İçeriğe geç

Yeşil cadı serisi

Bölüm 2 · 18 dk okuma

Yeşil cadı serisi

Bölüm 2

1 Bölüm Yeşil Cadı

1 Bölüm Yeşil Cadı

~Her karakter kendi hikayesinin kahramanıdır.~

{Anlatıcı}

Burası Yeşil cadı akademisi. Hava da yine kaos hakim. Sanırım birazdan yine yağmur yağmaya başlayacak.

Milen okul dolabını açtığın da gördüğü manzara hoş değildi. Koyu yeşil ceketi dolabında çamura bulanmış bir şekilde dolabının içindeydi. Milen'nin gözleri dolmuştu. Derin bir iç çekerek dolabı kapattığın da karşısında profesör Alex vardı. "Milen bu kadar yetmedi mi?" Diye sorduğunda Milen hiç bir şey demeden Profesör Alex'e sarıldı. "Siz olmasanız ben ne yapardım." Diyebilmişti.

Alex ise bir süre sarılmanın etkisinden çıkamadı daha sonra ise Milen'i omuzlarından tutarak sarsmaya başladı. "Gerçeği söyle. Yoksa böyle nereye kadar dayanacaksın." Dedi profesör Alex. Milen bir adım geriye çıktı. Milen'nin gözleri dolmuştu. "Söyleyemem." Diyerek kafasını iki yana salladı. "Üzgünüm profesör." Diyerek koridorda koşarak profesörün yanından ayrıldı. Alex ise dolaba sertçe yumruk attı. "Seni nereye kadar koruyabilirim Milen, söylesene." Dedi ve durdu biraz nefes alış veriş seslerini dinledi. Sinirle yürüyerek ön bahçeye doğru yürümeye başladı. "Bunun hesabını da vereceksin Bade."

{Anlatıcı}: Profesör yine sinirli bakalım bu sefer Yeşil cadı akademisinde neler olacak? Her şey bir soru işareti. Sonuçta hayat birer soru işaretlerinden ibaret..

~Bade'nin kısmı~

"Kağıtları önden dağıtın." Demiştim. Semranta gülerek Kağıtları dağıtıyordu. Karşısında River oturuyordu. Monadex ise ortalığı kontrol ediyordu. Aslında bahisleri dağıtma konusunda Monadex'den iyisi yoktu. Şimdi işimiz acildi. "Paraları verin." Dediğim de herkes kaş göz hareketi yapmaya başladı. Monadex kapının önünde bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bu salaklar ne yapmaya çalışıyordu. Arkama döndüğüm de karşımda profesör Alex vardı. Gülerek omzuna dokundum. "Buraya sizi hangi rüzgar attı profesör." Diye ortaya bir soru attım.

Kolumu tutarak beni arka tarafa doğru çekiştirdi. Daha sonra masada ki kişilere doğru döndü. "Monadex, River ve Semranta hiç şaşırmadım doğrusu, bir kerede beni şaşırttın." Sırıtarak olayları izlemeye devam ettim.

"Dağılın. Yoksa hepinizin ailesine haber veririm." Masada ki çoğu kişi çoktan tüymüştü bile...

Ben, Semranta, River ve Monadex kalmıştı. "Bade okulu kumarhaneye mi çevirmeye karar verdin." Dediğinde gülerek profesörün omzuna dokundum.

"Kusura bakmayın profesör. Bir daha olmaz." Dediğim de beni dinlemeden kolumu hızla omzundan çekti. "Temas da bulunma." Dediğinde sinirle elimi belimin üzerine yerleştirmiştim. Orospu milen sürekli burnunuzun dibin de dememek için kendimi çok zor tutuyordum. Semranta zihnimi okumuş olmalı ki lafa girdi "Profesör bir daha olmayacak." Dediğinde düşüncelerim çoktan dağılmıştı. Profesör hepimize tek tek baktı. "Bu seferlik sadece sizi affediyorum. Bir daha ki sefer aynı şekilde bu davranışlara müsamaha göstermem." Çok yakışıklı bir profesördü. Siyah saçları River'a çok benziyordu. Karşıdan gören kardeş olduklarını düşünürdü. Neyse ki değillerdi!

