ne istediklerini çok iyi bilen,bu uğurda çalışıp didinen, biraz da bahtarının yardımıyla bütün engelleri aşmak için uğraşan kararlı insanlardır bu insanlar.

Semihte bahtı kendisine gülen ve inanılmaz bir yetenekle doğan o nadir çocuklardandı.Ama onun ne kendine ne de başkasının kendisine bent vurmasına izin vermeye pek niyeti yoktu.

Daha on yaşında alt yapısına girdiği bu köklü kulüpün efsanesi olmayı formasını sırtına geçirdiği ilk gün kafasına koymuştu.

Çok çalıştı,azmetti,ter döktü,sosyal yaşantısından,hatta sevdiği kızdan bile vazgeçti bu uğurda çünkü onun idealleri vardı.O bu dünyada biz iz bırakmaya daha 10 yaşında karar vermişti.Dedikya biraz da bahtı güldü Semihe 2023-2024 sezonunda Ahmet Nur Çebi döneminde oldukça sönük geçen bir transfer sezonu yaşanmış eksik olan hiç bir alan yeteri kadar donanımlı birer oyuncuyla kapatılamamış,alınan oyuncular hiçkimseyi tatmin etmemiş üstelik vasatı aşamayan bu futbolcular bonsevisleri de alındığı için elde kalmıştı.

Aslında sezon başında Beşiktaş için her şey yolundaydı.En azından öyle görünüyordu.Kiev intikamı alınmış ve hazırlık maçlarında alınan galibiyetler o anlık taraftarı yatıştırsa da ilerleyen zamanlarda hiç bir şey istenildiği gibi gitmedi.Üst üste alınan yenilgiler,avrupa kupasından elenilmesi,süperlige daha ekim ayı dolmadan havlu atılması taraftarı çileden çıkarmıştı.Üstelik sadece sahada değil masada da oldukça pasif kalan Beşiktaş'ın hiç bir hakkını savunamayan yönetim defalarca istifaya çağırldı.Bir sezonda yeni gelecek yönetimle birlikte tam beş hoca değiştirildi.

Taraftar belki de ilk kez artık şu lig bitsin diye bekler olmuştu zira Beşiktaşın oyunu zevk değil adete dert,çile veriyordu.

Bütün bu olumsuzluklar yaşanırken bir söz tekrar kendini hatırlattı."Her hayırda bir şer her şerde ise bir hayır vardır"

Doğruydu bu berbat sezonda bir anda bir şey oldu taraftarı tekrar satada toplayan,maçın başlaması için saat saydıran,tekarar ekrana kitleyen mucize gibi bir şey.

Evet gerçekten de bir mucizeydi belki de.Zira o sezon eldeki oyuncuların kalite yetersizliğinden dolayı,A takımın başına getirelen alt yapı sorumlusu Serdar Topraktepe genç oyunculara forma şansı tanıdı.

İşte o gençlerden biri de Semihti.

Yeni neslin Genç Semihi:

SEMİH KILIÇSOY

Tirana maçında ilk kez A takımda gol atan Semih Kılıçsoy Beşiktaş formasıyla Avrupada gol atan en genç oyuncu ünvanını almıstı bile.

Ama o durmadı çalışmayı hiç bırakmadı.Zira cilveli kader ona bir kere asist yapmışt artık durmadan ağları havalandırma sırası Semihteydi.

O da öyle yaptı.Tiranada yaktığı ateş sönmedi...

Trabzondaki zorlu derbide iki golle maçı takımına armağan etti.

Bazen kendisi gitti kaleye bazen asist yapan bir takım arkadaşı vardı ama sonuç hiç değişmedi Semih topu ayağına aldığında ağların havalanması yakın demekti. Daha gencecik yaşında Süperligin yıldızı denilen icardiyi dahi geçti penaltısız gol sayısında.

Yeni gelen yönetimle Beşiktaş toptan yenilenmeye giderken Semihe forma vermekten asla vazgeçmedi hocaları.Her maç gol atmadı belki ama o saha çıktığı her maçta ruhunu ortaya koydu.

Yeni yönetimle alt yapıya daha çok ônem verildi.Samet Aybaba iş başına geçtiği gibi Semihle kontrat uzattı.

Semih ne mi yaptı?

Hiç sormadı ne kadar alacağım,serbet kalma maddesi var mı yok mu?Hiç sormadı kontratı imzaladığı gibi idmana çıktı. Bir röportaj esnasında Avrupa hayali sorulduğunda ise tarftarın kalbini hetfedecek bir cevap verdi "Biz Besşiktaşlıyız burdan devam"

Öylede oldu tam yedi yıldır hiç bir kulüple görüşmedi çünkü onun aklında sadece Beşiktaş vardı şimdi kontratının sonuna yaklaştığımız bu günlerde ne yapar bunu ilerleyen zamanlarda görücez ama eminiz ki o ne yaparsa yapsın Beşiktaş ruhuyla yapacaktır.

Haa Eğer eski yönetim zamanında daha düzgün transferler yapılsaydı ne olurdu Semihi Real Madridlerde Barcelonalarda Arsenallerde izleyebilir miydik bilmiyoruz zira Futbol eğerlerin şayetlerin oyunu değildir.Biz bu güne dönecek olursak Semih oynadığı her maç tarftarı kendine hayran bıraktı arkasında sağında solunda kimin olduğunun onun için bir önemi yoktu o topu ayağına aldığı zaman sadece o vardı...

