İstanbul neden böyle bir şehirdi? İyiydi hoştu ama kalabalıktı. Hayır kardeşim bir şehrin her saatinde otobüsler dolu olur muydu? Ve neden durakların yanında akbil doldurmak için bir yer yoktu?
Şuan arkadamdaki öğrenci kıyameti söylenip bağırıyorlardı ve ben ısrarla akbilimi basıyordum, bir umut belki parayı basarda geçerim diye. Belki algılamıyordur deyip bir ön yüzünü bir de arka yüzünü basıp duruyordum ama yok nafile.
Bir daha deneyeceğim sırada omzumun üzerinden uzun bir kol başka bir akbil bastı "Olmuyor sanki ha? " dedi sesli bir şekilde. Kimdi bu? Tanıdık bir ses gibiydi de değildi gibiydi de çıkaramadım. Tam dönüp bakacakken omzumdan ittirdi "Kıvırcık geç artık, arkada isyan çıktı senin yüzünden." dedi sakince. Şoförün bana attığı ters bakışları aynı terslikle karşılayarak ileri doğru ilerledim. Gözlerim boş yer aradı,yoktu normal olarak. Demirlerden birine tutundum ve az önce bana akbil basan çocuğun öne doğru gelmesini izledim. Tanıdık bir ses gibiydi demiş miydim? Demiştim ve çok yakından olmasada tanıdıkmış.
Sırf bizim sınıf takımını yendiler diye o anki gazla rakip takıma saldırdığımızda başından aşağı bir şişe su boşalttığım çocuktu. Ve evet adını bilmiyorum yani o olduğunu bile zaten zor anladım. O an bizimkiler saldırıya geçince bende onlarla beraber haraket etmiştim ve bunu kenarda görünce ona saldırmaya karar verdim sonuçta rakibin şıkkı olmaz değil mi? Elime kenardaki bir pet şişeyi kapıp çita gibi koşmuştum - Ayrıca bize iki gol atmıştı orası ayrı konu. - Çocuk şok içinde bakarken ben suyu üzerine boşalmıştım ve sonrası da pek hoş olmamıştı doğal olarak.
Kısacası, sıçış, kaçış ve batış...
Ve çocuk bana akbil basmıştı?! Rezillik üstüne rezillik, teşekkürler. Yer yarılsada içinr girsem, ah ah!
Olduğum yerdebana doğru ilerlemesini çaresizce izliyordum. Arkadan öğrenci bindikçe ilerliyordu, gelme! Gelme pis şeytan. Yolun sonuda bana çıkıyordu aman ne hoş!
Tutunduğum demire daha sıkı asıldım. Çantamla beraber sırtımı cama yasladım. Bakışlarımı tavana,yere,ilerdeki burnunu karıştıran çocuğa uzun lafın kısası en olmadık yerlere çevirdim sanki kaçabilirmişim gibi. Ne kadar bakışlarımı kaçırsamda bundan kaçmayacaktım biliyordum.
Ve geldi, önümde durdu,demire tutundu. Kınayıcı bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bakma, bakma!
Ve baktım. Tabiki baktım, nasıl bakmayacaktım acaba? Baktığım zamanda onu inceleme fırsatım olmuştu. Uzun boylu, yapılı bir vücuda sahipti. Saçları dağınıktı, siyaha çok yakın bir renkti ve iyi duruyordu. Burnu çok az kemerli, teni bembeyazdı benimkiyle yarışır yemin ederim. Dudakları yüzüne tam uyuyordu, kaşları hafiften kalındı ama muntazam bir şekli vardı. Ve gözleri ela rengiydi, yeşili baskın bir ela.
Çocuğu sapık gibi dikizledikten sonra onunda bana baktığını çok sonra fark ettim. Sıcak mı bastı sanki? Kaptan camları sökebilir miyiz? Bir arkadaşa utancından sıcak basmışta!
Konuşmak şuanda aklıma gelmişti, konuşmasam iyiydi de bir teşekkür edeyim çocuğa akbil bastı o kadar. "Şey.. Eee teşekkür ederim." dedim. Demeseydim, demeseydim yani öküzlüğümle kalırdım en azından çocuğun aklında. Sesim götümden çıkmıştı adeta, önemli anlarda giden ses sorunu.. Baktı, baktı, baktı. Başını salladı "Basmasaydım arkada savaş çıkacaktı, seninde inmeye pek niyetin yoktu." dedi.
HAAĞ?! Anlamadım paşam? Adam geldi laf soktu bana, hem ne demişler? Kışın yediğin hurmalar, yazın gö- her neyse. Bok sineği gibi kaldım, cevap da veremedim mal mal baktım yüzüne. Diyecek birşey yok çünkü gerizekalı ne diyeceksin! Bakışları yüzümde dolaştı sonra dışarıya çevirdi. "Her neyse, rica ederim."