Profesör uzaklaştığında Monadex'in "Profesör de ne adam çok yakışıklı." Dediğinde River'ın Monadex'e dirsek attığını gördüm. Semranta'ya döndüm. "Sen olmasan işim bitmişti." Dediğim de Semranta yanımdan geçerek "Sorun değil." Diyerek uzaklaşmıştı. Kim bilir aklında ne tilkiler dolanıyordu. Semranta zeki bir kızdı. Umarım bu zekiliği bir gün işine yarardı. Neyse ne kendi işlerime iyi baksam gayet güzel olacak.

{Anlatıcı}: Bade her zaman ki gibi bencil bir cadı...

---

~Bengi'nin kısmı~

Asla kaderi yöntemeyecek bir kişiyim ve bu lanetten kurtulma şansım bile yok.

Sessiz, güçsüz en kötüsü de işey yaramaz bir cadıdan başka bir şey değilim. Göz rengim asla kırmızı olmayacak. "İşey yaramaz bir cadı, hiç bir işe yaramaz." Birinin varlığını hissetmiştim. Arkama dönünce koyu renkte pantolonu ve yeşil sade bir tişörtü vardı. Korkarak ayağa kalkmıştım. "Sen-Sen de kimsin?" Diyebilmiştim. Tam karşımda durdu elini anlımın üzerine yerleştirdi. Gözleri mavi renge bürünmüştü. "Sen de benim gibisin, kaybolmuşsun." Yutkundum. Kimse beni olduğum gibi anlatmamıştı. Alnıma dokunan elini tuttum. Kendime çektim. "Sen neden buradasın? Burada olmaman gerek." Beni belimden tutarak kendisine çekmişti. "Gizli yerimi bulan tek kişi sensin." Gülümsedim. "Bu beni senin için özel kılar mı?" Diye sordum. Eli dudağımın üzerinde gezindi. "Sen her zaman benim için özel olacaksın." Ellerim yanağının üzerinde gezindi. "Kuvars Safir Çakır. Kendimi buraya ait gibi hiç bir zaman hissetmedim." Dediğinde omuzlarına dokundum. "Sana bir sır vereyim mi?" Kafasını 'evet' anlamında salladığın da konuşmaya başladım. "Ben Bengi Sonyeli. Bu dünyaya kendimi ait hissetmiyorum." Beni yukarıya kaldırdı. Sırtımı ağaca yasladı. "Seninle bir anlaşma yapalım mı tatlı kız?" Diye sorduğunda kabul etmekten başka bir çarem yoktu. "Olur, yakışıklı çocuk." Dediğim de gözlerini kısarak "İkimiz de bu lanetten kurtulalım. Ben sana yardım edeyim, sen de bana." Gülerek kulağına doğru yaklaştım. "Kabul yakışıklı çocuk." Dediğim de elleri saçlarımın üzerindeydi. Bir kaç dakika saçlarıma dokunduktan sonra beni yere indirdi. "Anlaştık tatlı kız." Dedikten sonra ormanın içinde kayboldu. Kalbim neden küt küt diye sesler çıkarıyordu. kalbimin atışı neden bir anda hızlanmıştı? Belki bir gün bunun nedenini bulurum...

Ama bugün değil...

{ANLATICI}: Bazı aşklar anlaşma üzerine kuruludur. Bazıları ise kaderimiz olan doğru kişiyi bularak yapılan kalpten bir anlaşmadır.

~Gölgenin kısmı~

Cadı akademisi benim için sadece saçmalıktı. Cadı akademinin merdivenlerden yukarıya çıkarken sarı saçlı bir kızın ağladığını gördüm. Yanında ki merdivene oturdum. Aslında kendimden böyle bir şey beklemiyordum. Ağlama sesleri bir müzik melodisi gibi bir cadıyı rahatlatabilirdi. Beni görmezlikten gelerek ağlamaya devam etti. Ellerim yanağında ki göz yaşlarını silince elimi tutarak "Yapma." Dedi. Mavi gözleri çok güzeldi. Mavi gözleri bir okyanusu anımsatıyordu. Elini bırakarak duvara yaslandım. Cebimden bir demet sigara çıkarak çakmağı da çıkardığım da elimi tuttu. "Kafayı mı yedin?" Tepkileri hem çok komik hem de çok tatlıydı. "Neden içiyorsun?" Diye sorduğunda hafif çaplı dudaklarım yana kaymıştı. Bu kız benim gülümsememi sağlıyordu. "Ölmek için." Dediğim de sigaramı içmeye başlamıştım.

Bir süre Mavi gözleri ile beni izledi. "Çok hızlı içiyorsun." Gülümseyerek cevap verdim. "Sana söyledim, ben ölmek için içiyorum."

