2024
Saat 04.00’e gelirken hala ayaktaydım. Cırcır böcekleri dışında bana eşlik eden, belki bir kiloyu bulmayan ama Murat’ın artık taşıyamadığı ağırlıktaki, Mete’nin bizlere özel olarak bıraktığı son hatırası, içinde sanki bir ateş varmış da onu saran klasik kahverengi kartonu etkilemiyor gibi; elimi her uzattığımda daha dokunmadan içime bir kor oturmasına neden olan kutuyla bakışmaya devam ediyordum.
Saat 01.30 civarında gerek ağlamaktan, gerek uykusuzluk ve yorgunluktan şişmiş gözler birbirine bakmaya başladığında Salih amca artık dinlenmek için odalarımıza çekilmemizi söyledi. Rahatsızlık vermek istemediğimiz için Bahar’dan çoktan bir otel odası tutmasını istemiştim ve güvenli, olduğumuz konuma yakın bir yer bulmuştu. Pelin teyze bunu duyduğunda ‘’Kızım burada eviniz varken ne oteli?’’ dedi yorgun sesiyle. ‘’Hepinize yetecek kadar odamız var. Zahmet değil, aksine bizim için bir nebze olsun mutluluk olur evimizde kalmanız.’’ şeklinde devam ettirince eşinin sitemini, mahcubiyetle teşekkür edip evlerinde kalmayı kabul etmiştik.
‘’Üst katta ve alt katta birer misafir odamız var.’’ derken bulunduğumuz alt kattaki misafir odasının kapısını işaretettii Pelin teyze. Ezgi, Bahar ve bana bakıp
‘’Eğer çok sıkışık olmaz derseniz üst kattaki misafir odasındaki yatak oldukça geniş. Ama 3 kişi çok olur diyorsanız bir kişi Mete’nin odasında…’’ duraksadı. Kısa bir süre sonra devam etti. ‘’Mete’nin odasında kalıp diğer 2 odaya da 2 şerli şekilde geçebilirsiniz. Rüzgar’ın odası uzun zamandır kapalı olduğu için biraz tozludur. O yüzden orayı söylemiyorum…’’
Pelin teyzenin ve Salih amcanın kendilerini her ne kadar yavaş yavaş Mete’nin ölümüne hazırladıklarını düşünsem de bu hazırlanış ne denli mümkün olabilirdi? İnsan evladının ölümüne kendini ne denli hazır hissedebilir ve üzüntüsünü azaltabilirdi ki? Belki de oğullarının günbegün acı çektiğini görmek, onlar için ani bir ölümden çok daha sarsıcıydı ve derin izler bırakmıştı ruhlarında.
Ne Pelin teyze ne de Salih amca, Mete’nin yokluğuna hala alışkın değillerdi ve her ne kadar bizler onların gözünden Mete’nin hayatından değerli birer parça olduğumuz için bize özenli davranmak isteseler de, Mete’nin odasını şu an kimseyle paylaşmak istemedikleri de çok açıktı. Bu bilinçle hemen atıldık.
‘’Ayrı bir odaya hiç gerek yok. Biz üstteki misafir odasında kalırız.’’
3’ümüz de onayladığımızda Pelin teyze Berk ve Murat’a döndü onlardan da bir onay beklercesine.
‘’ Biz de beraber kalırız Pelin teyzecim. Siz de artık gidip dinlenin lütfen’’ derken bir yandan destek vermek ister gibi Pelin teyzenin kolunu tuttu Berk. ‘’Gerisini biz hallederiz.’’
‘’Yok olmaz öyle size temiz nevresimler çıkartayım.’’
‘’Pelin teyzecim lütfen..’’ diye öne çıktım. ‘’Berk’in dediği gibi gerisini biz hallederiz. Lütfen siz gidip dinlenin.’’
‘’Peki öyleyse…’’ dedikten sonra her iki odada da gardıropların üst tarafında temiz nevresimleri bulabileceğimizi söyleyerek Salih amca ile birlikte üst kattaki odalarına gittiklerinde biz de bir süre sessizce birbirimize bakmıştık. En sonunda ‘’sabah görüşürüz’’ diyerek misafir odalarına çekilmiştik. Şimdi ise, neredeyse hiçbir şey konuşulmadan serilen yeni nevresimlerin ardından saat 02.15 gibi Ezgi ve Bahar yatakta uykuya dalmış, bense bir sağa bir sola dönmekten başka bir şey yapamayınca en son çareyi bahçeye çıkmakta buluştum.
