İçeriğe geç

Yeşile Vurgun

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Yeşile Vurgun

Bölüm 4

4. Bölüm

Mir dayanamayarak Gökçen’i elinden tuttuğu gibi tenha bir koridora sürükledi. Ve kadının sırtını duvara yasladı. Ardındansa bedenini kadına.

Gökçen’in dudaklarının kenarı kıvrıldı adamın bu hamlesiyle. Mir boğuk bir sesle konuştu.

“Beni ciddi bir şekilde çok zorluyorsun”

“Hımm...ne konuda?”

Mir kadının vücudunu kendi vücudu ve duvar arasında iyice sıkıştırdı.

“Bence gayet iyi biliyorsun ne konuda olduğunu”

Gökçen tam cevap verecekti ki Mir ona fırsat vermeden dudaklarını dudaklarına yasladı. Gökçen anında karşılık verirken kollarını adamın boynuna doladı ve bir eli ensesinde ki kısa saçlarda gezinmeye başladı.

Mir kolunu kadının beline dolayarak iyice kendine çekmeye çalıştı. Bir süre sonra isteksizce ayrılan ilk taraf Gökçen oldu. Ardından nefes nefese soluklanan adamı göğsünden ufakça ittirdi.

“Karargaha gitmeliyim”

“Seni bırakmak istemiyorum”

Gökçen alaycı bir şekilde konuştu.

“Maalesef askeriye sizin o lüks şirketleriniz gibi gevşek değil”

Mir duyduğu şeylerle kendini tutamayarak kahkaha attı. Gökçen onun gülüşünü izlerken kalbinin hızlandığını hissetti. Ondan mıydı ilk defa birine olan bu teslimiyeti.

“Haklısın komutanım. Kusura bakma tuttuk seni”

Mir’in eğlenen sesini duymak Gökçen’i de mutlu etti. Kendi içinde buna da şaşırırken beyni nasıl olurda kendini bu kadar birine teslim etmiş kaptırmış olabilirdi bunu sorguluyordu.

Gökçen daha fazla oyalanmak istemeyerek geriye doğru birkaç adım attı ve Mir’den uzaklaştı. Mir kadından gözlerini ayırmıyor tebessüm ederek onun kendisinden adım adım uzaklaşmasını izliyordu.

Gökçen mekandan çıkıp askerlerin içinde olduğu arabaya bindiğinde ise aklına daha az önce gerçekleşen DNA testi üşüştü. Bunca yıldan sonra gerçekten de bir aileye gerek var mıydı? Risk almaya değer miydi? İkizinin çekinip korksada içten içten onları merak ettiğini tanımak istediğini biliyordu. Görüyordu.

Kendisi için ise sadece ikizi yeterliydi. Ama belli ki ikizi için kendisi yeterli değildi ve bu hakkı onun elinden almakta haddine değildi. Ailesini tanımak isterse engel olamazdı.

Tabii ikizinin kendisi istemiyor diye onları görmezden gelip tanıma isteğinden vazgeçeceğini de biliyordu. Ancak bu yükü üstlenmek istemezdi. Yarın şehit olmayacağının garantisi yoktu. Eğer olurda ikizinden önce bu dünyadan göçerse ikizini yalnızlığa mahkum etmeye hakkı yoktu. Ayrıca ikizi zamanında o aileye şans vermediği için pişman olup kendisini suçlayabilirdi. Buna bir şey de diyemezdi. Bu yüzden ne olursa olsun ikizinin kararına isteğine göre hareket etmeye karar verdi. Her kararında bir adım önünde olacaktı ikizinin. Onu her an koruyabilmek için...

&&&

Karargahın önüne geldiğimizde kimliğimi gören askerler kapıyı açtı ve içeri girdik. Yanımda adamı getiren askerlere adamı sorgu odasına götürmelerini söyleyip albayın odasına ilerledim. Kapının önünde ki albay postası beni tanıdığı için anında esas duruşa geçti.

“Rahat aslanım. Albay müsait mi?”

“Müsait komutanım sizi bekliyor”

Başımı eğerek onayladım. Ardından kapıyı çaldım ve içeriden gelen komutla kapıyı açıp içeriye girdim. Anında esas duruşa geçerken tekmil verdim.

“Kıdemli Üsteğmen Gökçen Kurt! Emredin komutanım!”

“Rahat üsteğmenim. Adamı getirdiniz mi?”

Hızla rahat pozisyonuna geçtim ve konuştum.

“Getirdik komutanım sorgu odasında”

“Anlaşıldı üsteğmenim. Sorguya yüzbaşı girecek. Her an görev emri gelebilir hazır ol. Çıkabilirsin”

“Emredersiniz komutanım!”

Tekrar selam verdim ve odadan çıktım. Güçlü adımlarla askeriyede ilerledim ve kendi odama girdim. Bu karargahta toplamda iki tim vardı ve sadece tim komutanlarının kendisine ait odaları vardı. Benimse tayinim kısa süre önce buraya çıkmıştı. Yeni bir tim kuruluyordu ve tim komutanı olarak beni uygun görmüşlerdi. Verilen emir sonrasında ise kendimi burada bulmuştum. Kurulan tim yaklaşık 3 gün sonra burada olacaktı.

