İçeriğe geç

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 8 · 22 dk okuma

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 8

Kaos Dolu Bir Akşam Yemeği (part 1)

2016

‘’Allahım!!’’

Sadece saatin tik taklarının ve defter kitap çevrilişlerinin sessizliğini bozan Sena’nın çaresiz çığlığı hepimizin ödünü kopartmıştı.

‘’Ne oldu?’’

‘’Yok abi yetişmeyecek konular. Ben BÜT’e bırakıyorum kesin!’’

Sorduğu soruya aldığı cevap karşısında endişesi sinire dönüşen Murat, elindeki silgiyi Sena’ya fırlattı. Silgi Sena’nın kıvırcık saçları arasından geçip giderken

‘‘Bunun için mi canını alıyorlar gibi bağırıyorsun?!’’

Sena, Murat’ı umursamadan önündeki kitabı kapatarak alnını masaya yaslayıp kendini ortamdan soyutladı.

‘’Senin çalışmalar nasıl gidiyor?’’

Yanı başımdan gelen ilgili ses Mete’ye aitti.

Önümdeki grammer kitabını işaret ederek

‘’Ben İngilizcem iyi sanıyordum hazırlığa başlayana kadar.’’ dedim yüzümü ekşiterek. Bu halim onu gülümsetti. Aslında her halim onu gülümsetiyordu. Bana sürekli o güzel gülümsemesinden sunuyordu.

Bu esnada Ezgi, Sena’ya kendini korkuttuğu için ters bir bakış atıp çalışmasına geri dönerken, Berk Sena’yla iletişim kurmaya çalışıyordu.

Mete,

‘’Sana yardım edebilirim.’’ derken önündeki defteri kendinden uzaklaştırınca hızla kafamı iki yana sallayarak bu fedakarlığı reddettim.

‘’Çok teşekkür ederim ama hiç gerek yok. Senin de çalışman gereken bir ton konu var.’’

Kitabıma uzanırken gözlerini benden ayırmadı.

‘’Dinlenmek için fırsatım olmuş olur.’’

‘’Grammer çalıştırmak dinlenmeni mi sağlayacak? İngilizce okumak istiyordun da aile zoruyla falan mı mimarlık yazdırdılar sana?’’

Kafasını hafice iki yana sallayıp güldü. Eline aldığı kalemle takıldığım bariz olan – çünkü defalarca kez soru işareti koyduğum- konulara bakarken mırıldanır gibi konuştu.

‘’Dinlenmemi sağlayacak şey grammer değil, seninle çalışmak.’’

Ne diyeceğimi bilemedim. Ne demem gerektiğini de. Mete sessizliğime karşı göz ucuyla bana baktığında gözlerimi kaçırıp, gözümün önündeki kalemi aradım bir süre ve yine göz temasına girmeden bana konuyu anlatması için önüne çektiği kitabımla bakışmaya başladım.

Vizelerin üzerinden 2 ay geçmiş, haftaya final sınavlarımız başlıyordu. Vizelerden hemen sonra ben ve Mete hariç herkes memleketlerine gitmiş bu koca şehirde tanıdığım tek Mete kalmıştı. Herkesin memleketinde olduğu 1 hafta boyunca Mete ile her gün buluştuk.

Her gün Mete’nin ‘Bugün benimle şunu yapmak ister misin?', 'Bunu hiç denedin mi, denemek ister misin?’ mesajlarıyla uyandığım o bir hafta boyunca, eğlenmekten başka hiçbir şey düşünmemiştim. Mete, girdiğim boşluktan öylesine hızlı ve keskin bir şekilde çıkartmıştı ki beni, sadece anın keyfini çıkartmayı belki de hayatım boyunca en çok o hafta boyunca hissetmiştim.

O büyülü haftanın Cumartesi gününe geldiğimizde, sinemada yeni çıkan bir filmi izlemiş, daha sonrasında girdiğimiz kitapçıdan daha önce ikimizin de okumadığı birer Sabahattin Ali kitabı alarak- yabancı veya yerli bir kitap alma kararını yazı tura atarak belirlemiş, türk edebiyatında ikimizinde en sevdiği yazarı Sabahattin Ali olduğunu fark edince de ikimizin de daha önce okumadığı eserini aramaya koyulmuştuk- bir kafeye geçip oturmuşken, ortak WhatsApp grubumuza Pazar günü herkesin teker teker döneceği mesajları yağmaya başladığında sessiz bir burukluk geçtiğini fark etmiştim aramızda.

Gerçekliğe dönüştü belki de bizi huzursuz hissettiren. Mete ile vakit geçirmek beni bu dünyadan tamamen uzaklaştırıyordu ama gerçeklik her zaman olduğu yerde olmaya devam ediyordu ve er ya da geç oraya dönmek zorunda kalacaktım. Bunu o Cumartesi fark etmiştim.

O haftadan sonra, şimdiye kadar hiç baş başa vakit geçirmedik. Yine de o zamanlarda bile Mete’nin şimdiki gibi beni çaresiz bırakan sözleri olmuştu. Zekasına hayranlık duyduğum esprilerini özellikle baş başayken daha çok fark edebilmiştim ve engel olamadığım kahkahalar attırmıştı bana. Sorgusuz ve engellenemez gülüşlerim arasında duraksayıp gülüşümü övüşü, beni sayısız kere soluksuz bırakmıştı. Her günün sonunda vedalaşırken, günün hiç bitmesini istemediğini haykırır gibi bakıyordu ve ben sadece teşekkür edip ayrılıyordum ondan. Beni öyle bir arafta bırakıyordu, kafamı öyle allak bullak ediyordu ki bazen, ne düşüneceğimi ne hissettiğimi veya hissedeceğimi şaşırıyordum.

