İçeriğe geç

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 3

Bolum 3

Marmara Üniversitesi’nin Kadıköy kampüsüne adım attığımda, Temmuz sıcağı yüzüme bir tokat gibi çarptı. Cıvıl cıvıl, hayat dolu olması gereken kampüs, yaz okulunun kasvetli gölgesi altında, benim için sadece bir yükümlülük, bir an önce bitmesi gereken bir formaliteden ibaretti. İşletme son sınıf öğrencisi olmanın tüm “son” ağırlığını omuzlarımda taşıyordum ve bu yaz okulu, o ağırlığı atmanın tek yolu, diploması sarhoş edici bir hayaldi.

Güneşin kavurduğu bahçelerden geçip dersliğin yolunu tutarken, içimde bir yerlerde ufak bir sızı vardı. Yaz tatilimin en güzel günlerini derslikte geçirecek olmak başlı başına bir haksızlıkken, bir de tüm bu sıkıntının üzerine gelebilecek herhangi bir "özel" durum, şimdiden içimi daraltıyordu. Oysa hayatın benim için bambaşka bir sürprizi vardı, henüz farkında değildim. Kapıya yaklaştıkça artan uğultu, içeri girdiğimde ise aniden kesilen fısıltılar, her zamanki ilk ders ritüeliydi. Boş bir sıra bulup oturdum, sırt çantamı yanıma bırakıp etrafı süzecek vakti bulamadan gözüm bir noktaya takıldı. Kürsünün yanındaki beyaz tahtaya, henüz yazılmamış bir yazı bekleyen boş bir sayfa gibi bakan sandalye... Ve onun üzerindeki tanıdık bir figür.

Kalbim hızla atmaya başladı. Tanıdık mı? Hayır, bu mümkün değil. Gözlerimi kırpıştırdım, belki de sıcak, belki de uykusuzluk yüzünden bir serap görüyordum. Ama figür hareket etti. Ayağa kalktı, yüzünü tam olarak görmesem de omuzlarının genişliği, duruşu, içimde bir şeyleri kıpırdatmaya yetmişti. Gözlerim istemsizce ona kilitlendi. Hayır, olamaz. Bu kadar tesadüf... Bu kadar yıl sonra...

Kapı aralandı ve dersliğe yeni gelen öğrencilerin arasına karışan sessizlik, kapının kapanmasıyla daha da belirginleşti. Sandalyedeki kişi yavaşça kürsünün önüne doğru yürüdü. İçimdeki gerilim, parmak uçlarımdan saç tellerime kadar yayıldı. Bir nefes almak istedim ama boğazım düğümlenmişti.

Ve işte o an. Başını kaldırdı. Siyah, hafif dağınık saçları, derin, kahverengi gözleri... Ve o gülümseme. Yıllar önce, lise koridorlarında rastladığım o utangaç gülümseme, şimdi daha olgun, daha kendinden emin bir ifadeyle yüzündeydi. Tan Yılmaz. Bu oydu. İsmim bile dudaklarımda sessizce bir fısıltı olarak kalmıştı.

Neredeyse yedi yıl... Yedi yıl sonra, yaz okulu dersinin asistanı olarak karşıma çıkmıştı. Beynim bir an durdu, tüm düşüncelerim anlamsız bir uğultuya dönüştü. İçimdeki o sızı, şimdi bir fırtınaya dönüşüyordu. Elim istemsizce çantamdaki küçük, yıpranmış kutuya gitti. İçinde, o lise yıllarından kalma, hiç açılıp okunmamış sandığı ama benim bir ömür sakladığım mektupları vardı. Kalbim, o mektuplardaki her kelimeyi hatırlayan bir hafızayla sızladı.

Tan, gözlerini tüm derslikte gezdirdi. Bir anlığına benim bakışlarımla kesişti gözleri. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Gözlerinde kısa süreli bir duraksama, sonra nazik bir tebessüm belirdi. Beni tanıdı mı? Yoksa bu sadece bir nezaket miydi? Kendimi izinsizce bir sırrına ortak olmuş gibi hissettim. Başımı hafifçe çevirip pencereye baktım, yanaklarımın kızardığını hissediyordum.

"Merhaba arkadaşlar," dedi sesi, lise yıllarındaki o çatlak tınısından uzak, daha tok, daha kararlı. "Ben Tan Yılmaz. Bu dönemki İşletme Finansmanı dersinizin asistanıyım. Dr. Selim Hoca'nın rahatsızlığı nedeniyle ilk dersi ben yürüteceğim, sonraki haftalar da burada olacağım."

Tan'ın sesi, havada asılı kalan tüm sorularımı, tüm anılarımı dağıttı. Demek asistan oydu. Ve demek tüm yaz boyunca onu görecektim. Dizlerimin bağı çözülür gibi oldu. Bir yandan diplomam için burada olmanın zorunluluğu, diğer yandan yıllar sonra karşılaştığım bu çocukluk hatırası... Kalbim ve aklım arasında şiddetli bir çatışma başlıyordu.

Ders başladı. Tan, profesyonel bir şekilde konuyu anlatmaya başladı. Tahtaya bir şeyler yazıyor, açıklamalarda bulunuyordu. Ama benim için tüm bunlar anlamsız bir gürültüden ibaretti. Gözlerim istemsizce ona kayıyordu. Her hareketini, her mimiklerini dikkatle süzüyordum. Lise yıllarındaki o çekingen çocuk gitmiş, yerine karizmatik, kendine güvenen bir genç adam gelmişti. Peki, içindeki o kırılganlık, o derinlik hala orada mıydı?

Birden bakışlarını kaldırdı ve direkt bana baktı. Gözlerimiz tekrar kesişti. Bu sefer bir anlığına bile olsa kaçırmadım. Kahverengi gözlerinin içinde bir sorgulama, bir merak mı vardı? Yoksa sadece bana mı öyle geliyordu? İçim titredi. Sanki zaman durmuştu, derslikteki tüm sesler, tüm nefesler susmuştu. Sadece biz vardık. O anın yoğunluğu, dersliğin havasını kalınlaştırmıştı. Sanki tenlerimiz arasında görünmez bir elektrik akımı vardı ve bu akım, tüm varlığımı sarsıyordu.

Gözlerini benden ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Defne Hanım, sizce bu modelin temel varsayımları nelerdir?"

Adımın dudaklarından dökülmesiyle bir şok yaşadım. Beni tanıdı mı? Bu soru sadece dersle ilgili bir soru muydu, yoksa içten içe bir gönderme mi? Kalbim, göğüs kafesimi döven bir kuş gibi çırpınıyordu. Yanaklarım alev alev yanmaya başladı. Tüm gözler üzerimdeydi. Gözlerinde bir parıltı vardı, beni test ediyor muydu? Yoksa sadece adıma aşina olduğu için mi böyle rahat sormuştu? Zihnimin içinde binlerce düşünce çakışırken, ağzımı açtım ve...

Bölüm sonu

1 yorum