Bir süre cevap vermedi. Belli ki bir şeyler düşünüyordu. Tekrar bana döndü. "Yalnız olduğun için mi bu kadar hızlı içiyorsun." Dedikten sonra elimi tuttu. Lan! Kalbim çok hızlı atıyordu.

"Artık yalnız değilsin." Dediğin de gülümsüyordu ve ben bu gülümsemesi için bile canımı ortaya koyardım.

"Ben-" dedi ve durdu. Ne diyeceğini kafasında planlıyor gibi bir hali vardı. "Artık seninleyim." Gözlerimin içi parlamıştı. Hemen ayağa kalkmıştım. Gözlerimde ki yıldızları görmesini istemiyordum. Yoksa herkes gibi bana da Ucube derdi ve ben tekrar kendimi Ucube gibi hissetmek istemiyordum.

Peşimden geliyordu. Kolumu tuttu. "Yanlış bir şey mi dedim?" Diye sordu ama asla arkama dönemezdim. "Hayır, Yanlış olan adam benim." Diyerek kolumu bırakmasını sağladım. "Özür dilerim." Dediğinde adımlarım durdu. "Bir daha kimseden özür dileme. Sadece gitmem gerekiyor." Diyebilmiştim. Biliyorum kendini kötü hissedecekti ama ben bunu telafi edebilirdim. Dünyanın en iyi kız gibi hissetmesine sağlayacaktım.

{Anlatıcı}: Bazen yanlış zaman, doğru adam vardır.

Gerçek de ise yanlış adam, doğru zaman vardır.

Önemli olan kalpten sevmektir...

~Semranta'nın kısmı~

Nehire bakan kısımda çimlerin oraya uzanmıştım. Kuşların ve ağustos böceğinin çıkardığı sesleri dinliyordum. Nehirden akan su sesi hoşuma gidiyordu. Beni rahatlatıyordu. Üzerime fırlatılan su ile uzandığım çimlerden kalkmam bir oldu. "River şakanın sırası değil." Nehirin yanına yaklaştığım da karşıda ki kişinin River olmadığını anladım. Turuncuya boyanmış saçları vardı. Çekici bir fiziği olduğu her halinden belliydi. "Niye üzerime su attın." Diye bağırdığım da gülerek yüzme pozisyonu değiştirerek balıklama yüzmeye başladı. Daha sonra benden tarafa döndü "Bebek kavgasına gerek yok." Tamam kabul havalıydı ama havası bana sökmezdi. "Seninle kavga etmiyorum." Dediğim de iki kaşıda havaya kalktı. "Öyle mi?" Dedi ve bir süre yüzüme baktıktan sonra konuşmaya başladı. "Karşıdan gören beni öldüreceksin sanacak." Dediğinde sırıtıyordu. Birde gülüyordu. Gülüşünü götüne sok. Sinirle konuşmaya başladım ama sinirlerime asla hakim olamazdım. Karşımda bunun gibi bir angut varken ne sinirlerime hakim olurdum ne de sihir güçlerime hakim olabilirdim. "Gelsene su çok güzel." Dediğinde el hareketi çekmiştim. Gülerek yüzmeye devam etti. Ben de sinirle yüzmesini izliyordum. Niye izliyorsam suç bende de var yani! Bir süre suyun içinden çıkmayınca merak ettim. "Hey! Zübbe." Diye bağırdım ama cevap vermedi. Nehire girmek için sandaletlerimi çıkararak bir ayağımı suyun içine gireceğim sırada biri ayağımdan tutarak beni nehirin içine çekmişti. Suyun içine girdiğim de korkuyla birinin boynuna sarılmıştım. Suyun içinden yüzeye çıktığımız da yeşil gözleri ile göz göze geldim. "Tutmasam boğulacaktın." Dediğinde sadece derin bir nefes alarak yüzüne bakıyordum. "Ya da şöyle demeliyim tutmasam düşüyordun." Dediğinde omuzlarından tutarak nehirin iç kısmına doğru ittim. "Manyak! Zaten senin yüzünden düştüm. Seni merak ettiğim için geldim." Şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu ama ben de dediklerimden Şaşırmıştım. "Yani bak seni göremeyince-" cümlemi tamamlayamadan beni belimden kendine doğru çekerek öpmeye başladı. Dudakları dilime doğru yol alırken omuzların tutarak ittirdim. Üstüne bir de tokat attım. "Sen her gördüğün kızı öper misin?" Diyerek suyun içinden çıkmıştım. Gülerek bana bakıyordu. Kıyıya geldiğin de gülümsüyordu. "Elini uzatsana çıkamadım." Dediğinde kaşlarımı çatarak "Çok ağırsın, seni nasıl taşımamı bekliyorsun." Cevabımı dinlemeden elini uzattı. Ben de pes ederek elini tuttum. Bir anda beni yine nehirin içine fırlattı. Suyun içinden başımı kaldırdığımda sinirle yanına doğru yüzüyordum. Benden kaçarak uzaklaşmaya çalışıyordu. "Gel buraya, kaçma. Korkak." Diye tüm gücümle bağırıyordum. Sonun da pes etmişti. Yanına yaklaşarak sırtına çıktım. "Ne kadar ağırsın." Diye tısladığında gülerek kulağına doğru eğildim. "Ya! İşte seni böyle yakalarım." Sesli bir kahkaha attı. "Sen tam bir çatlaksın." Beni sırtında taşıyarak kıyıya çıkardığında bana doğru döndü. "Sırtımla aşk yaşamaya devam mı edeceksin." Dediğinde yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Sırtından aşağıya indiğimde karın kaslarından akan suya bakıyordum. Kahkaha atarak yerde ki mavi tişörtünü üzerine geçirdi. Ben de ileride ki sandaletlerimi giydim. Geriye döndüğüm de elin de en sevdiğim okuma kitabını incelediğini fark ettim. "Hey!" Diyerek elinde ki kitabı aldım. Bana dönerek "Kitabını yemedik ya!" Diye cevap verdiğinde yere eğilerek eşyalarımı çantamın içine kattım. Ayağa kalktığım da beni izlediğini fark ettim. "Ne bakıyorsun." Dedim sinirlenerek yanımdan yürüdü arkası dönüktü. "Karşıma bir daha çıkma." Diye seslendiğin de elimi yumruk yaparak "Asıl sen benim karşıma çıkma!" Diye sitemle bağırdım fakat beni duyduğunu düşünmüyordum. Umarım bir daha karşıma çıkmazdı yoksa olacaklardan ben sorumlu değildim.

