İçeriğe geç

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 4

Bolum 4

Dersin bitiş zili çaldığında, sınıftaki uğultu bir anda yükseldi. Öğrenciler defterlerini, kalemlerini telaşla çantalarına tıkıştırırken, ben olduğum yere çivilenmiş gibiydim. Tan, kürsüdeki dosyalarını düzenliyor, ara sıra elindeki kırmızı kalemi masaya bırakıp bir şeyler mırıldanıyordu. O an, zamanın gerçekten de doğrusal ilerlemediğine, bazı anların bir mıknatıs gibi geçmişi bugüne çektiğine inandım.

"Defne?"

İsmimi duymak, sanki üzerimdeki o ağır uyuşukluğu bir bıçak darbesiyle kesti. Başımı yavaşça kaldırdım. Tan, kürsüden inmiş, birkaç sıra geriye, tam benim hizama gelmişti. Gözlerindeki o tanıdık ifade—o hem sorgulayıcı hem de bir türlü emin olamayan bakış—beni köşeye sıkıştırdı.

"Ders notlarında bir eksiklik yok, değil mi?" diye sordu. Sesi, az önce amfiye hitap ederkenki o resmi tınısından arınmış, lise yıllarındaki o yumuşak haline daha yakındı.

Yutkundum. "Hayır, gayet... gayet anlaşılırdı. Teşekkürler."

Gülümsedi. Bu gülümseme, kalbimin üzerinde bir yerlerde, yıllardır uyuyan bir devi uyandırıyordu. "Sen Defne Akın değil misin? Hani şu edebiyat kolundaki... Yanlış hatırlamıyorsam her teneffüs kütüphanede o kalın kitaplarla boğuşan?"

Hafızası... Beni unutmamıştı. O kadar yıl, o kadar farklı şehirler, o kadar çok insan varken beni unutmamıştı. "Doğru hatırlıyorsun," dedim, sesimi olabildiğince sabit tutmaya çalışarak. "Pek değişmemişim demek ki."

"İnsanlar değişir, Defne," dedi, bir adım daha yaklaşarak. Aramızdaki mesafe artık bir öğrenci ile asistanın olması gereken sınırın çok dışına taşmıştı. "Ama bazı şeyler... sadece yer değiştirir. Belki de sadece biz görmeye alışırız."

Sözlerinin altındaki imayı anlamaya çalışırken gözleri bir anlığına çantamın üzerindeki küçük kutunun olduğu yere takıldı. İçimden bir ses, o kutuyu hemen gizlemem gerektiğini haykırıyordu. Eğer o mektupları gördüğünü anlasaydı, eğer o gün o mektubu neden açmadığımı soracak olsaydı, sanırım üniversite bahçesinin ortasında eriyip gidebilirdim.

"Yaz okulu biraz ağır olacak," dedi konuyu değiştirerek. "Ama diplomanı almana az kaldı, değil mi? İşletme, final yılı... Zor olduğunu biliyorum."

"Evet, öyle," dedim. Ayaklandım, çantamı omzuma astım. "Biraz yorucu ama bitirmek zorundayım."

"Haftaya aynı gün, aynı saatte," dedi, geri çekilerek. "Bir sorun olursa, Moda tarafındaki kafelerde çalışıyorum genelde. Orada bulabilirsin beni."

Daha ne diyeceğini duyamadan, hızlı adımlarla sınıftan çıktım. Koridorun serinliği bile Temmuz sıcağını bastırmaya yetmiyordu. Kalbim göğüs kafesimi bir kafes gibi zorluyor, sanki oradan dışarı, ona doğru kaçmak istiyordu. Kampüsten çıkıp Kadıköy’ün o tanıdık kalabalığına karıştığımda, Tan’ın son cümlesi zihnimde yankılanıp duruyordu: *Moda tarafındaki kafelerde...*

Eve vardığımda, yatağıma yığılıp kaldım. Çantamdan o yıpranmış kutuyu çıkardım. Üzerindeki kurdele, yılların etkisiyle hafifçe solmuştu. İçinde, lise mezuniyet balosundan hemen önce bulduğum ama korkudan, o anki duygusal yoğunluktan açmaya cesaret edemediğim mektuplar vardı. O dönem, Tan’ın okuldan ayrılacağını duyduğumda, içimdeki o çocuksu hayal kırıklığıyla ne yapacağımı bilememiştim. Mektupları saklamış, sanki onları okumazsam Tan hiç gitmeyecekmiş gibi davranmıştım.