Timin adı ise Gökbörü olacaktı. Timin adını ben koymuştum. Gökbörü Oğuz Kağan destanına göre Türk ulusunun başına bir iş geldiğinde, bir tehdit belirdiğinde ortaya çıkan ve yol gösteren efsanevi mavi bir kurttu. Gökbörü aynı zamanda bozkurt ismiyle de anılıyordu. Bilinene göre Gökbörü olarak görülen son kişi Atatürk’tü ve bizler de Atatürk gençleriydik. Türk ulusunu korumak huzura kavuşturmak için eğitilen bozkurtlardık.

Bizler Türk ulusu için beliren her tehdide karşı ortaya çıkan özel kuvvetlerdik. Bizim gibi bir time de bu ad yakışırdı en çok.

Odama girdiğimde masanın üstünde birikmiş yığınla dosyayı görünce suratım asıldı. Her asker gibi özellikle de her saha askeri gibi bende dosya işlerinden nefret ediyordum. Masa başında saatlerce oturmaya alışkın değildim. Sevmezdimde.

Saat daha erkendi en az 3-4 saatim vardı DNA testi sonuçlarına kadar. Derin bir nefes alıp masaya oturdum ve kollarımı sıvadım bir an önce bu dosyaları bitirmek için.

&&&

Sonunda dosyalar bittiğinde belimi esneterek arkama yaslandım. O sırada masanın üstünde ki telefonum bildirim sesiyle titredi. Telefonumu alıp açtığımda Gökçe’nin mesaj attığını gördüm.

Güzelim

  • İkizim (17.25)
  • Ne zaman gelirsin canımın içi?(17.26)

Hızlıca cevap yazıp cebime attım telefonu ve ayaklandım. Dosyaları kucaklayarak odadan çıktım. Albayın odasına yöneldim. Kapısının önünde ki postaya dosyaları verip albaya vermesini söyledikten sonra karargahtan çıktım.

Sakin adımlarla arabama ilerleyip bindim. Aslında arabamız desem daha doğru olurdu. Gökçe’yle paramızı biriktirip ortak almıştık. Ayrı ayrı iki arabaya ihtiyacımız yoktu. Zaten ben genelde görevde olduğum için arabayı çoğunlukla Gökçe kullanıyordu. Görevde olmadığımda ise bazen ben alıyordum arabayı.

Hastaneye geldiğimde arabayı park ettim ve merdivenlerden çıkarak Gökçe’nin odasının önüne geldim. Kapıyı çaldım ve içeriden gelen olumlu komutla kapıyı açarak içeri girdim.

Oda da sadece Gökçe vardı. Benim geldiğimi gören Gökçe oturduğu sandalyeden ayaklanarak yanıma geldi ve sarıldı. Bende kollarımı ona dolayarak saçlarına ufak bir öpücük kondurdum.

Gökçe kafasının karışık olduğunu belli eden yüz ifadesiyle bana baktı. Yan yana ikili koltuğa oturduk.

“Ya sonuç olumluysa? Ne yapacağız Gökçen?”

İkizimin kırgın ve tedirgin sesini duymak kalbimi sızlattı. Kendimi geçmiştim artık ama ona çok geç kalmışlardı. Neden her şey bunca yıl sonra ortaya çıkmıştı ki. Belki de ikizim bu kadar yaralı olmazdı bu gerçekler daha erken ortaya çıksaydı.

Kendimi bildim bileli ikimizden hassas olanın Gökçe olduğunu hissetmiş derin bir iç güdüyle onu korumaya adamıştım kendimi. Daha ilkokula giderken bile ikizime laf ettirmez en ufak bir şey de önüne geçip kimsenin zarar vermesine izin vermezdim.

Bu durum o zamanlar annem ve babamın her ne kadar hoşuna gitsede onaylamazlardı. Gökçe için kendimi harcamamı görmezden gelmemi istemezlerdi. Gökçe’ye zarar gelebileceği gibi banada zarar gelebileceğini birçok kez anlatmaya çalışmışlardı. Ancak bilmiyorlardı ki o zamanlarda bile kendi canımın acıması umrumda değildi.

Annemleri kaybettikten sonra ise Gökçe’ye daha da düşkünleşmiş ve daha çok korumam gerektiğine inandırmıştım kendimi. Üstüne yıllar geçmiş bu iç güdü kalbime de beynime de yerleşmişti.

O sırada göğsüme sinen ikizimin saçlarını okşamaya başladım.

“Sen ne istersen onu yapacağız güzelim. Her ne karar verirsen ver hep bir adım önünde olacağım sana gelebilecek zararları savuşturmak için. Asla yalnız olmayacaksın. Bir kez daha aynı hatayı yapmam...”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.