O ve ayağında ki top.

Simdilerde daha yirmi beşine yeni girecek olan genç yeteneğimiz ülkemizin göz bebeği Semihe SporTürk ailesi olarak yeni yaşında daha nice başarılar diler kariyerinin daha da parlayarak devam etmesini temenni ederiz.

Şimdilik iyi akşamlar değerli izleyenlerimiz.Birazdan iki gün öne oynanan Pendik spor galatasaray maçının detayları için tekrar ekran başında olucaz.Esenle kalın...

Araya intro girerken.Bakışlarımı ekrandan ayırdım ama içimi garip bir his kaplamıştı.

Nasıl derler? Tam olarak yarım kalmışlık hissi.

Koskoca yedi yıl akıp gitmişti. Aramıza şehirler,ülkeler,kıtalar girmişti. Peki kalbim. Kalbimle onun arasına niye tek bir santim bile giremiyor,adını duymak bile içimi bir hoş ediyordu?

Telefonumdan yükselen melodiyle bakışlarım telefona kaydı.

Ekranda parlayan isimle tekrar tüm odağımı operasyon üzerinde topladım.

Operasyon dediysem büyük bir şey değil yaa sadece süper(!) lig de dönen şikelerin videolu kanıtlarını skor tabelasını hackleyip ordan vermek gibi ufak(!) bir mesele.

Gafimmmm😻

Telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Efendim Aylin?"

Aylinim. Gafimm. kendileri benim şu hayattaki en sağlam dostlarımdan birisi olur.Gerçi zaten benim iki arkadaşım var biri Gafimm diğeride yürüyen Barbie'm Çağlam.

Çağlayı da anlatırım bir ara şimdilik Aylinden bahsedeyim size.

Aylinle üniversite de tanıştık. O kadar naif ve tatlı bir kızdır ki onu sevmemeniz imkansız.

O kadar iyi kalplidir ki bazen "dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor"sözünü Aylin'i tanıyan birinin söylediğini düşünüyorum.

O kadar iyi niyetlidir yani. 21. Yüzyılın Pollyannası bence o. Ama o kadar iyi niyetli olunca bu iyi niyetini suistimal edenlerde oluyor maalesef. Asalak bir takım karşı cinsler gibi.

Kulaklarıma dolan sesiyle,Barış'a olan kinimi sonra harlamaya karar verdim.

"Her şey hazır sen ne durumdasın?"

"Burda da şey tamam"Dedim labtopu kapatırken.

"Filiple konuştun mu peki?"

Filip de kafa dengi bir arkadaşım.Aynı banka da çalışıyoruz.

Aaa sahi size daha kendimden bahsetmedim değil mi?

Efenim ben deniz Asya Korkmaz.Yazılım mühendisiyim. Amerika'nın en büyük bankalarından biri olan JpMorgan Chase bankasında siber güvenlik departman müdürü olarak çalışıyorum.

Annemle babam ben küçükken öldüler. Bir tek Neriman Sultan yani babaannem,Süleyman amcam ve Abdurrahim abim var. Bir kaç akrabam daha var ama.... Onlar çokta önemli değil.

Onun dışında başka ne diyebilirim kendimle ilgili?

Sağlam fanatik bir Beşiktaşlıyım. Gerçi uzun zamandır stada gelemedim ben en son geldiğimde Oğuzhan Özyakup futbolu daha bırakmamış,Rachid Ghezzal daha sakatlanmamıştı.

Hatta Rosier moda ikonu,Adem Ljajić ise basketbolcu değil futbolcu idi. Yani yaklaşık sekiz sene önceydi.

Müzik dinlemeyi,şarkı söylemeyi severim. Gerçi şarkı söylemeyeli de uzun zaman oldu ama olsun...

Başkaaa...

Başka bu kadar.

Sen delirdin gerçekten fıttırdın artık! Bizim Semih'in olduğu stadda ne işimiz var ya!

Hah bir de bu var. Benim ufaklık. Kendileri bir silüet olur. Benim liseli halim. Maalesef gitmiyor,susmuyor,beni sinir etmek için elinden geleni yapıyor.

Gerçi ben genel olarak da sinirli bir insanım malum insan 1.65 olunca siniri tepesine çabuk vuruyor.

Merak etmeyin bu arada deli değilim.Sadece bu tombalak canavarı başımdan savuşturamıyorum.

Karşımda tip tip bana bakan tombiş Asya'ya tip bir bakış atıp Aylin'e cevap verdim.

"Evet benden haber bekliyor."

💚🖤

"Talha biz napıyoruz burda?"diye sordu Semih.

Zira akşam Pendik spor maçı vardı. Maçtan önce dinlenmeyi ve taktiksel analiz raporlarını tekrar gözden geçirmeyi planlıyordu ama Talha birden kolundan yakalayıp bir kafeye getirmişti.

"Valla biz çay içiyoruz birader sana da tavsiye ederim. "Dedi Talha önünde duran bardağı dudaklarına götürürken.

