Okula başladığımdan beri istediğim tek bir şey vardı. İyi bir arkadaş.
Hep isterdim. Bir arkadaşım olsun. Bana kötü davranmayan, beni seven, dışlamayan. Herkesin arkadaşı vardı. Çok özenirdim. Beni neden sevmiyorlar diye çok düşündüm. Acaba sorun bende mi diye çok düşündüm. Fark ettim ki insanları kendime çekemiyormuşum. İnsanlar için çaba harcadıkça benden uzaklaşıyorlarmış. Bunu ögrendim.
Şimdi ise Atlas, Ayaz ve Beren adlı 3 kişi tanıdım. Daha arkadaş diyecek kadar yakınlasmadık ama olsun. En azından bana benden nefret eder gibi ya da tiksinir gibi bakmıyorlar.
Beren ile beraber oturmuş sohbet ederken Atlas, Ayaz'a top almasını söyledi.
"Top ne alaka?" Diye sordu Beren.
"Voleybol oynarız diye." Dedi Atlas.
"Ne kadar zekisin öyle sen be." Diye atıldı Ayaz.
"Oğlum sen bana neden taktın bugün lan. Sal beni." Diye yakındı Atlas.
"Kes lan." Dedi Ayaz gülerek. "Ben top getirdim." Dedi Ayaz gururla kendini gösterek.
Atlas şaşırmıs gibi kaşlarını kaldırdı ve alkışladı. Alaycı bir ifadesi vardı. "Senden beklenmeyecek hareketler bunlar. Nereden esti efendim. Neye borçluyuz bu hareketi?" Diye alayla sordu Atlas.
Ayaz küçümseyici bir bakış attı. "Acıdım size. Bu fakirlerin bir topu bile yok dedim ve getirdim." Dedi.
"Ee nerede peki?" Diye sordu Beren.
"Lan! Araba da kaldı." Dedi Ayaz.
"Al işte bu yarım akıllının yapacağı işten ne beklersin ki. Git al lan topu arabadan." Diye bağırdı Atlas. Bir yandan da gülüyordu.
Beren ile ben bu hallerine gülerken Ayaz şakadan korkmuş gibi yaptı ve koşa koşa arabaya gitti.
"Salak bu çocuk diyorum da kimse inanmıyor bana." Diye kendi kendine söylendi Atlas. Ardından gömleğini çıkarmak için düğmelerini açmaya başladı. Ben nedenini bilmediğim bir şekilde gözlerimi kaçırmak zorunda gibi hissettim kendimi. Bir şey ile uğraşıyormuş gibi görünmek amacıyla telefonumu aldım ve annemi aradım. Nerede olduğunu sordum. Bir yürüyüşe katılmış meğerse. Tamam deyip telefonu kapattım ve Ayaz'ın geldiğini gördüm. O sırada gözüm Atlas'a çarptı.
Kaslı bir vücudu vardı ve ona bir hava katmıştı. Nedense gözüme çekici gelmişti ona baktığımı fark etmemesi için hızlıca gözlerimi çevirdim.
"Denize girelim mi Kumsal?" Diye sordu Beren.
"Girmek zorunda mıyım?" Diye sordum bende.
"Bir düşüneyim. Düşündüm. Evet zorundasın." Dedi ve ayağa kalkıp beni kolumdan tuttuğu gibi çekiştirmeye başladı. Oflayarak kalktım ve peşinden yürüdüm.
Büyük bir enerjisi vardı. Koşa koşa gidiyordu denize. Bu enerji bu kıza nereden geliyordu anlamadım. Dişil enerjisi de yüksekti ya.
Ben peşinden yürürken sırtıma bir el dokundu. Korktum ve o korkuyla arkama küçük bir çığlık atarak döndüm. O korkunun etkisiyle arkamdaki kişiye tokadı yapıştırdım ve gözlerimi kapattım. Kim olduğunu görmemiştim. Yavaşça gözlerimi açtığımda karşımda elini yanağına götürmüş bir vaziyette Atlas'ı gördüm.