Bu tavırları daha yeni ailesini kaybetmiş bir arkadaşa karşı duyduğu samimi destek çabasından mıydı yoksa çok daha fazlası mı vardı? Şimdiye dek bütün bu tavrının nedeninin ilki için olduğuna kendimi gönülden inandırdığım bu durum ona karşı gönülden bir minnet duymamı sağlarken, ikinci seçenek ihtimali dünya dışından gibi geliyordu. Bunu düşünebilir miydim ki şu an? Sanmıyorum.

‘’Tam olarak nerede takıldın?’’

Derin bir nefes verip kalemimin ucunu, çizdiğim en büyük soru işaretlerinden birinin üzerine götürdüm. Mete düşünürken hafifçe çatılan kaşlarıyla bir süre soruya baktıktan hemen sonra kendi defterinden boş bir sayfa açtı.

‘’Bak şimdi…’’

Yeşil gözleri bir deftere, bir gözlerime dokunurken, başta onunla hareket eden gözlerim bunu yapmaktan yorulduğundan mıdır yoksa hedefini şaşırdığından mı bilinmez, Mete’nin bakışlarında; yüzünde asılı kaldı.

Sol kaşının bitişinde, yeni keşfettiğim küçük bir yara izi vardı ve sağ gözünün hemen altında küçük bir ben. En çok gözleri dikkatimi çekmesine rağmen bu zamana kadar bunları nasıl fark edemediğimi düşündüm bir an. Mete’nin burnu gerçekten çok güzeldi. Kalemle çizilmiş gibi bir burna sahip olduğu için burnunun estetik olduğunu düşünmüştüm, hatta bundan neredeyse emindim ama yine grup arasında yaptığımız bir tartışmada estetiğe karşı ne kadar soğuk bir tavrı olduğunu öğrendiğimde ve yine kendisinin ‘hiçbir kuvvet sağlık konusunda bir zorundalıkta kalmadığım sürece beni bıçak altına yatıramaz’ sözüne karşılık bu fikrimden vazgeçmiştim.

Ve dudakları. Dudakları küçüktü ve soluk bir renge sahipti, sanki hep hastaymış gibi. Buna rağmen gözlerindeki canlılık ışıldamasına yetiyordu.

Güneş vurduğunda parlamasına rağmen ışık olmadığında siyah sanabileceğiniz koyuluktaki kahverengi saçlarını gerçekten beğeniyordum. Çok uzun olmasa da, Berk ve Murat’a göre uzun kalan hafif dalgalı saçlarını bazen dağınık bırakır ama çoğu zaman özenle şekillendirirdi. Saçları yüzünü kapatacak kadar uzun değildi ama şimdi olduğu gibi kafasını eğip bir şeylerle uğraştığı zaman saçları hafifçe gözünün önüne geldiğinde sürekli rahatsız olarak ikide bir saçlarını geriye atardı. Özenle şekillendirdiği saçları dağıldığında dahi güzel dururdu böyle zamanlarda.

Ezberlercesine izlediğim profili birden yana doğru kayarken Mete’nin muzip sesiyle kendime geldim.

‘’Şimdi sana ne anladığını soracağım ama cevaplar yüzümde yazmıyorsa muhtemelen sessiz kalacaksın?’’

Hafifçe sağa doğru eğdiği yüzünde fazlaca eğlendiği bariz olan o gülümsemeye karşılık ne tepki vereceğimi şaşırdım.

Bir şey söylemek için dudaklarımı araladım ama hiçbir bahane çıkmadı ağzımdan.

Mete benim aksime bu durumdan oldukça keyif alıyor gibiydi ve inatla bir şey söylememi ister gibi bir kaşını havaya kaldırdı. Şu an utançtan ne kadar kızarmıştım tahmin dahi edemiyordum.

‘’Özür dilerim.’’

Söylediğim şeye bence ikimiz de şaşırmıştık.

‘’Neden özür diliyorsun?’’ derken şakacı tavrını kenara bırakarak duruşunu düzeltti.

‘’Odaklanamadım anlattığın şeye, sen de boşu boşuna vaktini harcadın… Kusura bakma.’’

Neden onun yüzüne dalıp gittiğim hakkında tek bir şey söylemedim. Söyleyemezdim de çünkü bu sorunun cevabı yoktu bende de. Sadece onu izlemek istemiştim o an işte.

Mete aldığı yanıttan pek de memnun değil gibiydi ama sadece

‘’İstediğin kadar tekrar anlatabilirim.’’ demekle yetindi ve bir şey dememi beklemeden tekrar anlatmaya koyuldu. Bu sefer tüm dikkatimi kitaba verdim ve gerçekten de anladım. Mete iyi bir öğretmendi.

‘’Aslında bu kadar basit miydi?’’

Mete güldü.

‘’Aslında bu kadar basitti. Bence bir dili öğrenirken yapılan en büyük hata, onu her şeyiyle anlamaya çalışmak. Dil dogmatiktir ve bazen sadece ‘bu dil böyle’ demek, kendi dilinin mantığına oturtmaya çalışmaktan vazgeçmek lazım.’’

Yorumu benim için değerliydi ve bunu kafamın bir kenarına işledim.

‘’Teşekkür ederim. Gerçekten.’’

‘’Her zaman.’’

‘'Muhabbetiniz bitti mi çifte kumrular?’’

Sena’nın sesi gözlerimin kocaman açılmasına neden oldu?

‘’Ne?’’