{Anlatıcı}: Bazı aşklar kavgayla başlar. En büyük aşklar ise nefretle başlar. Aşk, nefreti öldürür. Sevgiye dönüşür. Kavgayla başlayan aşklar ise sonsuza dek sürer çünkü beyinle başlayan aşklar kalpte biter.

~Monadex'in kısmı~

Ağaçlık alanlara uzanmıştım. Yanımda River uzanıyordu. İkimiz de çok yorulmuştuk. River gökyüzünü izliyordu. Ben de gülerek etrafa bakıyordum. Biz ne ara bu hale geldik? Milen'i çok özlemiştim. Kendime yedirmesem de Milen'i kalbimin sağ tarafı çok özlemişti... "River." Dedim. River ise düşüncelere dalmışa benziyordu. "River, ben Milen'i çok özledim." Diye itiraf ettiğim de bana doğru dönmüştü. "Her şey eskisi gibi kalmıyor Dex, asla eskiye dönemeyiz." Derin bir nefes aldım. Keşke geriye dönebilseydik. O zaman daha mutlu olabilirdik. "Milen'i özlemedin mi?" Diye sorduğum da sorumu duymazlıktan geldi ama ben biliyordum, itiraf etmek istemese de Milen'i kalpten özlemişti...

"Milen'i asla affetmeyeceğim." Dediğinde gözünün içine baktım. Sadece nefret vardı. "Milad her iki şey için de Milen'i affetmez." Dediğinde gözlerim dolmuştu. "Birincisi Milen-" cümlesini tamamlayamadan Bade'nin sesini duyduk. "Beyler aranız da bana da yer var mı?" Dediğin de ikimiz de gülümseyerek Bade'ye yer açmıştık. Bade her zaman en kötü anımız da bizi toparlayan kişiydi... Milad'a iyi geliyordu. "İkinizin arasına mı gireceğim." Dediğinde gülerek aramıza girdiğin de ikimiz de Badeye bakıyorduk. "Dünyanın en iyi arkadaşısın." Demişti River fakat ben bir güç akımı hissettim. Bade bir şeye üzülmüş gibiydi. Bade de bir farklılık vardı. Bade belki de dünya da ki en iyi arkadaş değildi, geçmişte birine büyük bir kazık atmış bakışı vardı. Belki de ben yanlış anladım. Şuan bunu bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey varsa o da Bade'nin bir şeyler biliyor olmasıdır... şimdilik bu duruma karışmayacağım fakat bu güç akımını hissetmeye devam edersem o zaman işler değişir.