Yine rezil oldum. Yine ve yine. Rezil olma konusunda lanetli miyim ne?
"Ö-özür dilerim."
Ardından Atlas'ın yüzündeki şok bir anda kendini kahkahaya bıraktı. Ben ne olduğunu anlamayarak Atlas'ın arkasındaki Ayaz'a baktım. Ayaz da ne oluyor lan bakışı atıyordu.
"Atlas neden öyle gülüyorsun? Kızdın bana değil mi? Sinirinden gülüyorsun değil mi? Ben o anlık kor-" dediğim sırada işaret parmağını dudaklarıma bastırdı. "Sorun yok." Dedi rahatlatıcı bir ses tonuyla. "Tokadın sert değildi merak etme."
Neyse ki sert değildi. Bu eli kendimi korumak için betona vura vura geliştirmiştim. Allah'tan çok sert vurmadım.
"Neyse, konu bu değil. Konu sana yüzme ögretmem." Dedi Atlas. "Merak etme hiç zor değil."
"Emin değilim. Yüzmek tam bana göre değil." Dediğim sırada beni bileğimden tuttu ve denize doğru çekti.
Ayak bileğim suya değdiğinde suyun soğuk olduğunu fark ettim. Uzun zamandır girmemiştim. Atlas direkt girmişti. Bende yavaş yavaş girmeye çalışıyordum. Atlas sonradan aklına gelmişim gibi baktı. "E hadi gelsene Kumsal." Dedi.
Kolaysa sen gel Atlas efendi. Su soğuk anlamıyor musun? Bu hızlı giren hâlim.
"Su soğuk Atlas. Yavaş yavaş geliyorum işte. Ne istiyorsun?" Dediğimde Atlas yanıma gelmeye başladı. Derinlere gittiği için ikk başta yüzerek geldi. Bana yaklaşınca yürümeye başladı. Ardından iki elimden de tutup beni yavaş yavaş denize soğru çekmeye başladı.
"Serinlemek için geliyoruz zaten. Azıcık soğuğa girsen bir şey olmaz." Diye mırıldandı.
O sırada gözüm Beren ile Ayaz'a kaydı. Yüzüyorlardı. Oldukça iyi gibiydiler. Pek progesyonelce yüzmeselerde yine de iyiydi.
"Yüzme dersi falan mı aldınız Atlas?" Diye sordum. Beni hâlâ denize çekiyordu ve su belime gelmişti bile.
"Beren ile ders almıştım. Ayaz'a biz öğrettik. Sana da öğreteceğimiz gibi."
"Ya bogulursam, ya yüzemezsem, ya beni biraktığında dengem bozulurda yere düşer ve kafamı taşa çarpıp ölürsem."
"Kafanı taşa çarpmak mı? En düşük ihtimal o. Ama kafanı taşa çarpıp ölürsen çok üzülürüm."
"Vicdan azabından ölürsün sende." Dedim ve güldüm.
O da gülümsedi. En son artık alışmıştım suya.
Atlas bana nasıl yüzmem gerektiğini gösteriyordu.
"Atlas, ya su beni kaldırmazsa? Ya batarsam?"
"Su Ayaz'ı bile kaldırıyorsa seni hepten kaldırır."
"He? Bana mı dedin Atlas?" Diye lafa girdi Ayaz.
"Sana demedim." Dedi Atlas gülerek. Bende gülüyordum.
Bir arkadaş ortamında gülmek nasıl bir şey ögrenmiş oldum. Çok huzurlu hissediyordum.
Yarım saat kadar yüzdükten sonra çıktık. Yüzmeyi bir nevi ögrenmiştim. Çıktık ve sandalyelerimizin olduğu yere yürümeye başladık. Üşüyordum. Adımlarımı hızlandırdım ve havlumu alıp kendime sardım. Ardından sandalyeme oturdum. Beren de benim gibi yaptı. Ayaz içecekleri çıkarırken Atlas telefon ile görüşüyordu. Yüzü bize dönüktü. Pek memnun değildi sanırım konuşmadan. Ara ara göz deviriyordu çünkü. Telefonu kapattı ve bize yürüdü.