Semih yılmış bir bakış attı ve oldukça net bir soru sordu "Şuan mı?Artık puan kaybetme lüksümüzün kalmadığı viraja girmişken üstelik maçın hakemi malum kişiyken hiç bir şey yokmuş gibi çay mı içeyim?Kalkıp daha çok çalışmamız lazım. Kalk yürü gidelim."

''Ayyy Semiihh geldiğimizden beri söylenip duruyorsun" dedi İrem bıkkınlıkla.

"O zaman yanındaki ultra üst düzey sorumluluk sahibi sevgiline söyle maç önü beni bir salsın"dedi Semihte bıkkınlıkla.

İrem en tipinden göz devirirken Talha bir yudum daha alıp çay bardağını masaya bıraktı ve en bilgin ifadesiyle Semih'e döndü "işte bu hep manitasızlıktan oluyor"

"Ne?"dedi Semih bomboş bir ifade ile.

"Tabi oğlum. Sinirlisin niye manitan yok çünkü. Halbuki olsa bir manitan böyle sinirli olmazsın"dedi Talha kendinden emin bir ifadeyle.

"Talha boş boş konuşma beni sinirlendirme. Sana ne lan benim manitamdan?"

"Öyle deme be Semih şimdi seninde şöyle çıtı pıtı talı bir sevgilin olsa ne güzel duble date yapardık"

"İrem siz benim sevgili yapmamı mı istiyorsunuz okeye dördüncü mü arıyorsunuz ben anlamadım"

"İkisi de aynı şey"dedi Talha.

"İyi bekle çözüyorum ben o işi hemen"dedi Semih ve elini cebine atıp telefonunu çıkardı.

"Yere bakan yürek yakana bak seeenn"dedi Talha şaşkınlık içinde.

"Ayy kimi arıyorsun?"diye sordu İrem de sevinçle.

Semih eliyle bu müthiş ikiliye bir susun işareti yapıp telefonun açılmasını bekledi.

Telefon karşıda yüzünü kadraja alacak bir şekilde beklerken sonunda aradağı kişi telefonu açmıştı.

Kocaman bir gülümsemeyle "Kara gözlüm."dediğinde Talhayla İremin aklındaki tek soru bu kara gözlü afetin kim olduğuydu.

"Kara gözlü kimi ayarlamaya çalıştık biz buna ya?"diye derin bir düşünce içerisine düşmüştü İrem.

"Cemile olabilir mi Cemile?"Diye bir tahminde bulundu Talha.

"Yok mübarek o değil onun gözleri bildiğin nazarcı yeşiliydi"

"Suna?

Yaren?

Orkide?"

"Onlarda değilll?"

"Bilemiyorum nedir?"

Akıllarındaki sorular ise kulaklarına dolan sesle bir cevaba kavuştu.

"Bebeğim bu sevgi patlamasını neye borçluyuz"diyen ses Emirhan'a aitti.

KARA GÖZLÜ AFET EMİRHAN ÇIKMIŞTI.

Talha ve İrem aynı anda yılmış bir nefes verirken yine aynı anda avuç içlerini alınlarına vurdular.

Oyuna gelmişlerdi.

Semih bu ikiliye en gıcık gülümsemesini yollarken telefondan yükselen yeni bir ses daha oldu.

"Abi! Kim o!? Sen kime bebeğim dedin!? Sevgili mi yaptın yoksa?KİM!? KİM!? KİM!? ABİ BEN TANIYOR MUYUM? ANNEEE KOŞ ABİM SEVGİLİ YAPMIŞ!?"diye bağırarak odaya giren Emirhan'ın kardeşi Leylaydı.

Emirhan'ın boş bakışları telefon ekranından kopup ekran dışında bir nokta da sabitlenmişti. Leyla'nın suratında.

"Leyla yan..."diyecek oldu Emirhan ama nafile bir çabaydı.

Sözlerini bölense odaya birden giren annesi Pınar Hanım olmuştu.

"Ne!? Emirhan doğru mu oğlum bu!? Ayy sen sonunda sevgili mi yaptın? Kimmiş bu kız?Allahıma şükürler olsun sonunda çocuklarımın mürvetini göreceğim. Hee kara gözlü oğlum benim kimlerdenmiş? Bizim memleketten mi yoksa?"Dedi Pınar Hanım kocaman bir tebessümle.

"Anne bir dur öyle bir şey değil"

Duyduğu şeyle ise yüzündeki tebessüm solarken tip bir bakış attı Emirhan'a.

"Ne demek öyle bir şey değil. Sen milletin kızıyla gönül mü eğlendiriyorsun!? Bana bak Emirhan öyle bir şey yapıyorsan ilk beni bulursun karşında ben seni..."

"Sen beni hiç bir canlıya zarar vereyim diye doğurup büyütmedin. Gönül işleri oyuna gelmez. Kalp kırmak kabe yıkmak kadar büyük bir günahtır. Hah bir de olurda öyle bir hataya düşersem kafamı ilk sen kırarsın. Biliyorum anneciğim çünkü doğdum doğalı aynı şeyleri söylüyorsun. Merak etme ben Pınar Topçu'nun oğluyum kara gece de kara taşın üzerinde yürüyen karıncayı bile incitmem bir sakin ol" dedi cümlesinin sonuna doğru tek elini teslim olurcasına kaldırırken.