Sena umursamaz tavrıyla boş sandalyeleri gösterdi.

‘’Herkes hava almaya çıktı bir biz kaldık. Allah muhabbetinizi arttırsın da insan bir ara verip kafasını kaldırır da bakar dış dünyaya!’’

Gerçekten de Murat, Berk ve Ezgi ne zaman gitmişti fark etmemiştim.

‘’Biz de çıkalım mı? Biraz hava alırız?’’

Mete’nin sorusuna sadece kafa sallayarak onay vermekle yetindim. Montlarımızı giyip, dışarıda soğuktan burunları ve kulakları kızarmış olmasına rağmen titreye titreye sigara içmeye devam eden Murat ve Ezgi’nin ve sigara içmiyor olmasına rağmen tüm duman yüzüne yüzüne gelirken hiç umursamadan hararetle bir şeyler anlattığı için bir o yana bir bu yana kıpırdanan Berk’in yanlarına gittik. Yanlarına yaklaştığımız sırada Murat kaşlarını yukarı kaldırıp Berk’e keskin bir tavırla çıkıştı.

‘’Yok abi sabaha kadar da savunsan katılmıyorum sana.’’

Sonra, sigara dumanından rahatsız olduğumuzu bildiği için kafasını yana çevirerek bizden uzağa üflemeye çalıştı nefesini.

‘’Hayırdır?’’ derken Ezgi’nin yanına doğru ilerledi Mete sigara dumanı o tarafa daha az geleceği için. Ama ben Murat ve Berk’in arasında kalmayı tercih ettim.

‘’Berk bir tez attı demin ortaya da bir saattir onu tartışıyoruz.’’ derken Ezgi, daha yeni yaktığı belli olmasına rağmen sigarasını çöpün köşesinde söndürüp izmaritini çöpe attı. Mete’nin yanındayken sigarayı nerdeyse hiç kullanmadığını o an fark ettim. Bir düşündüğümde, Murat ve Ezgi sigara içtikleri için, nadir de olsa bazen Sena da onlara katılırdı, kafede bahçede otururduk sürekli. Eğer Mete henüz gelmemişse Ezgi aklına estiğinde sigarasını yakardı ama Mete geldikten sonra ortamda bir daha sigara içmezdi. Bu daha önce dikkatimi net bir şekilde çekmemiş olsa da şu an kafamda bu durum netleşmişti.

‘’Ne gibi bilimsel bir soru işaretine parmak bastınız yine?’’ derken bir yandan da atkısını kafasına dolamakla meşguldü Sena.

‘’Erkeklerin hoş buldukları kadınlarla arkadaş olmak istedikleri tezi.’’

Gerçekten anlamadığım için çatılan kaşlarıma Ezgi’nin bıkkın sesi eşlik etti.

‘’Arkadaş, erkeklerin hoşlandıkları kadınlarla arkadaş olmak istediklerini savunuyor. Biz kadınlar sadece kafa yapımız uysun, arkadaş olabiliriz diyoruz ama erkekler ilk başta hoşlandıkları için konuşmak istiyor tezini savunuyor.’’

‘’Çok saçma! Bu, kızla erkek arkadaş olamaz, araya duygular girer mantığıyla aynı saçmalıkta!’’ dedi Sena.

‘’Hayır abi o mantıkta değil,’’ dedi yerinde hareketlenen Berk. ‘’Ama bir erkek hoş bulmadığı bir kadınla sırf ‘aa ne kadar iyi bir insan, gideyim arkadaş olayım’ diye yanına gidip konuşmaz. Bir erkek bir kadınla konuşma başlatıyorsa onu hoş bulduğu içindir. Kadınlarsa sadece arkadaş olmak için konuşabilirler ama erkeklerde öyle işlemiyor mantık.’’

Kafam karışmış bir şekilde kaşlarımı çattım.

‘’Tamam da biz seninle, senin gelip benimle konuşman sayesinde arkadaş olduk?’’

‘’Buna açıklık getirin Bay Çokbilmiş!’’ dedi Sena kovaladığı fareyi köşeye sıkıştırmayı başaran bir kedi edasıyla.

''Evet, çünkü seni hoş bulmuştum.''

Ortam aniden buz kesti. Kelimenin tam anlamıyla buz kesti. Herkes şaşkın ve ne diyeceğini şaşırmış bir şekilde Berk'e bakarken 'yanlış mı anladım' acaba diye düşünüyordum içten içe. Berk bu sessizliğe karşı ellerini iki yana sallayarak

''Yani -dili geçmiş zaman kullandım ama lafın gelişi. Hala çok hoş bir kadınsın tabii ki. Onu kast etmedim.'' dediğinde

''Abi sorun sence -dili geçmiş zamanda mı?'' diye isyan etti Murat. ''Sen... Melis'ten mi hoşlanıyorsun?''

Hepimizin o anda bu sorunun cevabının 'hayır' olmasını beklediğimiz çok açıktı. Çünkü Berk ile arkadaşlıktan ileri hiçbir hissim veya davranışım olmadığı barizdi ve şu ana dek onun için de bu durumun aynı şekilde olduğunu düşünüyorduk. Murat'ın sorusuna verilecek olumlu bir cevap, tüm grubun arkadaşlık dinamiğinin bozulacağı anlamına gelirdi.

Ben Berk'e meraktan çok dehşet ve vereceği cevabın belirsizliğinden korkarak bakarken kafası karışan Berk, kaşlarını çatıp bir an duraksadı. Sonra yüzünü buruşturup

''Ya ben ne diyorum sen ne diyorsun!'' diye çıkıştı. ''İlk gördüğümde çok hoş biri olduğunu düşündüm ama bu aşık oldum demek değil! Hoş bulduğum için konuşmak istedim ama konuştuktan sonra sadece arkadaş olacağımızı fark etmem uzun sürmedi.''