Şimdi ise, o mektuplar sadece birer kağıt parçası değil, Tan ile benim aramdaki yarım kalmış bir köprü gibiydi.

Ertesi gün, Moda sahilinde yürürken kendimi yine o düşüncelerin içinde buldum. Hava kararmak üzereydi, denizden gelen esinti saçlarımı yüzüme savuruyordu. Tan’ın bahsettiği kafelerin olduğu sokağa saptım. Neden gelmiştim ki buraya? Onu görmeyi umuyor muydum? Yoksa sadece kaderin bizi tekrar karşılaştırmasına izin mi veriyordum?

Köşedeki küçük, ahşap masalı kafenin önünden geçerken, içerideki ışıkların aydınlattığı bir masada onu gördüm. Elinde bir kitap, önünde bir fincan kahve... Yine o, yine o dikkatli bakışlarıyla bir şeyler okuyordu. Tam yanından geçip gidecekken, bakışları camdan dışarı, tam olarak benim olduğum noktaya kaydı.

Durmak zorunda kaldım. Tan, kitabı kapattı ve ayağa kalktı. Kafenin kapısını açıp dışarı çıktı. "Tesadüf mü?" diye sordu, omuz silkerek. Gözlerinde, dersliktekinden daha yoğun, daha derin bir parıltı vardı.

"Belki de değildir," dedim, gözlerimi onunkilerden ayıramayarak.

"Gel," dedi, kafenin içini işaret ederek. "Hava serinliyor. Bir kahve içelim mi? Dersle ilgili değil, sadece... konuşmak için."

İçimdeki mantığın sesi, "Hayır, geri dön," diyordu. Ama kalbim, yedi yıl önce o mektupları sakladığım o ilk günkü gibi, teslimiyetle çarpıyordu. Ona doğru bir adım attım. "Olur," dedim. "Neden olmasın?"

Kafeye girdiğimizde içerideki loş ışık, üzerimize bir perde gibi indi. Tan, masasına geri döndü, benim için sandalyeyi çekti. Oturduğumda, parfümünün kokusu—o tanıdık, hafif odunsu koku—etrafımı sardı. Tam o anda, çantamdaki kutunun ağırlığını her zamankinden daha fazla hissettim.

Tan, masadaki boşluğu doldurmak istercesine, "Nasılsın Defne?" diye sordu. "Yani, gerçekten nasılsın? Mezuniyet yaklaşıyor, hayatın nasıl gidiyor?"

"Karışık," dedim, ona bakarak. "Hayatım, beklenmedik misafirlerle dolu."

Tan gülümsedi. Bu kez gülümsemesi daha anlamlı, daha yakıcıydı. "Bazı misafirler, aslında hiç gitmemiş olanlardır," dedi.

O an, aramızdaki sessizlik sadece bir boşluk değil, söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla yüklü bir köprüydü. Tam bir şeyler söyleyecekken, dışarıda aniden başlayan yaz yağmuru camlara vurmaya başladı. İnsanlar telaşla sokağa dökülürken, biz o küçük, sıcak kafede, dünya durmuş gibi birbirimize bakıyorduk.

Tan, elini masanın üzerine, benim elimin çok yakınına koydu. Dokunmadı ama o mesafedeki elektrik, tenimi ürpertmeye yetti. "Sana sormak istediğim çok şey var," diye fısıldadı. Sesi, yağmurun sesini bile bastıracak kadar derinden geliyordu. "Ama önce... senin bana anlatman gereken bir şey var mı?"

Kalbim durdu. Mektupları biliyordu. Belki de başından beri, sadece benim o kutuyu açmamı beklemişti. Elimi yavaşça çantama, kutunun olduğu bölmeye götürdüm. Tam o sırada Tan, elini uzatıp çantanın kayışını tuttu. "Defne," dedi, sesi titreyerek. "O kutuyu açacak mısın?"

Bölüm sonu

1 yorum