{ANLATICI}: Bazen her şey düşündüğümüz gibi gelişmez. En yakın arkadaşlarımızı kalbimiz yaparız fakat en yakın arkadaşlarımız kalbimiz dediğimiz yerden bizi vururlar. Silaha gerek kalmaz, sözleri kalbimizi parçalara ayırmaya yeter...

~MİLEN'NİN kısmı~

Sessiz bir ağacın altına oturdum. Kaybedecek bir şeyim kalmamıştı. Abim hastaydı. Yakında ölecekti. Kamelya, delirmek üzereydi daha dün yastığının altında zehirli bir hançer bulunmuştu. Krallığımda ki güneş günden güne sonsuz ışık kaynağını kaybediyordu. Beş yıl içinde iyi bir kraliçe olamazsam krallığımın sonu gelecekti. Yağmur taneleri gökyüzünden aşağıya akıyordu. Gökyüzü bile ağlıyordu. Ben neden ağlamayacaktım? Kulağım yavru bir kedinin miyavlama sesini duydu. Ayağa kalkarak etrafa baktım. Kediyi göremedim. Arkama dönünce pembe bir kedinin banka oturduğunu gördüm. Banka yavaş bir şekilde yanına oturduğumda benden korkmuştu. Kedinin gözlerin de bir korku vardı. "Korkma, ben sana zarar vermeyeceğim." Dediğim de patileriyle yürüyerek kucağıma oturdu. Kedinin başını okşadığım da boynun da duran kolyeyi hissetmiştim. Kalp şeklindeydi. Kedinin renginde pembe renkte olduğu için kolyeyi kamufle ediyordu. "Senin ismin Amour, olsun." Dedi. Pembe renkli kedide bir bağ hissettim. O gün aramızda bir bağ oluşmuştu. Ben kediye hiç bir şey yapmadım, yardım bile etmedim fakat kedi beni evi olarak seçmişti çünkü kediler evini sadece bir kere seçerdi ve Amour ile aramızda oluşan bu bağın asla sonsuza dek süreceğini bilemezdim. Bilseydim yardım ederdim...

"Sahibin var mı tatlı kedicik." Dediğim de karşıdan gelen adam beni ağlarken gören adamdı. Ayağa kalktığım da beni görmüştü. Yanıma doğru yürümeye başladı. Tam önüm de durdu. "Hediyemi beğendin mi?" Dediğinde yanaklarım kızarmıştı. "Senin hediyen mi?" Diye sorduğum da gülerek kafasını salladı. "Çok sevdim." Dediğinde gözlerini gözlerime kilitlemişti. "Ben de çok sevdim." Diye yanıt vermişti. Kedinin miyavlama sesiyle başımı yere eğdim. Milad'ın sesini duyunca yerimden sıçramıştım. "Aptal sarışın, senin gibi bir cadı ile asla çıkmayacağımı tüm okul biliyor." Dediğinde tam yanımızda durduğun da adını bilmediğim adam beni kendisine çekmişti. Doğrudan Milad'ın gözlerinin içine baktı. "Seninle çıkamaz çünkü artık benim sevgilim." Gözlerim şaşırmaktan kocaman açılmıştı. Milad kaşlarını çatarak adama baktı. "Senin sevgilin olamaz." Dediğinde Milad'a doğru döndüm.

Adını bilmediğim adam konuşmaya başlamıştı. "Sevgilim ve biz çıkıyoruz." Milad bana döndü. Safir gibi parlayan gözleri bana doğru döndü "Gerçek mi Milen." Yalanlardan nefret ederdim fakat Milad bunu hak etmişti.

"Ben aptal bir sarışınım senin için, fazlası değil. Sonsuza dek seni mi seveceğimi sandın. Geçen yıl olanlardan sonra bir daha seni asla sevmem." Dediğim de gözlerim dolmuştu. Oysa ben beş yaşından beri Milad'a aşıktım. Milad bana omuz atarak yanımdan ayrıldı. Milad gittiğin de adını bilmediğim adam konuşmaya başlamıştı "bazen yanlış kişilere aşık oluruz." Milad benim için hiç bir zaman yanlış kişi olmamıştı. Milad benim için doğru insandı fakat yanlış zamandı. Derin bir nefes alarak yabancı olan adama döndüm. "Milad hiç bir zaman için yanlış kişi değildi. Yanlış olan zamandı." Yabancı adamın gözleri doldu.