Bana baktı. Yüzünde sahte mi gerçek mi olduğunu anlayamadığım bir üzüntü ile hafifçe omzuma dokundu.

''Kusura bakma Melis'ciğim ama biz seninle sadece arkadaş olabiliriz.''

Kafam allak bullak halde ablak ablak Berk'in suratına bakıyordum. Düşüncelerimi sesli söylersem belki kafamı toparlayabilirim düşüncesiyle bilinç akışı tekniğiyle konuşmaya girdim.

''Ben demin hem itiraf alıp hem red mi edildim yoksa fazla kahve ve mürekkep kokusu kafa mı yaptı?''

Sena gerginliği bozmayı sağlayan ilk kahkahayı attı.

Murat kafasını iki yana sallayarak neredeyse bitmek üzere olan sigarasından derin bir nefes aldı.

''Bu çocuğun kafası bazen çok garip çalışıyor ve neyi nerede söyleyeceğini bilemiyor.'' dedi Ezgi, Berk'e isyandan çok benim şaşkın halimi toparlamak ister gibi. ''Kötü niyetle bir şey söylemeye çalışmadı muhtemelen ama ne demeye çalıştığını da anlatamayacak kadar beyni dondu Ankara soğuğunda.''

''Çok pis aşağılandığımı hissediyorum ama beynim fazla ders çalışmaktan ve sigara dumanı karışık Ankara ayazından çalışmayı durdurduğu için demek istediğini tam kavrayıp da laf edemiyorum sana. Yine de aşk olsun Ezgi.''

Bu beni de güldürdü ve ortamdaki saçma ve çok ani oluşan gerginlik birden yok olup gitti ve saçma sapan başka bir konu dönmeye başladı muhabbette. Herkes tekrar gülmeye ve şakalaşmaya başlamışken muhabbetin en başından beri sessizliğini koruyan Mete tüm mimiksizliğiyle öylece durdu yerinde içeriye geçene kadar. Bu oldukça garip hissettirdiğinden mümkün olduğunca Mete'den tarafa bakmadım dışarıda olduğumuz süre boyunca. Tekrar çalışmaya içeriye girdiğimizde dahi Mete'nin modu gün boyunca tekrar düzelmedi.

Finallerimizin olduğu hafta boyunca, Mete ve Berk arasında sözsüz bir soğuk savaş hüküm sürdü. Daha doğrusu tek taraflı bir gard alma da denebilirdi. Her ne kadar dışarıdan buz gibi görünse de arkadaş ortamında eğlenmeyi bilen ve hiç beklenmedik anlarda zekice ve yerinde yaptığı şakalarla grubun neşesini arttıran Mete, dışarıya karşı istemsizce gösterdiği duvarlarını, bilinçli bir şekilde örmüştü Berk'e karşı. Hepimizin çok net farkında olduğu bu durumun nedenini ise hiçbirimiz anlayamıyor, belli ki kendisi de bu duruma bir türlü anlam veremeyen Berk'e de oldukça üzülüyorduk.

Ekibin zor geçen sınavları kadar güzel geçen sınavları da oluyor, kötü geçenler için birbirimizi 'olsun dünyanın sonu değil ya' diye gaza getirmeye ve güzel geçen sınavları küçük ödüllerle (pizza veya kahve tatlı ikilisiyle) kutluyorduk. Diğerlerinin aksine Berk ve benim sadece bir sınavımız vardı. Kuru geçip geçemeyeceğimizi belirleyen sınavın, seviyeden dolayı daha kolay olması gerekirken sorulabilecek en zor sınavla karşılaşmıştık ve 2 gün önce girdiğimiz sınavın şokunu hala atlatamamıştık.

''Yani yarın bedenim memlekete dönüyor ama tüm ruhumu o sınav kağıdına bıraktığım.'' Aniden gelen isyan atağıma Berk alnını yasladığı çardaktan kafasını hafifçe kaldırıp bitkin bir bakışla karşılık verdi.

''Ben bu gidişle bölüme geçemeden okuldan atılacağım. 2 yıl kalırsak aynı sınıfta atılmıyor muyduk?''

Derin bir nefes alıp tüm nefesimi oflamak için kullandım. Sınav öylesine sinirimi bozmuştu ki iki gündür ne zaman sınav aklıma gelse gözüm doluyordu sinirden.

''Gerçekten ne yapacağız biz?'' diye mırıldandığım sırada 3 kişinin bize doğru geldiğini gördüm. Resmen eridiğim çardakta düzgün bir pozisyona gelirken bir yandan da bayılmaktan hallice olan Berk'i dürtüp

''Birileri geliyor bize doğru.'' diyerek onun da ilgisini gelen kişilere çektim.

''Selamlar.'' dedi aralarındaki tek kız.

''Selam. Ayşe'ydi değil mi?'' diye elini uzattı Berk. Sanırım bizim sınıftandılar. Kız gülümsedi.

''Evet.'' derken önce Berk'in uzattığı eli sıkıp sonra bana uzattı elini. Üçüyle de tanışma faslını hızlıca gerçekleştirdikten sonra konu kur geçme sınavımıza geldi.

''Şenay hoca herkesten sınav hakkında mail alınca ek puan için bir grup ödevi vermeye karar vermiş. 4'erli gruplar oluşturulacak ve sunum yapılacak. 2 kişi sunum yapsa yeterliymiş gruplardan.''