Emirhan'ın rep misali arka arkaya sıraladığı cümlelerle Semihler sırıtsa da Pınar Hanım pekte sırıtmıyordu.

"Telefondaki kim o zaman"dedi yine zerre sırıtmazken.

Emirhan tam cevap vermek için ağzını açacakken Leyla ani bir hamleyle elindeki telefonu kapınca neye uğradığını şaşırıp kaldı.

Leyla da telefonda gördüğü sıfatla şaşırıp kaldı ama çaktırmamaya çalışrak Pınar Hanıma döndü ve "Anne yanlış alarm" dedi.

"Naber Leyla Leyla?" Dedi Semih gülerek

"İyiyim abi sen nasılsın?"dedi Leyla samimi bir tebbessümle.

Pınar Hanım hala gülmüyordu.

"Ayyy Allahım millet deliye hasret ben akıllıya"diye söylene söylene odadan çıkarken ise inanır mısınız hala gülmüyordu.

"İyiyiz biz de. Talhalarla oturuyoruz bir abini arayalım dedik"

"İrem ablada var o zaman dimi?"dedi Leyla neşeyle.

"Var var karşımda oturuyor o da"

"Hah süper ona bir sorar mısın geçen hikayesine attığı eteğin kumaşı neymiş bir ışıktan rengini de tam seçemedim onu da sorar mısın?"

"Kızım gidip kendi telefonundan arasana o zaman İremi martı gibi kaptın telefonumu"diye söylendi Emirhan.

Emirhan'ı takan yoktu ama.

"Geçen giydiğin bir etek varmış. Hikayeye atmışsın onu rengini bir de kumaşını soruyor"

"Kim?"dedi Talha boş boş.

Semih bir kaç saniye bu sorudan sonra boş boş baktı Talha'nın suratına sonra da çok net bir cevap verdi"Emirhan soruyor kardeşim. Yeni bir sitil başlatacakmış. Bu saatten sonra bir numaralı kombin malzemesi mini etekmiş. İremden tüyor istiyor şimdi de."dediğinde Talha hariç herkes gülüyordu.

Talha'nın sen de mi Brütüs bakışları İrem'i bu/duğunda İrem tatlı bir tebessümle dudağına hayali bir fermuar çekti.

Semih gülerken Talha masanın kenarında duran kağıt şekerlerden birini kafasına atınca gülmesi yerini çarpık bir gülüşü bırakırken aralarına İrem girdi.

"Ay bir tartışıp durmayın! Leylacğım kumaşı satendi kuşum rengi de siklamendi"

Erkeklerden "Neydi?" Şeklinde boş bir soru yükselirken İrem göz devirirken derin bir nefes vermişti.

"Salak salak konuşmayın be!"

"Amaan abla boş versene bunlar daha vişne çürüğüyle fuşyayı birbirinden ayıramıyor"dedi Leyla.

"Vişne çürüğü? Fuşya? Onlar ne be?"dedi Talha boş boş göz kırpıştırırken.

"Valla benim renk bilgim sulu boya kabındaki on iki renkten ibaret."Diye arkadan yükselen Emirhanın sesiyle Leyla yılmış bir bakış attı "Gerçekten bu arada abim için hepsi pembe. Renk körü mü yoksa salak mı anlamıyorum bazen"cümlenin sonuna doğru ise gülmüştü.

"Leyla telefonumu hemen geri ver ve defol odamdan!"diye yükseldi Emirhan.

"Ay aman yemedik odanı da telefonunu da! Neyse İrem abla benim işim vardı sana bunlarla kolaylıklar dilerim bir de şu eteğin linkini atsana bana yaa bayıldım resmen"

"Yüzüme yüzüme biraz ayıp oluyor sanki. Napıyoruz biz size sanki?"dedi Semih gülerek.

"Bir şey olmaz abicim hiç bir şey olmaz. Sen 1.96'lık Pontus Jansson'u sırtlamış adamsın bu koymaz sana"dedi Leyla gülerek. "İrem abla bulabildin mi bu arada?"diye sordu.

"Buldum güzelim hatta attım bileee"

"Ay çok teşekkür ederimmm seviyorum seniiiii" dedi Leyla bir yandan işaret ve baş parmağıyla küçük bir kalp yaparken. Aynı saniyelerde ise telefonu Emirhan'a fırlatır gibi verip odanın çıkışına ilerledi.

"Kafama at kafamaa!!!"diye yükseldi Emirhan.

"Anneee oğlunun ses kapatma tuşu nerede yaa?Başladı yine carlamaya"diye lafını sokuşturup odayı terk etti

Emirhan sabrının son kırıntılarını sünnetlerken alıp alabileceği en derin nefesleri alıp verdi.

Üç ay kadar önce antrenmanda talihsiz bir sakatlık geçirdiği için üç aydır evdeydi. Biraz daha aynı dört duvarın arasında kalmaya devam ederse kendini camdan atarak evden firar etmek gibi fikirler oldukça makul gelecek gibi duruyordu.

Zira eve sürekli annesinin arkadaşları gelip gidiyor her gelende bir akrabasının kızından bahsediyordu.