"Senin sevgine karşı nasıl bu kadar kör olabilir." Dediğinde yüzüne bakarak hafif bir gülümseme şekli almış yüzüne bakıyordum. "Bazı insanlar gözünün önündeki kişiyi görmez." Dediğim cümlemin geri kalanını devam ettirdi. "Gözümüzün önünde ki kişiyi sadece kaybettiğimiz de fark ederiz." Dediğinde gözlerim doldu. "Biliyorum, bugün de yarın da senin için aynı olacak... Sen de şunu bil benim kalbim de senin mutlu olman için atacak." Dediğinde kollarımı boynuna doladım. Kulağıma fısıldayarak "Doğru kişiyle evlendiğini görmeden seni bırakmam." Omuzlarından tutarak yüzüne baktım. "Doğru kişiyi bulduğum da söz o kişiyi ilk sen göreceksin." Dediğim de derin bir iç çekti. "Bazen doğru kişiyi görmek yetmez, hissetmek gerekir." Dediğinde gözünün içine baktım. "Belki doğru kişi karşımdadır." Dediğim de sağ gözünden bir yaş aktı ve gülmeye başladı. "Dalga geçme, mavi göz." Omuzlarından iterek "Şaka değil." Dediğim de "Kedi gidiyor." Dediğin de koşarak kedinin peşinden yetişmeye çalıştık. İlk defa bu kadar eğlendiğimi hissetmiştim. Bu karşımda ki adam bana iyi geliyordu. Kendimi dünya da ki en mutlu kadın gibi hissettiriyordu.

{Anlatıcı} bazen en çok sevdiğimiz kişiler bize yabancı iken, yabancı bir kişi bize dünyanın en iyi insanıymış gibi hissettirebiliyor. Bir yabancı bazen bize iyi gelebiliyor...

~Toprak'ın kısmı~

Tesadüfler bizim geçmişimizi karşımıza çıkarabiliyor. Sarı saçlı kadının karşısında oturuyordum.

Okulun müdiresi idi. Ben ise tam bir sır küpü olduğunu biliyordum. Aptal ve bana göre saçma gözüken kadının sözlerini dinlemiyorum. Camdan dışarıya baktığım da yedi yaşından beri aradığım o küçük kız çocuğunu bulmuştum. Gözlerim doldu. Artık müdirenin ne dediği bile umurumda değildi. Ben bende küçükken fotoğrafı olan beyaz elbisesi fotoğrafta son kez gülen o küçük kız çocuğunu görmüştüm. Benim krallığımın son günü yani hafızamı kaybettiğim gün bu küçük kızın resmi vardı cebimde. Bu küçük kız benim geçmişimdi ve ben artık geçmişimi bulmuştum. Hala zihnim de kayıp hatırlayamadığım geçmişimin yansıması bu küçük kızdı. Saçları sarıydı fakat artık fotoğrafta ki kadar uzun değildi. Aksine saçları böyle daha güzel gözüküyordu. Göz rengi okyanus mavisiydi. Tahta banka oturmuş ellerini birbirine sürtüyordu. Biraz sonra etrafına bakarak ayağa kalktı. Arkasına döndüğünde küçük bir kedi bankın üstünde belirdi. Ellerimi birbirine sürterek gözlerimi ovuşturdum tekrar aynı yere baktım fakat pembe renkte bir kedi vardı. Arkasına döndüğünde kedinin olduğu banka tekrar oturdu. Kedi korkarak miyavlamaya başladı. Geçmişimde hatırladığım kız kediye bir şeyler dedi. Kedi ise kızın kucağına oturdu. Kız kediyi severken boynuna dokundu. Orada ki kolyeyi fark etti. Bu bir tılsımdı. Kalp şeklinde bir kolye vardı kedinin boynun da sonra etrafa tekrar bakındı utandığı her halinden belliydi çünkü yüzü kızarmıştı. Aklıma bir şey gelmişti. Bu geçmişte ki kıza yardım edecek bir ruh olabilirdi ya da seçilmiş bir kişiye yardımı dokunacak bu kişiydi fakat boynunda ki kolye bir çeşit tılsım ve ya lanet olabilirdi. Aklımdan bir sürü soru geçiyordu ve ben hepsinin yanıtını bugün bulamazdım. Her şeyi zamana bırakmak en iyisiydi. Müdire ile konuşmam bittiğin de ayağa kalktığım da gözüm tekrar cama doğru kaydı. Müdire de bunu fark etmişti. "Bu kız dikkatinizi çok mu çekti?" Dediğin de gülümsüyordu. Aynı şekilde tebessüm ederek "Birine benzettim sanırım." Diyerek odadan dışarıya çıkmıştım. Zaten Müdireyi hiç dinlememiştim ve Müdire bunun farkındaydı fakat elimde değildi bu küçük kız çocuğu benim geçmişimdi. Benim artık kendi geçmişimi bulma vaktim gelmişti. Bu fotoğrafta ki küçük kız çocuğu gerçek hayatta kimdi acaba?