Gözlerimiz parladı.

''E süpermiş. Kaç ek puan alsam kurtarır bilmiyorum o kadar berbat geçti sınavım ama denemeye değer. Değil mi?''

Berk'i kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım.

''Biz de ekip arkadaşı arıyorduk ödevi hızla teslim edip aradan çıkaralım diye. Geçerken seni görünce de bir sorayım dedim ekip işini hallettiniz mi diye.''

''Sen söylemesen haberimiz bile yoktu ki.'' diye güldü Berk. ''Eğer iki kişilik yeriniz varsa biz katılabiliriz size.'' dedikten sonra bana baktı olur mu der gibi. Beni geride bırakmadığı için mutlu bir şekilde onayladım onu.

Ayşe'nin yanındaki uzun saçlı çocuk ''Benim ekibim var zaten, bu iki arkadaşa ekip ayarlamaya çalışıyorduk tam oldunuz.'' dedi.

Böylece grubumuzu oluşturmuş olduk. Biz Berk ile araştırmaları yapıp sunumu hazırlayacaktık, diğer ikisi de sunum yapacaklardı.

Berk'in daha önceden planladığı bir işi olduğu için ödevimizi akşam üstü bir kafede yapmaya karar verdik.

Berk bir an önce işini halletmek için yanımdan ayrılınca bir süre daha çardakta oturup ekibin geri kalanının sınavlarından çıkmasını bekledim.

Ne kadar süre sonra bilmiyorum, masada duran telefonum titreşince uzanıp, Berk'in bir gün aklına o an ilk gelen şeyle grup ismi yapıp açtığı gruptan gelen mesaja baktım.

Daha Önce Hiç Beyaz Fare Görmedim grubundan bir mesaj.

Sena: Sınavdan çıkan var mı?

Melis: Ben zaten dışarıdaydım çardaklarda oturuyorum.

Murat: Biz Mete ile mimarlık fakültesinin kantinindeyiz.

Sena: Ezgi yanınızda mı?

Ezgi: Evet sınav bitince yanlarına geçtim direkt. Gel hadi.

Sena: 2 dakikaya oradayım.

Ezgi: Melis, sen ne zaman geliyorsun?

Melis: Ben hala sınavdasınız sanıyordum :') Geliyorum şimdi.

Telefonu kapatıp ayaklandım ve mimarlık fakültesine gittim. Kantinde biraz göz gezdirdikten sonra hevesle bir şeyler anlatan Murat çarptı önce gözüme. Ekibin geri kalanı da onun heyecanına güleç bir tavırla tepki veriyordu.

Yanlarına gittiğim sırada beni ilk fark eden Mete oldu. Oturduğu yerde toparlanıp kenara kayarak oturmam için bana yer açarken diğerleri de beni fark etti.

''Nasıl geçti sınavlarınız?'' dedim Mete'nin yanına otururken.

''Tahmin ettiğimden iyiydi.'' dedi Ezgi keyifle.

''Daha iyisi olabilirdi ama bence güzel sonuçlar alacağım.'' diye ekledi Sena.

''Benim bugün sınavım yoktu.'' diye omuz silkerken Mete,

''Benimki de berbat geçti.'' diyerek noktayı koydu Murat. Kaşlarım çatıldı

''Mutlu mutlu bir şeyler anlatırken görünce seni, sınavın güzel geçmiştir diye düşünmüştüm ama anlaşılan yanıldım.''

''Sınavı unutmuşum yarışmayı konuşurken.'' derken olaydan fazlasıyla uzak olduğumu yüzümden anlamış olacak ki çantasından küçük bir afiş çıkartıp bana uzattı.

''Üniversiteler arası şarkı yarışması var.''

''Yarışmaya mı katılıyorsun?!''

''Katılıyoruz!'' 32 diş gülümsedi. Murat'ı bu kadar heyecanlı gördüğüm nadir anlardandı.

''Ezgi solistimiz olur, Berk baterist, ben gitarist, Sena...'' duraksadı. Gözleri unuttuğunu belli edercesine hafifçe kısılınca Sena göz devirerek

''Stilist.'' diye tamamladı Murat'ın cümlesini.

''Heh, ondan. Siz ikiniz de...'' iki elini de kullanarak bir beni bir Mete'yi gösterdi.

''Söz yazarlarımız olacaksınız. İlk turlar seçeceğimiz herhangi bir parçayla katılabilecekken, final turuna çıktığımızda kendi şarkımızla performans sergilememiz gerekiyormuş çünkü. ''

''Finale kadar her şeyi kurgulamanız çok hoş.'' dedim gergin bir gülümsemeyle. ''Ama söz yazarlığı hakkında hiçbir yeteneğimde bilgim de yok.''

''Ben üstadım çünkü.'' diye gülerek bana takıldı Mete.

''Ya arkadaşlar saçmalamayın bizi yarı yolda mı bırakıyorsunuz!''

''Oğlum daha ilk tura bile başvurmadınız. Finale çıktınız da biz şarkınızı eksik bıraktık gibi davranmasana.''

''Ya oraya kadar çıkmada ne var. Biz yetenekli insanlarız tabii ki de finale çıkacağız.''

''O yarışmaya da önüne gelen katılıyordu sanki.'' diye Murat'la uğraşmaya devam etti Mete. ''Katılanların çoğu muhtemelen konservatuar bölümünden olacak.''

''Ya limon sıkmasana çocuğun hevesinin üstüne.'' diye Mete'ye çıkıştı Ezgi.

