Gece odamda, loş ışıkta defter elimde öylece oturdum. Sayfaların arasındaki yazılar, resimler sanki nefes alıyordu. Dayımın el yazısıyla yazdığı o satıra uzun uzun baktım: “Ela hep inansın.”Ama inancın neye benzediğini unutalı çok olmuştu. Ege’nin sözleri gün boyu zihnimde dolandı "Seni dinlerim.” İçten bir cümleydi. Belki çok az insan bu kadar açık olabilirdi. Ama yetmezdi. O gecede gerçekten ne olmuştu, bilmeden yürüyemezdim. Kalbim bir yöne çekilirken, aklım başka bir yerde kalıyordu. Telefonumu aldım. Arama motoruna adını yazdım. “Ege Kaya, ölüm, kavga, İzmir.”Başta birkaç haber çıktı. Tarih: Geçen yılın Mart’ı. Başlık: “Gençler arasında çıkan kavgada bir kişi hayatını kaybetti.” Haberi açtım. Yer: Karşıyaka’daki bir park. Yaşları on altı, on yedi olan bir grup arasında çıkan tartışma büyümüş, bir genç aldığı darbe sonucu başını kaldırım taşına çarpmış, hastaneye kaldırılmış ama kurtarılamamıştı. Sanıkların isimleri açıklanmamıştı. Ama bir cümle dikkatimi çekti: “Olay sırasında orada bulunan E.K.’nin ifadesine başvuruldu, ancak hakkında doğrudan bir suçlama yapılmadı.” E.K. – Ege Kaya.Ekrana uzun süre baktım. Kalbim, içimde küçük ama inatçı bir nabız gibi atıyordu.Bu bilgi Ege'nin söylediklerini doğruluyordu. Yalan söylememişti. Ama oradaydı. Ve susmuştu. Tıpkı… dayım gibi. Gece ilerledi. Rüzgâr pencereyi hafifçe titretti. Gözlerimi kapadım ve kendimi çocukluğumun bir gecesinde buldum. Soba başında oturuyorduk. Annem sessizce örüyordu, dayım eski bir plak çalıyordu. Gülüyordu. Beni yanına çağırdı. “Ela,” dedi, “insan bazen sessiz kalırsa, iyilik yapmış gibi hisseder. Ama bazen sessizlik birinin hayatını karartır. Sakın unutma.” O zamanlar anlamamıştım. Ama şimdi… şimdi bu cümle içimde yankılandı. Ve o yankının sonunda bir karar şekillendi. Ertesi sabah Ege’yi aradım.Açtı, hemen. Sesi beklemediğim kadar yumuşaktı. “Ela?” “Konuşabilir miyiz?” dedim. “Evet. Nerede?” “deniz kenarında.” Ege benden önce gitmişti. Oturuyordu, elleri cebinde, gözleri uzak bir noktada.Yanına oturdum. Bu sefer daha yakındım. Belki birkaç parmak mesafe.Sessizlik oldu, yine. Ama bu defa, yavaşça çözülmeye hazır bir sessizlikti. “Sana inandım,” dedim. “Yani… en azından, doğruyu söylediğine.”Başını çevirdi, gözlerime baktı. İlk defa bakışını kaçırmadım. “Biliyor musun,” dedim, “dayım da susmuştu. Ama seninle farkı şu: sen bir gün konuştun.” Ege bir şey söylemeye çalıştı ama sustu. Boğazında düğümlenmiş bir şey vardı belli ki. “Ben bu yüzden kaçtım senden,” dedim. “Çünkü senin hikâyende kendi geçmişimi gördüm. Ve o geçmişin yüküyle birini yargılamak kolaydır. Ama bu sabah düşündüm… sen benim yüküm değilsin. Sen kendi hikâyeni taşıyorsun.” Ege’nin gözleri doldu. Ama ağlamadı. Sadece derin bir nefes aldı. “Öyle korktum ki seni kaybetmekten, çünkü seni sev-” dedi devam etmedi durakladı ve devam etti. “Ama seni tanımaya çalıştıkça… en çok kendimden korktum. Çünkü ilk defa biri benimle sessizliğimi de paylaşabiliyordu.” Birlikte sustuk bu sefer. Ama bu defa, birbirimizi dinleyerek. “Biliyor musun,” dedim, “dayım bana masal anlatırdı. Ama sonunda hep bir şey eksik olurdu. Ve ben kendi sonumu kendim uydururdum. Belki biz de kendi sonumuzu kendimiz yazabiliriz.” Ege başını salladı. Hafifçe. Umutla. “Ben senden hemen güven istemem,” dedim. “Ama bir şey istiyorum: dürüstlük. Ne olursa olsun.” “Yemin ederim,” dedi fısıltıyla. “Sana yalan söylemem. Belki geçmişim kötü bir sayfa ama ben yeniden yazmaya çalışıyorum.” “Beraber yazalım mı?” dedim. İlk defa gerçekten gülümsedi. Hafif, kırılgan ama samimi bir gülümseme. “Yavaş yavaş,” dedi. “Evet,” dedim. “Yavaş yavaş.” O gün denizin sesi daha farklıydı. Rüzgâr sertti ama itici değildi. Ve içimdeki sessizlik… artık yalnız değildi. Dayımın hatırası hep kalacaktı. Ama belki, o hatıranın içinde yeni bir ışık da doğabilecekti. Ve o ışığın adı Ege olabilirdi ben Ege'ye inanmayı seçiyorum.
Bölüm 7
Aşık mı oluyorum
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.