Oooo baya kibar oldunuz şuan beyefendi çok teşekkürler yani. Göz devirmemek için zor duruyordum bu yüzden bakışlarımı başka bir yere çevirdim. Otobüs durdu, öğrenciler indi, pazara giden teyzeler bindi ve yola devam etti.
"Sen şu sınıflar arası maçta üzerime su boşaltan kız değil misin?" Bu sefer gerçekten sıçmışko! Deli taklidi yapsam? Bir anda ağlamaya başlasam? Ne demem lazım! Derin bir nefes Ahu, sakin kal kızım bayılma lütfen. "Allah Allah, kim ki o karıştırdın herhalde." Dedim yüzümü adeta üç yüz altmış derece çevirmeye çalışıyordum. Aşırı ciddiydi ve bu beni daha çok geriyordu.
"Ahu değil misin?" dedi. Baban Ahu desem ne olurdu? Camdan yola doğru fırlardım büyük ihtimalle. Boğazımı temizledim en tatlış gülümsememi takındım, gözlerimi kırpıştırıp ona baktım. Tatlılık kozunu oynuyorum umarım işe yarar. "Hıhı, Ahu ben sen?" Dedim hala aynı şekilde gülümsüyordum. Konuyu başka yerlere çekmeye çalışmaya çalışmak.. Kaşlarını çattı "Oğuz bende, bu arada senin sayende hasta oldum çok sağol." dedi her kelimeyi vurgulaya vurgulaya söyledi. Komşular yetişin rezilliğimden kriz geçireceğim!
"Benim pek bir suçum yok, sınıfın gazına geldim o an. Sende ne dayanıksızmışsın hemen bir du dökmeyle hasta mı olunur?" dedim memnuniyetsiz bir şekilde. Kaşları daha çok çatıldı, Ahu bir tut şu çeneni be kızım! Bunu dememeliydim çok saçma ve yersiz olmuştu. "Nerden biliyorsun dayanaksız olduğumu acaba?" dedi ters ters. Yok yanı gardaşım öyle demek istemedim.. Cevap veremedim baktım mal mal yüzüne. "Özür dilerim o zaman." dedim sessizce. Bakışları anında bana döndü "Duyamadım? Ne dedin?" dedi alay eder gibi. Salak oyun oynuyor benimle adeta! "Özür dilerim Oğuz." Dedim sesimi yükselterek. Dudakları usulca iki yana kıvrıldı, yüzünde duyduğu şeyden tatmin olmuş bir ifade belirdi. Gözleriyle süzdü önce, sonra gözlerime baktı "Bir daha olmasın yeter." Dedi sakince. O ses neydi lan? Çok etkileyici çıkmıştı yani nasıl oldu anlayamadım ama yani ne bileyim ben! Birşey demedim boş boş gözlerimi kırpıştırdım, o ise gözlerini üzerimden çekip dışarı çevirdi.
Yani üzerimden tüm kalkmadı öküz oturdu gibi oldu. Pek hoş karşılaşmadı beni sanırım - Kendim onu çok hoş karşılamışım gibi sanki - Otobüs durdu, bir sonraki durakta inecektim. Oğuz'a baktım, başka alemlerdeydi sanırsam. Olduğum yerde kıpırdanıp kapıya doğru ilerlemek için adım attım. "Nereye?" Dedi bana bakarak. Yeşil diyebileceğim gözleri sorgulayıcı bir şekilde bakıyordu bana. "Eve?" Dedim salak gibi. Başını salladı "Woaw!" dedi alaycı bir tonla. Gözlerimi devirecektim ki rezilliğim aklıma geldi ve hiçbirşey yapamadım. "Görüşürüz Ahu." Dedi düz bir şekilde. Otobüs durdu kapı açıldı çıkacaktım. Kapıya doğru ilerledim hemen en son omzumun üzerinden baktım "Hoşçakal Oğuz." Dedim ve otobüsten indim.
Otobüs bir su misali yanımdan geçerken gözlerim içindeki Oğuz'da kaldı, çünkü o da bana bakıyordu. Büyük ihtimalle benden hiç ama hiç hoşlanmamıştı yani duygularımız karşılıklıydı. Ayrıca akbil basmıştı ve bastığı akbilin parasını vermem gerekiyordu. Hepimiz öğrenciyiz sonuçta kimsenin bana beleşe birşey yapmasına lüzum yok yani.
Durakta mal mal durup düşüncelere dalmışken telefonumun çalmasıyla irkildim. Cebimden alıp hızlı adımlarla yürümeye başladım arayan tabiki annemdi, koştura koştura yürüyordum eve annem ise telefondan "Gelirken ekmek al, ha birde yumurta al" deyip bir şeyler söylüyordu. Klasik bir gün olmuştu, artı olarak gıcık bir elemanla tanışmış olmuştum.