Bir kişi daha 'Eee senin yok mu bir sevdiğin?' derse ciddi manada kendini camdan atmak suretiyle kaçabilirdi evden.

Bu sıkkınlıkta karadeniz damarının basılma süresini epey kısaltmış her şeye söylenir olmuştu.

Babası emekli olduğunda onun her şeye karışıp aksileşmesiyle çok dalga geçmişti.

Şimdi ise ataların bir kez daha ne kadar ileri görüşlü olduğunu çok iyi idrak ediyordu.

Kınayan kınadığı şeyle muhattap olmadıkça ölmez.

Oluyordu. Hemde oldukça fazla muhattap oluyordu kınadığı şeylerle.

Bir daha ağzını açarken iki kere hatta on kere falan düşünecekti kararlıydı bu hususta.

"Ayy sesi gitti geldi anlayamadım ne dedi?"diyen İremle bakışlarını hala dikili olduğu kapıdan koparıp telefon ekranına sabitledi.

Aynı saniyelerde Semih telefonu hepsini kadraja alacak şekilde ayarlarken İrem'e cevap vermişti.

"Seviyormuş seni bir de eliyle bir şeyler yaptı"

"Naptı?"

Semih Leyla:yı taklit ederek eliyle küçük bir kalp yaptı "böyle bir şey yaptı"

"Ayyy yerim,ben de onu çok seviyorum Emirhan söyleyiver"

"Gitti bile İrem. Arada telefonu kafama atmasa iyiydi ama..."diye homurdandı Emirhan.

"Aman be bir şey olmaz."dedi İrem geniş geniş ve devam etti"maşllah sendeki kafa okuduğun felsefe kitaplarından daha kalın. En fazla telefon kırılırdı"deyip üstüne birde Talhayla gülüştüklerinde gözlerini devirmeden edemedi.

"Çok sağol İrem bu gün de bana karşı ne kadar sevgi dolu olduğunu farkettik" dedi aynı huysuzluğu ile.

İrem aynı geniş gülüşle bu siteme karşılık verirken Emirhan oldukça ciddiydi.

"Hayırdır bu arada bir mesele mi var?"diye sorarken daha normaldi.

"Yok yok öyle bir nasıl oldun diye arayalım dedik"dedi Semih.

Emirhan aklından geçen ilk kelimeyi vakit kaybetmeden döktü dilinden:"İmdat (çaresizlik)"

"Ne?"dedi Semih boş boş.

"İmdat lan imdat. Oğlum doktor en az bir ay daha geri dönemezsin dedi."

"Yat dinlen o zaman başımda iki tane top delisi var zaten bir de seninle uğraşamayacağım"Diye söylendi Talha.

"Hakikaten Musti nerde?"diye sordu İrem.

"İşim var dedi daha darlayamadan kaçtı gitti."Dedi Talha.

"Ya bırak şimdi Mustiyi kurtarın beni."dedi Emirhan cidden yılmış bir ifade ile.

"Niye Emo rahat mı battı birader. Mis gibi ananın evindesin işte ye yemeğini yat aşağı daha ne istiyorsun"

"Yaa yaa sorma Tayo. Oğlum sabah akşam geleni gideni bitmiyor bu evin. Her gelen on kere nasılsın on bin kere ne zaman evleneceksin yüz bin kere ne zaman çocuk seveceğiz diye soruyor? Kendi kendime yapacağım sanki amına koyayım.Hayır birde sen çocuk sev diye mi yapacağım be çocuğu. Ya sabır ya selamet!!!"

Herkes gülerken Emirhan zerre gülmüyordu. Dertliydi niye gülünüyordu şuan. Komik bir şey varsa ona da söyleselerdi de o da gülseydi bari.

İremle Talha birden gülmeyi bırakırken Semih'in sorgulayan bakışları onları buldu.

"Noluyor?"dedi Talhaya kaş göz yaparken.

Talha yok bir şey tarzında bir baş hareketi yaparken İrem oturduğu yerden ayaklanıp karşısan gelen birine el salladı.

Semih'in bakışları İremin el salladığı noktaya kayınca yılgın bir nefes verdi.

Biliyordu.

Bu son dakika emri vakisinin altından yine bir kısmet aş. Operasyonu çıkacağını biliyordu.

Talha ve İrem hobi olarak çöpçatanlığın kitabını yazan muhteşem ikili.

Semih'i yine yeni yeniden şaşırtmıyorlardı.

Semih'in tip bakışları Talha'nın üzerindeydi.

Talha ise pek oralı değildi.

"Semih noluyor lan!? Bir acayip acayip bakmaya başladın"diyen Emirhan'ın sesi kulaklarına dolunca bakışlarını Talhadan koparıp tekrar telefon ekranına baktı.

Ve oldukça net bir cevap verdi "İmdat Emirhan asıl bana imdat (taramalı tüfeklerle koşan kartala dönüşmeye son bir)"

"Ooo sana hayırlı işler kardeşim ben kaçtım."Dedi Emirhan işaret ve orta parmağını birleştirip kaşını üzerine yerleştirirken ufak bir veda işareti yaptı tam kapatacakken birden durdu "Bu arada gündemi takma kafana. Milli takımdaki başarısızlığı da sakın tek başına göğüslemeye kalkma baştan sona oyun sistemi yanlış biliyorsun. Akşam parçala o fileleri herkesin ağzının payını ver. Sen benim kanlı canlı izlediğim en iyi forvetlerden birisin. Benim senden,senin yeteneklerinden bir şüphem yok seninde olmasın"

Bir de bu vardı.

