İçeriğe geç

Yeniden doğuşun melodisi

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Yeniden doğuşun melodisi

Bölüm 1

1. Bölüm

"Biraz daha anlayışlı olmayı deneyebilirsin." Sinemis sinirli ve kırgın gözlerle doğum gününde eve gelmeyen annesine bakıyordu. "Haklısın, sorun bende senden bu kadar ilgi beklememeliydim. Ne düşünüyordum ki ben? Sahi cidden çok anlayışsızım." Cümlesi biter bitmez gözlerini devirdi. "Tatlım, annen senin için uğraşıyor. Ne kadar yalnız hissettiğini biliyorum. Yardım etmeye çalışıyorum."

"Yardım mı? Ne konuda? Yalnız hissetmemem için bana cici baba falan mi bulmaya çalışıyordun? Ya da gecelik takıldığın erkekler kızından daha önemli olduğu için mi dün evde değildin? Güldürme beni anne ben dershaneye gidiyorum" dedi ve kapıyı çarparak çıktı.

Dersin bitmesine son 20 dakika vardı. Sanki zaman çok yavaş geçiyordu. 1 dakika bile geçmeden sürekli saate bakıp duruyordu. O 20 dakikanın hiç bitmesini istemiyordu aslında. Evden uzaklaşmak, kaçmak istiyordu. Odağını klimadan damlayan su sesi bozuyordu.

Pıt,pıt,pıt.

Belki de odağının bozulması iyiydi. Bu konuyu daha fazla düşünmek istemiyordu. Eğer güzel bir lise kazanırsa şehir dışında ailesi- daha doğrusu yalnızca annesi- ile bağlarını koparabilecek hatta belki onu görmeyecekti bile. Babasına ne olduğu konusunu düşünmek bile istemiyordu. Bu en kırmızı çizgisi olan konuydu. Bazen sokakta annesi ya da babası ile beraber güzel vakit geçiren çocuklara çok özenirdi. Hep onlar gibi olmak isterdi. Ama nasip değilmiş. En azından onu canından çok seven arkadaşı Şimal vardı. Onu anlayan tek kişiydi. Güzel kırmızı kıvırcık saçları ve badem rengi gözleri vardı. Ceylan gibi bakıyordu. Adeta gözleri parlıyordu. Annesi ile ne zaman tartışsa hemen Şimal ile konuşurdu. Ona sanki bir ilaç, bir yara bandı gibi gelirdi. Şimal sanki bir melekti. Halik'in ona bir hediyesi gibiydi sanki. Kafasına dokunan bir el hisseder hissetmez hızla başını arkasına döndürdü. Arkasında oturan çilli çocuk ne oldu mânasında tek gözünü kırptı. Fısıldar bir sesle diyaloğa girdiler. "Neden bana dokundun?" Çilli çocuk şaşkınca bakınıyordu."Ne dokunması, kafayı mı yedin?". "Boşver." Sinemis önüne döner dönmez zil çaldı. Herkes eşyasını toplayıp çıkıyordu. Sinemis olabildiğince yavaş olmaya çalışıyordu. Ancak her türlü eve gitmesi gerekiyordu. İçinden delicesine çığlık atmak geliyordu. Ama bir tarafı ise sakin kalmayı tercih ediyordu. Çantasını alıp dershaneden çıktı. En sonunda yüzleşmek istedi ve annesini aradı. Uzunca telefon çaldıktan sonra en son annesi telefonu açtı.

-Alo, kızım şuan meşgulüm sonra arasam.

-Anne beni alır mısın?

-Meşgulüm.

-Anne nolur, çok yorgunum hiç halim yok.

-Yürüyerek gel. Belki anneye saygısızlık yapmamayı anlarsın.

Sinemis ya sabır dedi içinden ve telefonu kapattı.

Dershaneden çıkmış evine gidip yatağına yatmayı iple çekiyordu Sinemis. Saat akşam 11 sularındaydı. Ne kadar annesini arayıp ona yalvarsa da annesine evden çıkıp onu dershaneden almaya tenezzül bile etmemişti. O yüzden Sinemis eve buzdan soğuk bir hava da dönmek zorunda kalmıştı. Bu sefer her zaman kullandığı yolun aksine farklı bir yol kullanmayı denemişti. Ama bu büyük bir hataydı. Gözü yanıp sönen sokak lambasına takılmıştı. Aslında tek sorun o da değildi bu yolu önceden de kullanmıştı. Ancak şimdi duvarlarda semboller ve siren grafitileri vardı. Grafitiler neyse garip latince sözler belki de kelimeler yazılıydı. Latince bilmediği için anlamıyordu. Ancak okuyabiliyordu. "Memento mori."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.