Geçmişimi hatırlayabilsem her şey çok iyi olacaktı. Derin bir nefes alarak aceleyle merdivenlerden yukarıya çıkarken birine çarpmıştım. Korkuyla geriye çekildim. Önüme tekrar döndüğüm de kimseyi göremedim. Bu tuhafıma gitti. Sonra kız kıkırdama seslerini duyunca bana şaka yaptıklarını anlamam uzun sürmemişti nefesimi düzelterek gülüşme seslerine doğru yürümeye başladım. "Ben yeni profesörünüz." Dediğim de görünmezlik pelerinini çıkaran kahverengi şaçlı bir kız oldu. "Kusura bakmayın profesör." Dediğinde utançla başını yere eğdi. Diğerleri de gülerek yanımdan uzaklaştılar. Kahverengi şaçlı kız yanıma geldi. "Ben Violett iki tane t ile profesör. Diğerleri de arkadaşlarım Mia, Suzi, Hera ve ilayda." Diyerek yanımdan ayrıldı. Burası Yeşil cadı akademisiydi ve her cadının bu okuldan mevzun olmadan önce anlatacağı bir hikayesi vardı.

{Anlatıcı}: herkesin illa ki anlatacak bir hikayesi vardır.

En çok heyecan verici hikayeler ise gençken yaşanan hikayelerdir. Herkes bir yerlerde kendi hikayesini yaşar ve unutur. Sadece bazıları akılda kalır. Beyin hatırlar, kalp ise o anıları daha sonra öldürür.

---

Burası Yeşil cadı akademisi. Burada her şey mümkün.

Müdire yine masasın da oturarak holograma bakıyordu.

"Bir gün özgür kalacağım müdire." Demişti halogramda ki ses. Müdire cevap verememişti çünkü ruhu özgür kalmazdı çünkü kimse özgür değildi. Herkes kendi düşüncelerinin esiriydi...

"Cadıların özgür ruhları bir gün beni özgür bırakacak."

Her cadının ruhu özeldir fakat artık bu mümkün değil çünkü karanlık yaklaşıyor ve aydınlık kayboluyor. Karanlık her şeyi çekiyor...

Müdire son kez spork'a baktı. Ejderha başını salladığın da Hologramı kapattı. "Özür dilerim sevgili-" dedi ve cümlesine devam edemedi. Pencerede ki kalabalığı izlemeye başladı. Aklına geldikçe gözünde eski cadı akademisi yılları geldi. Pencereden bir dostluğun başlama noktasını izledi.

Bu başlangıç noktası, sonun da bir bitiş noktası olmazdı çünkü kendisinin sonu bitikti...

---

Emile tahta masanın başına oturmuştu. Yanın da Stacy oturuyordu. Mor saçlı ve saçları kısa olan cadı stacy idi. Emile sarı saçları ve kahverengi gözlere sahip bir ölüm cadısıydı. Stacy ruhani varlıklara konuşabilen bir cadıydı. Kucağında ki kırmızı renkli kedi de en güçlü ve stacy'nin ruhuna bağlı çok güçlü bir ruhtu.

Stacy'nin yanın da oturan kişi ise Mia'nın ikiz kardeşi Vin idi. Koyu siyah saçları ve iri yarı vücudu ile dikkat çekerdi. Kendi araların da "i" derlerdi. Mavi saçları olan ve elinde mavi ve yeşil tonlarında gitarı olan kişi Yosa idi. Kızların dikkatini genelde söylediği müzikler çekerdi. Kaya ise her zaman ki masa da oturmuş sadece zamanı kontrol ederek sakinleşmeye çalışan bir cadıydı. Azrena ve Clarke kuzen oldukları için güçleri birbirine bağlıydı. Yanların da oturan baş örülü kız ise şifa cadısı Sarahdı. Dışlanmış ve biraz da zorbalığa uğramış bu kız Emile için bir aile gibiydi. Sarah'ın farklılıklarına saygı duyuyordu. Sarah burada mutluydu ve işte gerçek ailesini bulmuştu. Clarke aklına takılan bir soruyu sormuştu "Bizim gibi kızıl cadı akademisinden olan kan cadıların kabul edecekler mi?" Azrena da bundan korkuyordu ama Milen'nin arkadaşlarına ihtiyacı olduğunu biliyordu.

