Arda Demir, insanların hayran olduğu türden bir adamdı.
Başarılıydı. Zengindi. Yakışıklıydı.
Ve en önemlisi, kendisini herkesten daha zeki görüyordu.
Bir sabah ofisine geldiğinde masasının üzerinde siyah bir zarf buldu.
Zarfın üzerinde adı yazıyordu.
ARDA DEMİR
İçinden küçük bir kart çıktı.
“Kendine ne kadar hayran olduğunu görmek istiyorsan aynaya bakma. İnsanlara bak.”
Arda güldü.
“Çocukça.”
Kartı çöpe attı.
Fakat o gün boyunca garip şeyler olmaya başladı.
Çalışanları onunla konuşurken sustu.
Ortakları toplantıları iptal etti.
Telefonuna bilinmeyen bir numaradan fotoğraflar gelmeye başladı.
Fotoğraflarda Arda vardı.
Her zaman yalnızdı.
Bir fotoğrafta aynanın karşısında kendisine bakıyordu.
Diğerinde çalışanlarından birini küçük düşürüyordu.
Son fotoğrafın arkasında ise şu cümle yazılıydı:
“İnsanların sana hayran olduğunu sanıyorsun. Aslında senden korkuyorlar.”
Arda'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
O gece evine döndüğünde aynanın karşısına geçti.
Uzun süre kendisine baktı.
Sonra aynada kendi yansımasının arkasında bir gölge gördü.
Arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Tekrar aynaya baktığında gölge hâlâ oradaydı.
Ve gölge ona fısıldadı:
— Birinci günahını kabul et.
Arda aynaya yumruğunu indirdi.
Cam parçalandı.
Fakat parçaların her birinde aynı görüntü vardı:
Mira.