Kafama çekiçle vuruluyordu ya da uykuma. Sanırım uykuma. Gelen seslerle yüzümü buruştursam da gözlerimi inatla açmıyordum. Ne yapıyorlardı böyle?
Sinirler kafamı yastığa gömüp sinirimi çığlık atarak çıkarmaya çalıştım. İşe yaramamıştı. Yataktan kalkıp salona girdim. Annem elimdeki türk kahvesini içerken yerde oyun oynayan kardeşim şaşkınca bana bakıyordu.
“Bu seste ne?” Annem televizyondan bakışlarını çevirip bana baktı ve baştan aşağıya beni süzdü.
“Sana da günaydın.” Sözleriyle göz devirip kendimi koltuğa bıraktım.
Emekleyerek yanıma gelen Ayaz’ı kucaklayıp sarıldım ve boynuna yanaklarına öpücükler kondurdum.
“Günoş Ayaz günoş.” Kendi dilinden bana bir şeyler söylese de bebekçe anlamadığım için onu takmayıp öpmeye devam ettim.
Gelen tak tuk sesleri ile anneme döndüm. Bu sefer beni terslememiş ve cevap vermişti.
“Üst kata birileri taşınıyor ondan bu ses, tadilat falan yapıyorlar.” Saat sabahın dokuzuydu, ne tadilatı bu saatte. Bir kaç saat sonra işe gidecektim ve ben son ana kadar uyuyarak vakit geçirmek istiyordum. Görünen o ki bu iş yaştı. Ayazı kucakladığım gibi mutfağa gittim ve onu da tezgaha oturttum.
“Abla mama hazırlıcak sende onu izliceksin, anlaştık mı?” Boş boş yüzüme bakmaya devam ederken ben buzdolabına ulaşıp yumurtaları çıkarmıştım bile.
Yumurtaları haşlama kabına yerleştirip ocağa koyduktan sonra kahvaltılıklardan azar azar alıp tabağıma koydum. Kestiğim salatalığın yarısını Ayaz’ın eline tutuşturup kendime yeşil çay demledim.
Yukardan gelemeye devam eden takır tukur sesleri ile derin bir nefes aldım. Sabrım sınanıyordu tam masıyla sabrım sınanıyordu.
Ayaz’ı annemin yanına postalayıp hazırladıklarımı tepsiye yerleştirdim ve odama geçtim. Aslında çalışma masası olan ama benim yemek masama dönüşen masama tepsidekileri yerleştirip bilgisayarımı açtım. Sırada izleyecek güzel bir dizi bulmak vardı.
“Mahmut abi bir şey olmaz sen devam et.” Yukarıdan gelen sesle dinlemeye başladım.
“E şikayet etti yönetici oğlum ne yapalım.” Camların açık olması sebebiyle yukarıdaki bütün konuşma odama doluyordu.
“Güzel abim istediği gibi şikayet etsin. Bu ev bugün bitecek.” Bu ne biçim bi düşünme tarzıydı? Bu nasıl bir bencillikti?
Sinirle odamdan çıkıp dış kapıyı açtım eş zamanla matkap sesi binanın içinde yankılanmaya başlamıştı. Merdivenlerden çıkıp kapısı açık olan eve daldım. Benim içeri girmemle yerdeki tahta parçalarıyla uğraşan abi bir kaç saniye bana bakmış sonrasında aldırış etmeden işine devam etmişti. Yanında duran ve tahtaları tutarak ona yardım eden genç adam ise bakmaya devam ediyordu.
“Pardon evime neden daldınız acaba?” Sorduğu soruyu duymam çalışan makinadan dolayı zordu ama kinayeli sesi onunda sabrının sonlarında olduğunun göstergesiydi.
“Beyfendi pardon ama saat sabah dokuz. Acaba bu işleri on ikiden sonra mı yapsanız? Evde bebek var olmaz böyle.”
Bir buçuk yaşındaki kardeşimi bunun için kullanmam gayet etikti. Yoksa neden kardeşimdi ki?