Milli takımda son zamanlarda işler yolunda gitmiyordu.

Maalesef milli takımın hocası bırakın futbolu her hangi bir takım oyundan da bir haber gibi davranıyor bir birini tamamlayamadıkları tellal ile ünlense bu kadar belli olmayacak oyuncuları oynatmaya çalışmakta son derece inatçı davranıyordu.

Elindeki zümrütleri en değerli madenleri işleyip parlatabilecekken çamurla sıvamayı tercih ediyordu.

Son milli arada da aynen bu yaşanmış Türkiye'nin hatta dünyanın konuştuğu o kadar yetenekli oyuncularla dolu olan milli takım sokaktan geçen herhangi on bir adam kadar bile oynayamamıştı.

Bir kadro ancak bu kadar kötü yerleştirilebilir,oyuncular ancak bu kadar değersizleştirilebilirdi.

Son milli arada bir puan bile alınamamış rezalet bir hazırlık maçı tablosuyla geri dönülmüştü.

İşin trajinkomik tarafı ise milli ara dönüşünde milli takımda futboldan bir haber gibi duran tüm kadro kendi takımlarında devleşiyordu. Sorunun tamamen hoca(!) ve sisteminde olduğunu herkes görüp biliyordu bilmesine ama Tff de düzen öylesine yozlaşmıştı ki aylardır süren 'Milli takımın başına pizzacı değil hoca istiyoruz' seslerini asla kale almıyorlardı.

Son zamanlarda Türkiye de en alt liglerden süper(!) lige kadar tam bir kaos ortamı hakimdi.

Sosyal medya aracılığıyla milli takımın oyuncularını, bizim çocukları taraftarlarının önüne atıp senci benci kavgasıyla dikkat dağıtmaktan ise asla gocunmayan bir yönetim varken işler düzelecek gibi de durmuyordu.

Son ihale ise Semih'e patlamıştı.

Araları herkes tarafından hep iyi olarak bilinen Barış Alper ve Semih maçtan bir gün önce tartışmış aynı gün ise Barış merdivenin ıslak olduğunu fark etmeyip kayıp düşünce bacağı kırılmış ve kadrodan çıkarılmıştı.Bu olayla bütün oklar Semih'e dönmüş ortalık iyice yangın yerine dönmüştü.

Gerekli açıklamalar yapılmıştı Barış kendi ağzıyla Semih'in bir suçu olmadığını defalarca anlatmıştı ancak sinir uçları zaten pamuk ipliğine bağlı olan taraftarlar durulacak gibi değildi.

Üstüne bir de patates tarlası misali bir zeminde oynanan son Galler maçında Semih'in gol veya asist katkısı verememesi galatasaray taraftarını çıldırtmıştı.

Semih'in bir suçu yoktu aslında çünkü milli takım bırakın rakip kaleye yaklaşmayı kendi yarı sahasından bile çıkamamıştı ama dedik ya kurban edilecek biri gerekiyordu bu kişi de Semih seçilmişti.

İstediklerini elde de etmişlerdi aslında zira Barış'ın iki ay sahalardan uzak kalacak olmasını öğrenen galatarasay taraftarı her yerden Semih'e sallarken Beşiktaş taraftarı da boş durmuyordu.

Maçta kendi yarı sahımazdan çıkamamış olmamız hepten unutulmuş herkes birilerine sallamaya başlamıştı.

Futbol öyle bir oyundu ki onun olduğu yerde akıl cam kapı ne varsa kapatıyordu. Sabır ise zaten çoktan firardaydı. Geriye sadece korku filmlerini aratamayan bir gerginlik ve agresiflik kalıyordu.

Semih "Eyvallah" dedi ufak bir tebessümle.

"Eyvallah bizden.Dikkat et kendine öptüm" dedi Emirhan da gülerek.

"Siktir git lan"dedi Semih daha büyük bir gülüşle "Ananın bulduğu kızları öp sen"

"Boş yapma lan. Haa bu arada yarın çıkın gelin bir okey mokey oynayalım yoksa ben harbi sıkıntıdan patlayacağım"

"Hah Buse gel gel ayakta kalma.Sen böyle İrem'in yanına geç ben Semih'in yanına geçeyim." Diye Talha'nın sesi kulaklarına dolunca Emirhan'a ufak bir veda edip telefonu kapattı Semih.

Talha yanına oturduğunda ise kulağına hacifçe eğilerek sevgi dolu bir cümle kurdu "Belanı sikecem senin çakma Eros"Bunu söylerken sessizce mırıldanmış bir yandan da masada kızlarda olduğu için zoraki bir şekilde gülmüştü.

Talah yav he he modunda hiç bir şey demeden önüne döndüğünde Semih yılmış bir bakış attı.

Aynı saniyelerde "Aaaa ben neyi unuttum!?" Diye yükselen İremle bakışları onu buldu.