"Almak zorundalar." Dedi. Emile telaşla saatine baktı. "Bizim kızlar nerede kaldı." Sorusuna yanıt vermek yerine kaya karşı ağaçları işaret etti. Çekik gözlü saçları kahverengi topuzlu olan cadının ismi Mia. Mia'dan kısa olan saçları da kısa olan kumral saçlı kızın ismi Suzi idi. Dev drogan'nın tek kızıydı. Göz bebekleri beyaz renkte kahverengi saçları olan kız ise ilaydaydı.

Kahverengi teni çikolata gibi olan kıvırcık saçları olan tatlı cadının ismi Heraydı. Ten rengi yüzünden dışlanan bu cadı artık dışlanmıyordu çünkü gerçek ailesini bulmuştu. Saçları açık kahverengi olan biraz da saçları omreli gibi gözüken, saçında yaşam ağacı tokası bulunan doğa cadısının ismi Violett iki tane t ile yazılır bu da doğa cadısı ailesinin önemli geleneklerinden biridir.

Emile kızlar masaya oturduğun da elinde pembe renkli bir kedi ile gelen Milen'i görünce ayağa kalktı. Çok heyacanlanmıştı. Yıllardır görmediği kuzeni geliyordu. Biraz daha büyümüş genç bir kız olmuştu. Gözleri dolmuştu. Sağ gözünden akan göz yaşını sildi. Mutluluktan ağlıyordu. "Milen." Diye seslendi. Yıllardır bu anın gelmesini bekliyordu. Milen asla kuzeni Emile'den bahsetmezdi çünkü Emile bir katildi. Milen'de biliyordu. Bu yüzden Emile'yi asla affetmiyordu. Milen şaşırmıştı çünkü hep bu zorbalığa ve suçlamalara tek başına karşılık vermek zorunda kalmıştı. Milen ise Emile'yi daha iyi iyi anlıyordu çünkü kişiler her zaman elinde kan izleri olanı katil sanıyordu. Oysa gerçek katillerin kalbi yoktu. Milen koşarak kuzenine sarıldı. "Bunca zaman nasıl dayandın." Dedi Milen çünkü artık dayanamıyordu. Emile omuzlarından tutarak Milen'i sarsıyordu. "Sen katil değilsin, ben katilim fakat sen değilsin. Ben kötü olabilirim ama sen değilsindir. Bunların hiç birine izin vermem. Seni suçlamalarına, seni küçük düşürmelerine izin vermeyeceğim." Dediğin de Emilie çok dolmuştu. Patlamaya hazır bir kazan gibiydi. "Sen beni affet-" diyeceği zaman Milen elini Emile'nin dudaklarının üzerine götürdü. "Seni affettim. Ben senin yanın da değildim fakat sen her zaman benim yanımdasın." Gözleri yine ağlamaklı bakıyordu. "Milen asla benim durumuma düşmene izin vermeyeceğim, gerekirse hep beraber savaşacağız." Dediğinde milen arkasına döndüğünde ağlamaya başlamıştı. Arkasın da büyük bir aile olduğunu fark etti. Milen ilk defa kendini yalnız hissetmedi. Bu sefer ailesi yanındaydı. Milen artık yalnız savaşmıyordu çünkü artık dayanacak ve sabaha kadar ağlayacağı bir sürü omuz vardı. Bazen aile, kalpten sevmek ile de aile olunur.

{ANLATICI}: Bazen kaybettiğimiz değeri sonradan anlarız. En çok da kaybettiğimiz değeri biri yanımızdan gidince oluşan boşluk hissidir. Birini kaybetmeden önce kendisini değerli hissettirin çünkü biri sizden gidince bunun hiç bir önemi kalmıyor...

Sevdiğiniz kişilere değer verin çünkü gidince hiç bir anlamı kalmıyor. Sonunda kendinizi değersiz hisseden yine kendiniz oluyorsunuz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.