Ne olmuştu acaba bu kadar onu geren? Ya da göz devirmesine sebep olan?
Beren de fark etmiş olacak ki "ne oldu Atlas?" Diye sordu.
Atlas ofladı ve cevap verdi. "Defne geliyormuş."
"Ne? Hayır dayanamam Atlas. Gelmesin Atlas. Söyle Atlas gelmesin." Diye söylendi Ayaz.
"Çok geç herşey için. Gelmiş bile Ayvalık'a." Dedi Atlas. Neden bu kadar üzgünlerdi ki?
"Neden gelmesini istemiyorsunuz ki?" Diye soruverdim.
Hepsi bana baktı.
"Kız merak etmekte haklı." Diye beni savundu Beren.
Atlas ofladı ve sandalyeye oturdu. Kızmış mıydı kızın gelmesine.
"Defne..." Diye söze basladı Atlas ama ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.
"Atlas'a aşık." Diye devam ettirdi Ayaz. Atlas Ayaz'a bir bakış attı ve önüne geri döndü. Yere yani kumlara bakmaya devam etti.
Nedense içime bir huzursuzluk çökmüştü. Neden ki? Banane ki bundan.
"E ne güzel." Duye mırıldandım. Atlas bana baktı. Bir süre bakıştık. Ardından şöyle dedi;
"Davranışlarını görsen öyle der misin acaba?" Diye konuştu. Kendi kendine konuşuyor gibiydi.
"Kız resmen bizi zorbalıyor. Özellikle Beren'i." Diye devam ettirdi Ayaz. Beren'e baktığımda yüzü düşmüş gibiydi.
"Mesela ne yapıyor?" Diye sordum.
"Dalga geçiyor. Çirkin olduğunu söylüyor." Dedi Ayaz.
Beren'e çirkin diyende lütfen göz doktoruna gitsin. Resmen güzelliğin vücut bulmuş hali.
"Göz doktoruna götürmeyi düşündünüm mü?" Diye sordum.
"Neden ki?" Diye sordu Atlas.
"Böyle bir güzelliğe çirkin demiş. Gözleri görmüyor olmalı." Dediğimde Beren'in yüzünde bir gülümseme oluştu. Atlas da gülümsemişti. Ayaz ise kahkaha atmaya başlamıştı.
"Yaşa be Kumsalişko." Dedi Ayaz kahkahalarının arasında. Bende gülümsedim. En azından yüeri gülmüştü. Bu bile yeterdi.
"O zaman boşverelim Defne'yi." Dedi Ayaz. Ardından Atlas'ın telefonu tekrar çaldı. Telefonu eline aldı ve ekranına baktı. Defne olmalıydı ki yüzü asıldı ve oflayarak kalkıp biraz yürüdü. Ardından telefonu açtı ve konuşmaya başladı. Bir süre konuştuktan sonra sesini yükselterek konuşmaya başlamıştı. Öfkelenmiş miydi? Neden acaba?
Ayaz Atlas'ın yanına gitti ve omzunu sıktı. Atlas en son telefonu kapattı ve uzağa yürümeye başladı. Ayaz'a bir şeyler söyledi ve yürümeye devam etti. Ayaz koşarak yanımıza geldi.
"Eşyaları toplayın hızlıca. Otele geri dönüyoruz. Atlas çok gergin. Acele edin." Dedi ve Atlas ile kendi çantasını omuzladı. Ardından sandyeleri de aldı ve hızlı adımlarla arabaya yürümeye başladı. Bizde hemen toparlandık ve arabaya doğru koştuk.
"Sakın arabaya binince Atlas ile konuşma, tamam mı?" Diye sordu Beren.
"Neden ki?" Dedim.
"Kalbini kıracak şeyler söyleyebilir. Geçmişinden kalma öfke sorunu var." Dedi ve hızını artırdı.
Atlas'ın da mı kötü bir geçmişi vardı? Atlas gibi birisi bunu haketmiyor. Acaba geçmişinde ne oldu? Sormazsam içimde kalırdı.