"Noldu sevgilim?"diye sordu Talha yalandan bir merakla.

Müthiş kötü oyunculukları sürerken Semih başına gelecekleri tahmin ederek "Sakın!"dedi Talha'nın kulağına doğru.

"Benim çok önemli bir işim vardı kalk aşkım bizim gidip onu halletmemiz lazım. Buseciğim lütfen kusura bakma kuzucum ama şey yapalım sen soluklan burda Semih kalır senle"

"İrem saçmlamasan mı?Birazdan hep birlikte kalkarız zaten"Dedi Semih sinirle dişlerini sıkarken.

Yandan ensesine bir şamar inmesini ise asla beklemiyordu. "Acilmiş oğlum karışma sen!" Dedi Talha ayaklanırken.

Semih sinirle yumruğunu sıkarekn İrem de çoktan kalkmıştı.

"Canım arkadaşlarım beni delirtmeyin oturun oturduğunuz yere!"diye yükselse de nafile bir çabaydı

İremle Talha el ele tutuşurken İrem boşta kalan eline ufak bir öpücük kondurup bay bay yapmış hemen peşi sıra ise seri adımlarla çıkmışlardı kafeden.

Semih boş boş baktığı kafenin girişindeki bakışlarını kulağına dolan hafif bir öksürükle kapıdan koparıp karşısında oturan kıza yöneltti.

"Şey tanışamadık da biz... Buse ben"dedi kız samimi bir tebessümle elini uzatırken.

Semih zoraki hir teb

essümle kendisine uzatılan elin parmak uçlarını hafifçe sıkıp bırakırken "Semih"dedi yeterli bir cevaptı ona göre.

"Talhayla samimisiniz galiba" dedi kız aynı tebessümünü korurken.

"Ya öyleyizdir"dedi Semih. Öylelerdi de şuan Talha'nın kafasını nasıl koparacağını düşünüyor olması bu gerçeği değiştirmezdi.

💚🖤

Güvenlik kameralarını da halletin dimi bir sorun çıkmasın"diye binbirinci sorusunu yöneltti Aylin.

Bu soruyu da aynı sakinlikle cevapladım.

"Konuştuğumuz gibi ikinci yarı başladıktan 5 dakika sonra etkisiz hale gelecekeler yaklaşık 30 dakika vaktim olucak"

"Asya sen emin misin bunu Beşiktaş'ın stadında yapmak istediğinden. Orda sıkıdır güvenlik gel vazgeç bu işten yarın ki Anadolu kulüplerinin maçlarından birinde halledelim işte?"

Aylin fazla pimpirikliydi ama bu işte ondan başka kimseye güvenemezdim.

Belki Çağlayla konuşabilirdim ama o da olmazdı zira peşinde yeterince manyak takmıştı.

Some problems of begin a real lawyer.

Harbi avukatın ingilizcesi var mıydı ya?

Ayrıca ona söylesem delirmişsin sen deyip ilk o taş koyardı yoluma.

O yüzden böylesi daha iyiydi. Bu arada Aylin'in futbolla mutbolla alakası yoktu gerçi operasyonla da pek yoktu zaten sadece ben staddayken stadı gören sokaklardaki güvenlik kameralarını kontrol edecekti malum Tff de durumlar bu kadar kaotikken asıl spor şubenin gelmemesine şaşırdım.

Yani onunkisi arkadaş yoluna boka batmakla eş değerdi.

Canımmm Gafimmm. Yerdim ben bu kızı. İki naza bir tripe hemen tav olmuştu.

"Aylinciğim,Gafimm,birtanem,nar tanem,nur tanem,cennetten düşen ilk kayısı tanem. Anlattım ya bu işi ligin büyük takımlarından birinin stadında halletmem lazım öyle olursa daha çok ses getirecek. Şuan en doğru zaman daha fazla bekleyemem.Sen sakin ol bu iş bende gireceğim tereyağından kıl çeker gibi halledip çıkacağım"dedim tane tane.

"Acabaa diyorum. Bu işin başka biriyle ilgisi olabilir mi mesela? Yanlış anlama sadece bir fikir"derken sesindeki imayı seçmemem imkansızdı.Salak değildim ama çok iyi salağa yatırdım.

Öylede yaptım. Boylu boyunca gerine gerine salağa yattım.

"Aylin ne diyorsun hiç anlamadım ama kapatmam lazım şimdi hadi öptüm. Bu arada senden zerre şûphem yok biliyorsun ama o salağı uyar tamam mı en ufak bir hata yaparsa bitiririm onu."

"İketirim mesajını ama hiç beceremiyorsun"derken sesindeki hafif kıkırtıyı da farketmeme rağmen farketmezlikten geldim.

Telefonu kapattıktan sonra masanın üzerine bıraktığım şapkayı başıma geçirip laptopu çantasına kaldırdım ve masadan kalktım.

Maça daha iki saat olduğu yuvaya yürüyerek gitmeye karar verdim.

Kafeden çıkıp yolun karşısına geçtim.Yuvaya giden ara sokakalardan birine saparken kulaklığımı takıp içimdeki kartaliçeye engel olma gereksinimi duymadan bizim marşlar playlistinden rastgele birini açtım.