“Hanımefendi tabii haklısınız ama bende çalışan biriyim mesaiye kadar yetiştirmem lazım.” Bana neydi.
“İzin isteyin o halde. Bu benim sorunum mu?” Böyle bir tepki beklemediği yüzünün halinden belliydi, oldukça şaşırmış ardından da sinirle dolmuştu.
“Evinize gidin bir de sizinle uğraşamayacağım.”
“Hayat müşterek biliyorsunuz değil mi? Bugün siz rahatsız edersiniz yarın ben sonuçta altlı üstlü oturuyoruz.”
“Biraz hoşgörülü yaklaşabilirsiniz. Taşınıyorum sonuçta zevkimden tahta çakmıyorum burada.” Elindekileri bırakmış ayaklanarak konuşmuştu. Boyu ne kadarda uzundu öyle.
“Yanii..” başımı havaya kaldırarak konuşmak durumunda kalmıştım kendimi baskı altında hissediyordum. İmdat!
“Öhöm, yani evet ama daha makul bir saat seçebilirdiniz.” Başımı aşağı yukarı sallayıp beni onayladı.
“Olaylar böyle gelişti emin olun milletle uğraşmak bende istemezdim.” Millet ben oluyordum sanırım bir de yöneticimiz.
“Sese biraz daha dikkat ederek çalışın.” Son sözümü söyleyip adamı orda bıraktım ve evime döndüm.
Tamam o da haklıydı ama bende bu saatte uyanmak zorunda değildim.
“Umay nerdeydin yavrum.” Annem şaşkınca bana bakıyordu.
“Yukarıyı uyarmaya gittim.” Annemin gözleri daha da büyürken yüzünde bir gülümseme olmuştu.
“Kız sen uğraşır mıydın öyle şeylerle.” Annem haklıydı asla benim tarzım değildi aslında ama sabrım kalmamıştı.
“Bütün ses benim odamdaydı ne yapayım dayanamadım artık.” Annem gülerek yanımdan geçip mutfağa girdi. Bende odama geri döndüm.
Yarın kalan kahvaltıma devam ettim aynı zamanda gün içinde yapacaklarımı planladım. İşe gitmeliydim ama içimden hiç gelmiyordu.
Altıma geçirdiğim siyah kot pantolon ve klasik siyak bir tişörtle aynada kendime baktım. Kıvırcık saçlarım birbirine girmişti elime aldığım spreyi kabaran saçlarıma sıktım ve şekillenmesi adına elimi kullandım. Biraz olsada toparlayınca tepeden sıkı bir at kuyruğu yaptım. Çalışırken beni oldukça bunaltıyordu o yüzden toplamak en iyisiydi.
Çantama gerekli olan eşyalarımı doldurup evden çıktım. Ev ile çalıştığım yer yürüme on beş dakika olduğu için herhangi bir araç kullanmadan işe gidebiliyordum bu güzeldi.
Düşüncelere dalmış yürürken geldiğim avm’nin kapısından girip çantamı x-ray cihazında koydum. Buranın güvenliklerini hiç sevmiyordum. Tek dertleri sıkıntı çıkarmaktı. Hızlı adımlarla çalıştığım mağazaya girdim.
^^
Mesaimin bitmesine yarım saat kala elimdeki kitapları raflarına yerleştiriyordum. Yoğun bir günü daha atlattığımı düşünerek kendimi motive etmeye çalıştım.
Arke cebime elimi atıp telefonumu çıkardım ve bildirim panelini kontrol ettim. Reklam mesajlarını kontrol ederken yanımdan geçen adamla bir an duraksadım. Mavi gözleri kısa bir an gözlerimle buluşmuş ama duraksamadan yanımdan geçip gitmişti.
Heyecanla çarpan kalbimle telefonu aceleci bir şekilde cebime tıkıştırdım. Üstümdeki mavi üniformaya aldırmadan rafların arasında peşinden ilerledim. Tarih bölümünün önünde durmuş ve rafların arasında kitapları karıştırıyordu.
Elimde unuttuğum kitapları yan taraftaki rafın üstüne bıraktım ve yanına ilerdim.