''Hah, bir balık muamelesi yapmadığınız kalmıştı hayallerime o da oldu.''

Murat gerçekten bozulunca keyfini tekrar yerine getirmek için ben atladım.

''Hallederiz biz! En olmadı dinlediğimi yabancı şarkılardan bir şeyler toparlamaya çalışırız. Dinlediğimiz çoğu şarkı zaten bilindik değil.''

Çözüm odaklı gidişim ekibin tekrar havasını yerine getirirken

''Etik kurallarını arkadaşların için ezdin mi sen demin?'' dedi Mete gülerek.

''Ne yapayım Mete Bey? Mahvettin iki dakikada tüm planları.'' diye sahte bir sitemde bulundum Mete'ye. Bu Mete'nin engelleyemediği bir gülüşe neden olunca çatmaya çalıştığım kaşlarımı serbest bırakıp ben de ona eşlik ettim.

''İyi.'' dedi omuz silkerken kocaman gülüşünü normal bir gülümsemeye indirerek. ''Tüm sorumluluk sende bu söz yazarlığı konusunda.'' Sonra Ezgi'ye takıldı.

''Detone olursan seninle 1 yıl dalga geçeceğim hiç sıkılmadan biliyorsun değil mi?''

''Sana inat Adele olacağım biliyorsun değil mi?''

'' 'Duyda inanma' tabirini yaşıyorum. Duydum ve inanamıyorum.''

Ezgi masada duran, buruşturduğu bir peçeteyi fırlattı Mete'nin kafasına. Mete peçeteden kurtulmak için benden yana kaçtığında kafası bir süre omzuma yaslandı. Geri doğrulurken

''Atma şu pis peçetelerini üstüme be kadın!'' diye sitem etti. Ezgi ile gerçekten bir çocuğa dönüşüyordu.

''Açma şu pis ağzını sen de!''

Mete Ezgi'ye burun kıvırdı.

''Berk ile konuştunuz mu peki bateri işini? O kabul edecek mi bakalım.'' diyerek konuyu tekrar toparladı Sena.

Murat güldü.

''Berk benden 10 kat daha heyecanlanacak.''

Öyle de oldu.

Sena Berk'i arayıp durumu anlattığında Berk heyecandan daha da uçup konuyu grup ismine kadar getirdi.

'' Bunları akşam daha detaylı konuşuruz.'' diye Sena'nın telefonu üzerinde hem Berk'e hem bize yönelik. ''Annem memleketten bir sürü şey göndermiş. Zaten sınav haftasından sonra dönüyoruz o yüzden akşam bizde toplanıyoruz ve erzağı bitiriyoruz gençler.''

''Ama bizim Berk ile bir ödev yetiştirmemiz lazım.'' dedim Murat'ın teklifini ilk reddeden kişi olmanın mahcubiyetiyle.

''Bizim de yarın çok önemli bir sınavımız var.'' dedi Ezgi.

Fakat Murat inat etti.

''Siz ödevi muhtemelen bir kafede yapacaksınız. Onun yerine gelin bizim eve işte, yemekten sonra rahatça yapın ödevi. Hem çay kahve sınırsız.'' Sonra Ezgi ve Sena'ya döndü.

''Siz de aynı şekilde hanımlar. Hem yemek yapma derdinden kurtulmuş olursunuz direkt ders aşamasına geçersiniz. Kısacası bahane kabul etmiyorum.''

Berkin sesi duyuldu hoparlörden.

''Melis için okeyse ben çoktan tav oldum fikre. Anne yemeği var işin ucunda.''

Kafamı iki yana sallayarak güldüm.

''Tamamdır o zaman.'' dedim omuz silkerek. Ezgi ve Sena da onaylayınca akşam Mete ve Murat'ların evinde toplanma planı netleştirildi.

Bir sonraki gün yola çıkacağım için ''Ben kalkayım daha valiz hazırlayacağım, oradan size geçerim.'' dediğimde Mete'de benimle birlikte ayaklandı. Murat'a döndü.

''Hadi, biz de kalkalım.''

Murat kaşlarını çattı.

''Biz nereye gidiyoruz.''

Mete yorgun bir bakış attı Murat'a.

''Abi beş dakika önce tüm ekibi eve davet ettin ya.''

''Evet?'' dedi Murat umursamazca.

''Ee evi toparlamamız gerekmiyor mu?''

''Ben o kısmı atlamışım.''

''Atlayacağım buradan üstüne!'' dedi Mete sahte bir sinirle. ''Ben biliyorum seni, yine işim çıktı deyip bana kitleyeceksin tüm ev işini.''

Murat Mete'yi ayıplar bir şekilde cıkcıkladı.

''O kadar edebiyat kokan bir adama yakışıyor mu böyle laflar hiç?''

Mete hiçbir şey söylemedi ama öyle sert baktı ki, Murat hızla toparladı eşyalarını ve ayaklandı.

''Akşam görüşüyoruz öyleyse.'' diye veda ettik Ezgi ve Sena'ya, dışarı çıktık.

Mete benimle birlikte adımlarını yurtların olduğu tarafa yönelttiğinde

''Otobüs durağı diğer yönde?'' dedi Murat.

''Önce Melis'i bırakıp öyle geçelim.''

Hızla ellerimi iki yana salladım.

''Hiç gerek yok yolu uzatmayın. Kampüs içinde zaten yurdum.''

''Yurdun yanında da otobüs durağı var.'' demekle yetindi Mete.

''Kardeşim öyleyse şöyle yapalım.'' diye fırsattan istifade etti Murat. ''Benim çok küçük bir işim vardı, onu halledeyim sen de Melis'i bıraktıktan sonra geçersin eve aynı zamanda orada oluruz.''