Marş çalmaya başlarken ağaçlı yola girmiştim.

Gitmeden, bu şehri terk etmeden önce son geçtiğim sokaklar buralardı çünkü burası benim yuvamdı.

Etrafta çubuklu formasıyla yürüyen çocukları,babalarını,annerlirini görmemse her zaman tebessüm etmem için bir nedendi.

Aslında hepimiz bambaşkaydık, inançlarınız,hayat ideallerimiz siyasi görüşlerimiz giyim tarzlarımızla hepimiz bambaşkaydık ama o çubuklu formayı sırtımıza geçirdiğimiz an hepimiz bir bütün oluyorduk.Beşiktaşlılığımız haricindeki tüm kimliklerimiz bu sokağın başında yuvamızın dışında kalıyordu.Artık tek bir umudumuz vardı bu sokaktan marşlar söyleyerek mutlu dönebilmek.

Biz sadece bununla bile mutlu olabilen insanlardık işte Beşiktaş bizim hayatımızdı.Damarımızda akan kan ise SİYAH-BEYAZ

Hemen yanı başımdan bir çift geçerken ister istemez içim burkulmuştu. Çünkü ben o çiftleri hep imrenerek izleyen kızdım o resimlere bakan üçüncü gözdüm.Bunu bilmek canımı yakıyordu ama alışmıstım artık.

Çalan marş yavaş yavaş sonlanırken yeni marş ise yarama avuç avuç tuz atmaktan çekinmedi.

Senden uzaklarda hep bir şeyler eksik

Evet bu cümle çok doğruydu.Yedi yıl boyunca onsuz her şey eksikti.

Yediğim hiç bir yemek onunla ucuz içinde ne olduğu belli olmayan tavuk döner yemek gibi değildi hiç bir şey o kadar lezzetli değildi,aldığım nefes bile eskisi gibi değildi artık.

Az önce yanımdan geçen çiftin sırtlarına yazdırkaları ise yaramı daha da kanattı.

Kızın sırtında 9 altında Semih erkeğinkinde 0 altında Kılıçsoy yazıyordu.

Sevgili evren enerji sinyal minyal dinlemem sikerim böyle işi ama bu ne güzel kardeşim?

Bunu görmek yıllardır boğazımda duran yumrunun büyümesine neden oldu.

"Şimdi değil Asya buraya gelmenin tek nedeni lig. Kendine gel. Topla kafanı. Hadi kızım"diye mırıldandım kendi kendime.

Yavaşça yutkunup.Marşı kapattıkdan sonra bir süre sessiz sedasız ilerledin ağaçlı yolda.

O kadar kalabalıktı ki cadde yuvaya varmam neredeyse bir saat sürmüştü.

Az ilerde sonunda girişi seçebilmiştim.

Sonunda gelmiştim tekrar yuvamın mabedin önündeydim işte...

Biletimi gösterip içeri girdiğimde maça hala biraz daha vakit olduğu için koridorları son kez kontrol etmek istemiştim.

Sağ koridor syunma odalarına çıkıyor o tarfta işim yok.

Ya da var mı?

Eski bir dosta bakıp çıksam mı mesela?

Bu kadın kim diye soran olursa eski bir tanıdık dersin sevgiliiiiiiğğmmm!!!

Diyemezdi zira aradan geçen yedi yılda değişmiştim hem de çoooooooook değişmiştim.

Çok değiştim ben oğlum senden sonra harbiden...

Benim sakalım falan yoktu çok şükür ama içimden iki tane kendimi atmıştım resmen.Şuan yedi önceki halimin üçte biriydim resmen.Saçım başım değişmişti. Artık ortalıkta aklıma estikçe fatklı farklı renklere boyatıp papağan gibi gezmiyordum ortalıkta mesela. Sonra cildim düzelmişti,gözlükleri atmıştım,giyim kuşamım tamamen değişmişti.

Güzeldim... Artık.

Salak mısın sen?Noldu üç veş kilo verdin diye havalara mı girdin? Bana bak! Sen busun. Sen bensin. Senin içinde dışında benim!

Bir sen eksiktin zaten gel gel cümbüş var anasını satayım.

Onu görmezden gelmeye çalışarak koridoru izlemeye devam ettim.

iki güvenlik bekliyordu kapıda. Biri kalıplıydı bundan kaçmam kolay olurdu ama öteki sorun çıkartabilirdi. Bunlara görünmeden geçmem gerekecekti sistem odasına.

Maç başlamadan son ayarlamaları yapmak için localara geçemek için arkamı dönmemle sert bir bedene çarpmam bir oldu.

Başımı ne olduğunu anlamak için kaldırmamla bir çift zümrütle karşılaşmam ise hiç hoş olmamıştı.

Ayyy Selamın Hellloooğğğğ.

İlk bölümlerde bir revizeye gidelim istedim o yüzden kitabı düzenlemeye aldım düzenlemeler bittikçe bölümleri yüklerim.

Ben ikinci bölüme kaçorotttii ama siz lütfen vote ve yorum atmadan hir yere kaçmayınnnn.💞💞💞💞💞💞💞

💚E🖤N🤘🏻D

Bölüm sonu

15 yorum