Eşyaları bagaja bırakıp arabaya bindik. Atlas çok öfkeliydi. Arabayı hızlı sürüyordu. Beren ve Ayaz alışık olmalıydı ki bir şey demiyordu.
"Atlas, biraz yavaş mı olsan?" Diye sordum fakat cevap vermedi. Hızını da yavaşlatmadı.
"Atlas lütfen." Dediğimde hâlâ hızlıydı. Korkmaya başlamıştım.
"Atlas korkuyorum!" Dediğimde ise aniden durdu. Bir süre önüne baktı. Ardından bana baktı. 20 saniye kadar gözlerimin içine baktı. Ardından önüne döndü ve başını direksiyona yasladı. Bir süre öyle durdu. Ayaz elini Atlas'ın omzuna koymuştu. Atlas kapısını açtı ve dışarı çıktı.
"Kız! Nasıl durdurdun lan öyle? Hayran kaldım." Dedi Ayaz ve alkışlamaya başladı.
Beren bana baktı ve;
"Bence Atlas ile bir konuş, sakinleştirici bir etkin var." Dedi.
Emin değildim. Biraz ürkmüştüm Atlas'tan ama onu sakinleştireceksem neden olmasın. Başımı aşağı yukarı salladım ve kapımı açtım. Dışarı çıkıp kapıyı kapadım ve etrafa bakındım.
İşte oradaydı. Ağaca yaslanmıştı. Gökyüzüne bakıyordu. Üzülmüştüm ona. Ne yaşamıştı acaba geçmişte?
Yanına gittim. Beni fark etmemiş olmalıydı ki hiçbir tepki vermemişti. Elimi tereddüt ederek omzuna koydum ve hızlıca başını bana çevirdi. Yüzünde bir rahatlama oluşmuş gibiydi. Nefesini verdi ve tekrar başını gökyüzüne çevirdi.
"Sanırım öfke sorunun varmış. Neden?" Diye sordum. Bunu beklemiyormuş gibi bana baktı.
"Sen... Nereden biliyorsun?" Diye sordu.
"Ben bilirim." Dedim onu gülümsetmek için. Amacıma ulaşmıştım. Gülümsemişti.
"Neden öfke sorunun var? Geçmişinden dolayı sanırım." Dedim. "Bana anlatmak ister misin?" Diye sordum.
Ben insanların dertlerini dinlerdim. Kimseye de anlatmazdım. Kimse bana derdini anlatmamıştı ama saklardım, emindim.
Bir süre başını gökyüzünden ayırmadı. Anlatmak ve anlatmamak arasında gidip geliyordu sanırım. Korkuyor muydu? Bir insan geçmişinden korkabilir miydi?
“Anlatacağım ama otele gidince.” Dedi hüzünlü bir şekilde.
“Pekala.” Dedim ve onu arabaya yönlendirdim. Yorgun bir hali vardı. Sabahki halinden eser yoktu. Onun bu hallerine üzülüyordum. Neden üzüldüğümü bile bilmiyordum. Ama olması gerekenden daha fazla üzülüyordum. Tabi olması gerekenin bile nasıl olması gerektiğini bilmiyorum.
Arabaya vardığımızda arka kapıyı binmem için açmıştı. Ben bindikten sonra kapıyı kapattı ve kendi koltuğuna oturmak için ön kapıyı açtı. Koltuğa oturdu ve arabayı çalıştırdı.
“Atlas, istersen arabayı ben süreyim.” Dedi Ayaz.
“Gerek yok.” Dedi Atlas. Gerçekten de sakinleşmişti. Ben sakinleştirmiştim. İnanamıyordum. Ben bir insanı sakinleştirmiştim. Ama şuan ki konu bu değildi. Gerçekten geçmişi bu kadar kötü müydü? Neler duyacaktım acaba? Ne olursa olsun, Atlas ne anlatırsa anlatsın onun yanında olacağımı bilmesini isterdim.
Sessiz bir şekilde yolculuğumuzu geçirdikten sonra araba durdu.