Hala açmadığım gizemli kutumla birlikte…
Derin bir nefes verip etrafa bir göz attım.
Çardağın çatısını kaplayan üzüm yaprakları gök yüzünü görmemi engelliyordu. Buraya üniversite yıllarında geldiğimizde, bu çardağın altında; sanki hiç mezun olup da her birimiz kendi hayat derdimize düşmeyecekmişizcesine, tüm umursamazlığımız, kaygılarımızdan arınıp sadece hayallerimizden bahsettiğimiz, iyice geç olmaya başlayan saat yüzünden kahkahalarımızı dizginlemeye çalıştığımız zamanları anımsadım.
Gözlerim nemlendi. Boğazım düğümlendi. Dudaklarımın kıvrımları, bir daha asla yaşanamayacak anların hatırına buruk bir şekilde kıvrılırken engel olamadığım bir göz yaşı da ona eşlik etti.
Sanki o anı tekrar yaşamak mümkün gibi, gözlerimi kapatıp kafamı geriye yaslayarak derin bir nefes aldım. Her dakikasını hatırlamaya çalışıyordum o yaz gecesinin.
Murat üniversitenin hazırlık yılında tanıştıkları, başta çok güzel giderken sonra onun için kabusa dönüşen bir kızla olan hikâyesinden bahsediyordu… Daha sonra Selin, lise yıllarında tanıştığı ve ona kötü deneyimlerle bir sürü hayat dersi çıkarttıran bir çocukla olan hikayesini anlattı… Her ne kadar ciddi başlasa da konuşma, sonrasında bu dramlar nasıl olduysa bir komedi konusuna dönüşüvermişti.
Berk ciddi bir ideal ilişki hayalinden bahsederken Ezgi onu bolca zorbalayarak hepimizi kahkahalara boğmuştu.
Başka…
Ben annemle babamın tanışma hikayesinden bahsetmiştim…
Mete abisi ile içimizi ısıtan hikayelerini anlatmıştı… Daha sonra Ezgi ile çocukken nasıl birer yıkım ikilisi olduklarını öğrendiğimiz, yaramazlıkları ağzımızı açık bırakan bir ton hikaye dinledik.
Bu düşünceler birer birer bir film sahnesi gibi aklıma gelmiyordu tabii. O kadar uzun zaman geçmişti ki üzerinden, bazı şeyler doğru mu yoksa hayal ürünüm müydü hatırlayamıyor, çoğu zaman sıralama kafamda karışıp duruyordu. Ama hayalimde, herkesi bir yere oturtmaya, o zamanki görünümlerimizle hatırlamaya çalışıyordum. Mete’nin gözleri her seferinde beni buluyordu… Her fırsatta Mete’ye bakıyordum…
O esnada yanıma birinin geldiğini hissettim. Başta bir kedi veya sokak köpeğinin yanıma gelmiş olabileceğini düşünürken, gözlerimi aralayıp kafamı yan tarafa çevirdiğimde Murat da benim gibi kafasını geriye atmış, öylece karşıya bakıyordu.
Şaşırdım. Bir şey söylemek istedim ama ne söyleyeceğimi bilemedim. O yüzden susup bir süre Murat’ın yüzünü inceledim.
Gözlerinin altında oluşan siyahlık ve torbalar uykusuzluğunu ve yorgunluğunu belli ederken şişmiş ve kızarmış gözleri de ‘’Allah bilir ne kadar ağladı?’’ diye düşündürdü bana. Keşke ben de şu an kafamın karmaşasını bir kenara bırakıp doya doya ağlayabilseydim. Belki rahatlardım. Belki aklım biraz olsun susardı.