''Murat...''

''Hadi görüşürüz.''

Murat Mete'nin konuşmasına izin bile vermeden hızla otobüs durağına doğru yol adlı. Mete derin bir nefes verip bana döndü.

''Sizden 5 dakika önce anca gelecek eve. Ben malımı biliyorum.''

Mete'nin bu hali her ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da gülmeme neden oldu.

''İstersen yardım etmek için erkenden geleyim diyeceğim ama muhtemelen bavulu toplayayım yola çıkayım derken zaten anca gelirim.''

Mete gülümsedi.

''Teşekkürler ama hallederim ben. Sadece bizimkinin bu kaçışları fazla olmaya başladı o yüzden yükseldim.''

Kafasını bir anne edasıyla sağa sola sallayınca daha da güldüm.

Ve yurduma doğru yol aldık. Sessizce. Hiçbir şey konuşmadan yürüdüğümüz veya oturduğumuz böyle zamanları gerçekten seviyordum. Bir 10 dakika içinde yurdun önüne geldik. Vedalaşıp ayrıldık.

Valizimi hazırlayayım, duşa girip çıkayım derken saat 7'ye gelmişti bile. Şimdi çıksam en erken yarım saatte orada olacağım için hızlı davranarak hazırlandım ve otobüs durağına gittim. Daha önce evlerine hiç gitmediğim için gruptan evin adresini sordum müsait olan birisi dönüş yapar diye. Genel olarak nerede oturduklarından bahsetmişlerdi ama net konumu bilmiyordum ve ben hariç herkes daha önce en az bir kez Mete ve Murat'ın evine gitmişti.

Gelen konuma göre otobüse binip yarım saatlik bir yolculuğun ardından hava kararmaya başlamışken otobüsten indim. Evin olduğu konuma yürürken yol üstünde bir pastaneye girdim. Başta ne alacağıma karar veremdim ama en sonunda daha önce konuşurken laf arasında en sevdiği tatlının şekerpare olduğunu öğrendiğim Mete'den yola çıkarak şekerpare ve pastanedeki kadının 'burada bu pasta çok meşhurdur bu da bugün sonuncu kalan pata' diye önerdiği kestaneli pastayı aldım. Almamın tek sebebi pastaneci kadının övgüleri değildi elbette. Kestaneli pasta bana hep çocukluğumu hatırlatırdı. Babam, ne zaman hastalansam iyileşirsen kestaneli pasta yeriz diyerek içirirdi ilaçlarımı. Yüzümde mazinin bıraktığı buruk bir gülümsemeyle paketlenen kestane pastasına baktım bir süre. Hesabı da ödedikten sonra pastaneden çıkıp birkaç dakika sonra eve ulaştım.

Eski bir apartmanın 3. katında kalan Mete ve Murat'ın evi küçük ama düzenli bir evdi.

''Sana söylemiştim değil mi, senden sadece 10 dakika önce geldi.'' derken montumu elimden alıp vestiyere astı Mete.

''Murat mı?''

Kafasını aşağı yukarı salladı bıkkın bir şekilde. Güldüm.

''Başka gelen var mı? Erken mi geldim?''

''Erken gelmedin aslında tam zamanında. Ama malum bizimkiler dakiklikleri ile meşhur.''

''Sen bugün biraz gergin misin?'' dedim aslında gerginliğinin sebebi çok bariz olmasına rağmen onun üstüne giderek. Ama o benim oyunuma gelmek yerine kafasını hafifçe yana yatırarak muzipçe gülümsedi.

''Sen bugün biraz benimle uğraşmaktan zevk mi alıyorsun?''

Omuz silktim.

''Sakin Mete dışında farklı bir Mete görmek keyifliymiş.''

''Farklı Mete'ler arasında illa bu Mete'yi görmek zorunda değildin ama olsun. Bir yerden başlamak lazım.''

Son dediğinin anlamı için çok düşünmedim. Düz bir mantıkla baktım. Ne duyduysam oydu.

''Ee kapıda mı bekleyeceğiz, içeri geçelim.'' dedi Mete önden salona doğru ilerlerken. Onu takip ettim.

''Murat nerede?''

''Tabak kaşıkları diziyor mutfakta. Aslında hepsini yapmıştım ama sinirlendiğim için hepsini topladım şimdi tekrar masaya dizdiriyorum.''

Gülerken bir yandan da gerçekten pırıl pırıl olan evlerini övdüm.

''Teşekkür ederiz ama bundan birkaç saat önce savaş alanıydı.'' dedi Mete övgüme karşılık. ''Sınav haftasında özellikle bu eve ben bile girmek istemiyorum.''

''Tek başına mı topladın biz gelene kadar?''

Şaşkınlığıma karşılık güzel gülüşünü sundu.

''Neden gergin olduğumu mu sormuştun sen?''

Biz gülerken kapı çaldı. Mete kapıyı açmaya giderken mutfak olduğunu tahmin ettiğim yerden bir gürültü gelince kalkıp oraya gittim. Tahmin ettiğim gibi mutfaktı ve Murat, üzerinde komik bir mutfak önlüğüyle yere düşürdüğü kaşık çatalları topluyordu.

''Kolay gelsin.'' dediğimde kendini zorlayarak gülümsedi.

''Hoş geldin. Ben de sofrayı kuruyordum.'' Elindeki çatal kaşıkları direkt bulaşık makinesinin içine koydu. Çekmeceden yeni çatal kaşıklar çıkardığı sırada

''Yardım edeyim.'' diyerek elinden aldığım birkaç çatal kaşığı da ben dizmeye başladım. Bu esnada içeri giren Mete

''Bir iş verdim onu da kıza mı yaptırıyorsun?'' diye yükseldi Murat'a.