“Hepiniz 10 dakika sonra otelin karşısındaki sahile gelebilir misiniz?” dedi Atlas.
“Tabi ki.” Dedim hiç düşünmeden. Atlas bana bakıp acıyla gülümsedi.
“Bizde geliriz kanki.” Dedi Beren.
Ardından arabadan indik ve bagajdan eşyalarımızı aldık. Otele doğru yürümeye başladık. Atlas yere bakarak önden yürüyordu. Onun bu haline gerçekten çok üzülüyordum. Bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi hissediyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum.
Hepimiz odalarımıza yöneldik. Hemen odamın kapısını açtım ve içeri girdik. Hızlıca duş aldım ve diz kapağıma kadar gelen mor bir elbise giydim. Annem hala eve gelmemişti. Hızlıca telefonumu aldım ve odamdan çıktım. Odamdan çıkar çıkmaz Ayaz’ı gördüm. O da beni gördü. Hemen kapımı kapattım ve yanına hızlı adımlarla yürüdüm. Yine beyaz bir şort giymişti. Üstüne ise beyaz bir tişört giymişti.
“Naber.” Dedi. Onun da sabah ki enerjisi yoktu.
“İyilik. Sen?”
“Orta.” Diye yanıtladı beni.
“Sen Atlas’ın geçmişini biliyor musun?” diye soruverdim bir anda.
“Evet.” Dedi. O da hüzünlenmişti.
“Çok mu kötü geçmişi?”
“Kötüden ziyade korkunç.” Dedi Ayaz.
Korkmaya başlamıştım açıkçası. Ne yaşamıştı bu çocuk?
Ardından Ayaz ile beraber sahile doğru yürümeye başladık. Ben bir şey demiyordum. O da konuşmuyordu. Sahilde vardığımızda ben oturacak yer ararken Ayaz’ın sandalye getirdiğini gördüm. Hemen birine oturdum ve beklemeye başladım.
Atlas’a elimden gelen her desteği verecektim. Ona yardım edecektim. Çünkü o benim ilk arkadaşımdı. Bana bir arkadaş sıcaklığını gösteren ilk kişiydi.
Ardından Beren gözüktü. O da sandalye getirmişti. Sandalyesini Ayaz’ın sandalyesinin yanına koydu ve oturdu. Beren ise mavi, kot bir şort giymişti. Üstüne ise pembe renkte, kısa ve dar bir tişört giyinmişti.
“Selam.” Dedi Beren sakin bir sesle.
“Selam.” Dedim bende.
Hava kararmıştı. Saat 9 olmalıydı. Atlas gelene kadar annemi aramaya karar vermiştim. Merak etmiştim annemi çünkü. Annemi aradım. 2 defa çaldıktan sonra annem telefonu açtı.
“Anne. Neredesin? Merak ettim seni.” Dedim.
“Yoldayım yavrum. Siz geldiniz mi?”
“Evet sahilde oturuyoruz şuan.”
Annemin gülme sesi geldi. “Tamam yavrum.” Dedi. “Dikkat et kendine. Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Ardından telefonu kapattım. Bacaklarımın üstüne koydum. Ayaz ve Beren oldukça sessizdi. Bu beni korkutuyordu. Bir süre bekledikten sonra Atlas’ın geldiğini gördüm. Siyah bir şort ile siyah bir tişört giymişti.
“Merhaba.” Dedi bir yabancı gibi. O da sandalyesini benim yanıma koydu ve oturdu. Parmakları ile oynuyordu. Gergin olmalıydı.
“Kumsal’a geçmişimi anlatacağım. Ne de olsa o da bizden biri artık. Siz de yanımda olun istedim. O yüzden çağırdım.” Dediğinde yere bakıyordu. Biz Atlas’ın yüzüne bakıyorduk ama o bize bakmak yerine yere bakıyordu. Ona destek olmak için koluna dokundum. Hızlıca başını yerden kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. Gözlerinde acı vardı sanki.
“Ben 7 yaşındayken…” diye söze başladı Atlas. Başını yere çevirdi tekrardan ve anlatmaya devam etti.