Dağınık kahverengi saçları alnına düşmüş, bu zamana kadar onu gördüğüm her seferinde iyice tıraş edilmiş sakalları şu an biraz uzamıştı. 30 yaşında hala 20’li yaşlarındaki gibi yakışıklıydı. Sadece, 20’li yaşlarında, güzel bir portreyi andıran yüzüne bu yaşında bakmak, her bir karesinde anılar ve acılar, bir dolu yaşanmış hayatın izlerini görmek gibiydi. 18 yaşımda, onu ilk gördüğümde ‘’yüzü kusursuz bir portre gibi’’ diye düşünmüştüm. 28 yaşımda onunla tekrar karşılaştığımda ‘’yüzü, baktıkça çözeceğim, çözdükçe hüzünleneceğim bir eser’’ diyebiliyordum.
Ona bakmak, kalbimde bir hüzne neden olmuştu. Daha sonra bu hüznün belki de Mete ile geçirdiği bu sürecin onu ne denli zedelediğini düşünmem olabileceğini fark etsem de, o anda anlamlandıramamıştım. Sadece yanmaya başlayan gözlerimi yüzünden kaçırıp kafamı tekrar yaprakların olduğu çatıya çevirerek gözlerimi kapadım.
Bir şeyler söyleyeceğini düşünmüştüm ama Murat hiçbir şey söylemedi.
Ben de.
Sadece gözlerimizi kapatıp gecenin sessizliğinde huzur bulmaya çalıştık. Uzaklardan bir ezan sesi duyar gibi olmuştum. Saat kaça geliyordu acaba? Bir süre sonra o şekilde uyuyup kalmışım.
Sabah ışığı yüzüme vurduğu sırada yüzümü ekşiterek gözlerimi araladım. Murat gitmişti. Işıktan kamaşan gözlerimi ovaladıktan sonra doğruldum. Üzerimde ince bir örtü vardı. Sanırım Murat örtmüştü. Etrafta kimse yoktu. Evden de bir ses gelmiyordu. Ya kimse uyanmamıştı ya da herkes kendi sessizliğine çekilmeyi tercih etmişti.
Saatime baktım.
09.28
Yanı başımda duran kutuya baktım. Örtüyü katlayıp kutunun üzerine koyduktan sonra, bandı bile henüz açılmamış kutumu da alarak içeri girdim. Etrafta kimse görünmüyordu. Üst kata çıktım. Tam misafir odasına gireceğim sırada, Mete’nin odası çarptı gözüme.
Duraksadım.
Bir süre önce bu odada uyuyan Mete artık çok uzaklardaydı.
Dalgın dalgın misafir odasına girdim.
Yatakta sadece Bahar vardı. Odanın içindeki ebeveyn banyosundan su sesi geliyordu. Sanırım Ezgi tuvaletteydi.
Sessiz adımlarla kutuyu gardırobun üzerine bıraktığım esnada Bahar gözlerini açtı. Çatık kaşlarla bana barken ‘’Saat kaç?’’ diye sordu.
‘’9.30’’ dedim saate bakmadan. Biraz uyanmaya çalıştıktan sonra o da kalktı yataktan.
‘’Günaydın.’’
‘’Günaydın.’’ dedim odaya geri dönen Ezgi’ye. ‘’Dinlenebildin mi?’’
‘’Sayılır.’’ Bir yandan küçük valizinden bir tshirt ve pantolon çıkartıyordu. ‘’Sen?’’
‘’Sayılır.’’
Üzerimdekileri değiştirmem gerekiyordu ama önce Bahar’ın çantayı nereye koyduğunu bulmaya koyuldum. Koltuğun arka tarafına düşen çantayı bulduktan sonra bulduğum ilk badi ve pantolonu alıp müsait bir yere geçerek üstümü değiştirdim.
Önce Ezgi aşağıya indi. Bir süre Bahar’ın hazırlanmasını bekledikten sonra odayı ve eşyaları da toparlayıp biz de arkasından indik. Murat ortalıkta görünmüyordu. Salih amca Ezgi ve Berk ile salonda bir şeyler konuşuyordu.
‘’Günaydın.’’
Gözler Bahar ve bana çevrildi.
‘’Günaydın güzel kızım. Gelin oturun.’’
Salih amca genel olarak Mete’nin hastalık sürecinden bahsediyordu Berk ve Ezgi’ye. Hem tüm konuşmayı en başından dinlemek hem de hiçbir şey duymamak istedim.
