Daha yeryüzü diye bir şey yokken, Kayra Han yalnız başına uçsuz bucaksız suların üzerinde süzülüyordu. Dünya yalnızca sudan ibaretti ve görünürde Kayra Han’dan başka hiçbir varlık yoktu. Yalnızlıktan sıkılan Kayra Han, “Ne yapmalıyım?” diye düşünürken su dalgalandı; içinden, sudan yapılmış belli belirsiz bir beden yükseldi. Ak gibi tertemiz olan bu varlık Kayra Han’a seslendi:
“Oluştur.” Bunun üzerine Kayra Han, Kişi’yi yarattı. Birlikte iki siyah kaz gibi göklerde süzülmeye başladılar. Bir süre sonra Kişi, bu durumdan sıkıldı; çünkü Kayra Han’dan daha yükseğe uçmak istiyordu. Onun bu isteğini sezen Kayra Han, Kişi’nin uçma yetisini elinden aldı. Kişi, sonsuz sulara düşerek boğulmaya başladı. Can havliyle Kayra Han’a yalvardı. Kayra Han ona merhamet gösterdi, yeniden yükselmesine izin verdi. Sudun içinden çıkan Kişi eskisi gibiydi; fakat artık uçamıyordu.
Kayra Han, Kişi’den suya dalıp toprak getirmesini istedi. Kişi buyruğu yerine getirerek en derinlerden bir avuç toprak çıkardı; ancak kötü düşüncelerinden vazgeçmeyip toprağın bir kısmını ağzında sakladı. Kayra Han getirilen toprağa büyü söyledi. Toprak genişlemeye, kara parçaları oluşmaya başladı. Fakat Kişi’nin ağzında gizlediği toprak da büyüyünce boğulmaya başladı. Kayra Han buyurdu: "Tükür!"
Kişi ağzındaki toprağı henüz dümdüz olan dünyaya tükürdü. Bununla birlikte bataklıklar ve tepeler meydana geldi. Yaptıklarına ve Kişi’nin içinde beslediği kötülüğe öfkelenen Kayra Han ona seslendi: “Kibrin ve yaptıkların yüzünden cezalandırılıyorsun. Bundan böyle adın Erlik’tir. Seni âlemimden kovuyorum.” Erlik kovulduktan sonra, Kayra Han yeryüzüne indi. Dalgaların dövdüğü bir uçurumun kenarına bir tohum ekti. Tohum, toprağa değer değmez büyümeye başladı; kocaman, gümüş dalları ve altın yaprakları olan bir ağaca dönüştü. Ağacın dokuz dalından birer insan bedeni yarattı. Bunlar, dokuz varlık ırkının ataları oldu. Erlik, varlıkların ne denli güzel ve iyi olduklarını görünce Kayra Han’dan onları kendisine vermesini istedi. Kayra Han bunu reddetti. Öfkeye kapılan Erlik, dokuz varlık ırkını kötülüğe sürüklemeye çalıştı ve onları kendine çekti. Kayra Han, varlıkların akılsızlık edip Erlik’e kanmalarından dolayı onları kendi hâllerine bıraktı. Erlik’i yeraltındaki karanlıklar dünyasının en alt katına sürdü. Kendisi ise göğün on yedinci katına çekildi. Dokuz varlığı korumaları için de meleklerinden birkaçını görevlendirdi. Erlik, bu görkemli göğü kıskandı ve kendisine de bir gök yaratmak için Kayra Han’dan izin aldı. Kendi göğüne kandırdığı kötü ruhları yerleştirdi.
Dağlar, denizler, okyanuslar ve ormanlarla şekillenen bu dünyada, birbirinden farklı ırklar aralarında görünmez bir perdeyle yaşamaya başladı. Birbirinden habersiz bu varlıklar, Yaratılış’tan beri üç ayrı âlemde varlıklarını sürdürüyordu. Ta ki karanlık ruhlara sahip bazı şamanlar bir araya gelip bu perdeyi inceltinceye, üç âlemi birbirine karıştırıp kaosu serbest bırakıncaya dek. İşte o zaman, insanları koruyan melekler ortaya çıktı. Zarara yol açanlara engel olup düzeni eski hâline getirmeye çalıştılar ve Kayra Han’dan yardım istediler. Yaratılış’tan beri kendi göğünden her şeyi izleyen Kayra Han, evrenin kaderini tayin etti ve hiçbir şeye doğrudan müdahale etmeyeceğini söyledi. Ancak onlara yardım edebilecek bir ordu kurdu; ırkları korumaları için meleklerini görevlendirdi ve her bir Koruyucu Melek’e farklı özellikler bahşetti. Koruyucu Melekler, kendilerine verilen bu yetkiyle kötü ruhlara ve Erlik’in ordusuna karşı gizli bir savaşa girişti. Bu savaş, yüzyıllar boyunca süren görünmez bir savaştı. İşte bu, Kayra Han’ın ordusu olan Koruyucu Meleklerin efsanesiydi… Hâlâ içimizde yaşayan Koruyucu Meleklerin.