''Ya abi sakin!'' dedi benden önce davranarak Murat. ''Yardım etmek istedi elimden aldı ne yapayım. Geç kaldık diye de bu kadar üzerine gidilmez ki insanın.''

Mete sessiz kaldığında Murat bana yaklaşıp Mete'nin duymayacağı şekilde fısıldadı.

''Bu da bugün muayyen gününde mi ne anlamdım ki bir gerginlik bir gerginlik.''

Bu dediğine, karşımda kaşları çatık Mete'nin yüzüne bakarken koca bir kahkaha atmak istedim ama derin bir nefes alarak gülüşümü bastırmaya çalışmakla yetindim.

Masayı kurduktan sonra hızla mutfaktan sıvışan Murat arkasında söylenen bir Mete bırakınca

''Bak sana ne diyeceğim!'' dedim heyecanla Mete'nin yüzünü güldürmek için. ''Yolda gelirken bir pastaneye uğradım. Getirdiğim paketi mutfak tezgahı üzerinde açtığım sırada yanıma gelen Mete şekerpareyi görür görmez gülümsedi.

''Şekerpare almışsın.''

Gülümseyerek kafamı aşağı yukarı sallamakla yetindim.

''Daha da iyisi var.'' derken Simba'yı tuta aslan kral gibi yavaşça havaya kaldırdım kestaneli pastayı. Mete'nin kaşları pastanın neli olduğunu anlamaya çalışırken hafifçe çatılırken

''Kestaneli pasta!'' dedim heyecanla. Hızla kapağını açarken bir yandan küçük bir tabak çıkardım rafta.

''Melis...''

''Küçükken en sevdiğim pastaydı. Bir tek pastanede iyi yapıldığını gördüm bu zamana kadar. Ben 12 yaşındayken kapandı o pastane. O günden sonra herhangi bir yerde hiç iyi bir kestaneli pasta yapan yere rastlamadım ve bir süre sonra kestaneli pasta sevdamdan da vazgeçtim.''

Kocaman bir gülümsemeyle Mete'ye baktım. Gülümsemem onu da gülümsetirken

''Bu kadar mutlu mu ediyor bu pasta seni?'' dedi.

''Çok sevdiğim bir şeyi sana da tattırmak istediğim için bu kadar heyecanlandım aslında. Hani böyle favori filminin en favori sahnesini izletmeye çalışırken ki heyecan var içimde.'' derken ben, Mete halime daha da güldü. ''Acaba beğenecek misin çok merak ediyorum.''

Konuştuğum süre boyunca bir yandan tabağa koyduğum küçük dilimi ona uzattım.

Mete duraksadı.

''Seçilmiş kişi olarak önce sen tat bakalım'' diye güldüm. Bir pastaya bir bana baktı. Sonra derin bir nefes verip çatala uzandı. Gurme tavırları eğlenceliydi.

Pastadan aldığı dilimi ağzına attı. Biraz sonra merakla bakan gözlerime karşılık bir gülümseme sundu.

''Neden favori pastan olduğunu anlamak zor değil.''

Gülümsedim.

''Beğenmene sevindim.''

Tam o esnada tüm enerjisiyle içeri giren Berk

''Nasılsınız gençlik?'' dedi heyecanlı heyecanlı. Heyecanına eşlik ettim.

''Hoş geldin.''

''Hoş buldum.'' Asla ondan tarafa bakmayan Mete'ye döndü. ''Abi su içecektim ama?''

Mete hiçbir şey demeden üst raftan bir bardak çıkartıp hiçbir şey demeden salona geçti. Berk fazlasıyla bozulmuş bir şekilde kapının yanındaki damacanadan su doldurduğu esnada

''Konuşmadınız mı hiç Mete ile?'' dedim arlarındaki bu anlamsız soğukluğun ne zaman son bulacağını merak ederek.

''Neden soğuk yaptığını bile bilmiyorum, anlayamıyorum ki!'' diye isyan etti kalçasını ve bir elini mutfak tezgahına yaslayıp suyunu içerken.

''1 haftadır yüz bile vermiyor ki gidip ne oluyor diye sorayım.'' O konuşmaya devam ederken bir yandan aldığım tatlıları toparlayarak buz dolabına yöneldim. Ben tatlıları buz dolabına yerleştirirken suyundan bir yudum daha alıp devam etti.

''Başta üstüne gittim yüz vermedi, sonra birkaç gün rahat bırakayım belki sorun neyse o gelip konuşmak ister sakinleşince dedim... Ama şu an görüyorum da daha kötü oluyor.''

''Ne yapmayı düşünüyorsun? Aranıza girmeyi istemiyorum ama istersen senin yerine konuşmaya çalışabilirim.''

Elindeki bardağı son kez kafasına dikip suyunu bitirdikten sonra bardağı musluğun içine bırakıp yaslandığı yerden doğruldu. Bana samimi bir gülümseme sunup

''Çok teşekkürler.'' dedi. ''Ama doğru düzgün bir şekilde, birebir konuşmamız daha doğru olur. Daha sorunu bile bilmiyorum.''

Buz dolabının kapağını kapatıp karşısına geçtim.

''E ne yapacaksın peki?''

''Gerekirse zorla konuşturacağım.'' diyerek bir hışımla mutfaktan çıkınca peşinde gittim hızlı adımlarla.

Devamı Part 2'de

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.