“Yine Başlangıç: İzmir” Kamyonun arkasında sallanan kutular, kırmızı bavulun üstüne konmuş yastıklar… Hepsi tanıdık. Bu manzara artık ev kadar tanıdık bana. Taşınmanın sesi yoktur çoğu zaman; ama benim için karton kutuların hışırtısı, merdivenlerden gelen tıkırtılar, annemin boğuk komutları hep aynı melodiyi söyler: “Yine gidiyoruz.”İzmir. Bu kez buradayız. Geniş pencereli bir apartman dairesi. Dördüncü kat. Asansör biraz bozuk, babam söyleniyor. Annem alışveriş listesini sesli düşünüyor. Bense yeni odamda duruyorum. Duvarlar boş, camdan deniz gözüküyor biraz. Güzeldi, evet ama hiçbiri gerçek gelmiyor. “Burada kalır mıyız?” diye soruyorum içimden. Ama artık sormamaya da alıştım. Cevap belli: Bilinmiyor.
Öğretmen sınıfa dönüp kısaca gülümsedi. “Yeni bir arkadaşınız var. Ela, bize biraz kendinden bahsetmek ister misin?” Başımı hafifçe salladım. Gözler bana çevrilmişti. Alışığım. Her yeni şehirde, her yeni sınıfta aynı bakışlar. Meraklı, ölçen, kimisi alaycı. “Ben Ela,” dedim sessiz ama duyulacak kadar. “Ailemin işi sebebiyle taşındık. Dönemin ortasında geldim… Şimdi buradayım.”Kelimeler kuru, yavan ama gerçekti. Bu kadar.Öğretmen başını salladı. “Teşekkürler Ela. Boş olan sıraya geçebilirsin, Ege’nin yanına. ”Sınıfta hafif bir uğultu oldu. Ege'nin kim olduğunu bilmiyordum ama yerime yürürken bazı fısıldaşmalar kulağıma çalındı. “Yine mi biri geldi?” “Kaçıncı bu yıl?” “Yalnız çocuk gibi duruyor…” Orta sıradaki çocuk başını kaldırdı. Saçları dağınıktı, gri bir tişört giymişti. Göz göze geldik. Ne bir gülümseme, ne başka bir tepki… Sadece yerinden çekildi, çantasını yanına aldı, ben de oturdum.Masaya dirseğimi dayayıp camdan dışarı baktım. İzmir’in gökyüzü griydi o sabah.Yanımdaki çocuk usulca mırıldandı: “Merhaba Ela. Ben Ege." Başımıçevirdim. “Merhaba.”Kısa bir sessizlik. Sonra dersi anlatan öğretmenin sesi araya girdi. Ama zihnim başka yerdeydi.Yeni bir okul, yeni bir sıra arkadaşı, yeni bir başlangıç.İçimde bir yer hâlâ “geçici” diyordu. Ama bu sefer… belki biraz daha uzun sürerdi.