“Aradığınız bir kitap varsa yardımcı olabilirim” Sorduğum soruyla bana döndü bakışları üzerimde bir saniye üzerimde dolandı ardından gözlerimde sabitlendi. Hafif bir gülümseme sundu bana.
“Bana önerebileceğiniz bir kitap var mıdır?” Yoktu. Keşke olsaydı ama şu mağazada belkide hakim olmadığım tek kısım araştırma tarihti.
“Bu alanda öneri yapabilecek kadar iyi değilim henüz, hep okumayı ertelediğim bir kısım ne yazık ki . Dilerseniz arkadaşımı yönlendirebilirim.” Tuna abi bu mağazanın beş yıllık elemanıydı. Mutlaka önerebileceği bir kitap vardır diye düşünüyordum.
Hafifçe gülümsedi elini rafa atıp bir kitap aldı.
“İsterseniz ben size önerebilirim.” Eline aldığı kitabı bana uzattı.
“Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir başlangıç kitabı.” Elimdeki kitabın arkasını çevirdim eski türk devletleriyle alakalı olduğunu anlayabilmiştim.
“Teşekkür ederim en yakın zamanda oluyacağım.” Kafasını sallayarak beni onayladı
“Rica ederim,” ardından raftan başka bir kitap alıp bana doğru çevirdi.
“Aradığımı buldum. Yardımınız için sağ olun.” Bir şey yapamamıştım aslında. Bende ona nazik olmak adına gülümseyip geçmesi için yol verdim. Yanımdan geçerken bana önerdiği kitaptan bir tane daha alıp kasaya doğru ilerledi.
Biraz önce rafa bıraktığım kitapları elime alıp reyonuma döndüm ve düzenlemeye devam ettim.
Yaklaşık beş dakika sonra bana doğru gelen adamla şaşırmıştım. Mağazadan çıkamamış mıydı diye düşünmeden edememiştim.
Geniş omuzları uzun boyuyla bana önümde durmuş ve elindeki poşeti bana doğru uzatıyordu.
“Eğerki başlamanızda benim katkım olacaksa ne mutlu bana.” Şaşkınlıkla ona baktım. Bana kitabı mı almıştı?
“Ben teşekkür ederim ama kabul etmem doğru olmaz.” Bakışları bir kaç saniye isimliğimde dolaştı.
“Umay, bunda yanlış bir şey yok. Emin olabilirsin.” Elindeki poşeti hala bana uzatıyordu. Mahçupça gülümseyip poşeti.
“Teşekkür ederim.” Bana gülümseyip arkasını döndü ve çıkışa doğru yürümeye başladı. Bende onun arkasıdan kasaya geçip mağazadan çıkışını izledim. Bir insanın yürüşü bile etkileyici olur muydu?
“Kanka az önce ne oldu?” Nazlı’nın sorusuyla ona döndüm ve elimdeki poşeti ona gösterdim.
“Bana önerdiği kitabı bana hediye etmek istemiş. İyi biri, sanırım.” Nazlı heyecan ve şaşkınlıkla beni kolumdan tutup sarstı.
“Şaka mı!? Oha aşırı iyi!! Adam inanılmaz yakışıklı ve sana inanamayacağın bir şey söyleyeceğim.” Kaşlarım çatarak söylemesini bekledim.
“Askermiş.” Aslında o kadar oydu ki. Hiç şaşırmamıştım asker olmasına.
“Nerden biliyorsun ki?”
“Ödeme yaparken cüzdanında gördüm.” Kaşlarım havalanırken kafamı sallayarak onu onayladım.
Önce metrobüste görüp sonra mağazada gördüğüm bu adamın bana verdiği enerji çok farklıydı. Elimde tuttuğum kitabı kollarımın arasına alarak sağa sola bakındım. Kapanmaya on dakika vardı ve mağaza haşa doluydu.
“Mağazamızın kapanmasına beş dakika kaldı.” Arkaya doğru seslenirken süreyi daha az söylememe gülen arkadaşıma bende gülerek omuz silktim.
“Ne yapayım bunların çıkacakları yok.”