‘’…Son iki haftadır tamamen hastanedeydi zaten. Ağrı kesicilerin etkisinde çoğu zaman uyuyordu. Son bir hafta kendine gelir gibi olmuştu. En azından konuşuyorduk. Bazı sorularımıza cevap veriyordu. Bazen şakalarımıza güldüğü bile oluyordu.’’
Buruk bir gülümseme geçti yorgun yüzünden.
‘’Ama işte üç gün önce nefes yetmezliğinden komaya girdi. Sonrasında da… Vefat etti.’’
Kimse Salih amcanın yüzüne bakmaya bile cesaret edemiyordu. O gözlerde göreceğimiz kederden mi korkuyorduk her birimiz yoksa evladının arkadaşları olarak son günlerinde yanında olamamamızın utancı mıydı bu cüreti engelleyen bilemiyordum ama hepimizin başı önde, acı dolu sözlerini dinliyorduk.
‘’Ne desem az gelecektir.’’ Berk bir süre sonra söze girdi. ‘’Her şeyden önce tekrar başımız sağ olsun. Bil ki biz her zaman buradayız Salih amca. Maalesef bu süreçte ne sizin ne de Mete’nin yanında olamadık ama bil ki bu saatten sonra yardımcı olabileceğimiz her konuda yanınızdayız.’’
Onu desteklemek istercesine kafamı salladım.
Salihpl amca gülümsedi.
‘’Teşekkürler çocuklar.’’ Hepimizin gözlerine baktı tek tek. ‘’Mete son zamanlarını bilerek size söylemek istemedi. Bilmiyorum neden böyle bir tercih yaptı. Belki sizin desteğiniz daha iyi hissettirir dedim kaç kere ama dinlemedi. Aklımda bazı nedenler var elbette… Abisinin ölüm sürecine şahit olmuş biri olarak belki de bu süreçte ne kadar zorlandığını aklına getirdiği için sizin de bu hissi yaşamamanızı istedi… Bilmiyorum. Bildiğim tek şey kendinizi suçlamamanız gerektiği değerli evlatlarım. Siz de benim için birer evlatsınız. Hayat hala devam ediyor. Bu günler de elbet geçecektir.’’
Mideme öylesine bir acı saplandı ki kusacağımı düşündüm.
Hızla ayaklandım. Tüm gözler şaşkınca beni bulunca ‘’kusura bakmayın’’ diyerek alel acele tuvalete koştum.
Başta midem o kadar bulanmıştı ki kusacağımı düşünmüştüm ama aynadaki yorgun halimle bakışırken derin nefesler alarak kendime gelmeyi başarmıştım. Elime yüzüme soğuk su çarptığım esnada tuvaletin kapısı tıklandı.
‘’Melis? İyi misin?’’
Suyu kapatıp yüzümü kurularken Bahar’ın endişeli sesine karşılık verdim.
‘’İyiyim çıkıyorum şimdi.’’
Aynada son kez kendime bakıp derin bir nefes vererek dışarı çıktım. Bahar gerçekten gerilmişti.
‘’Sorun yok.’’ Dedim gülümsemeye çalışarak. ‘’Gerçekten iyiyim.’’
‘’Melis…’’ derken çaresiz görünüyordu. Elini koluma koydu. ‘’İstersen bu akşam dönelim ha? Ne dersin? Burada daha fazla kalmak sana iyi gelmeyecek gibi.’’
‘’Hiçbir yere gidemem Bahar.’’ Sesim beklediğimden daha kararlıydı.
‘’Seni bu halde görmek çok canımı yakıyor. Toparlanman için uzaklaşmamız gerekiyor…’’
Ölümle aramın ne denli kötü olduğunu bilen en yegâne kişiydi Bahar. Ailemin ölümünden sonraki zorlu süreçte yanımda olduğu gibi bu anda da yanımdaydı. Bilmiyordu ki, bu benim için yeterdi de artardı.
‘’Hiçbir yere gidemem dedim Bahar. Daha kendi kafamda oturtamadım bile Mete’nin ölümünü. ‘’Ölümü’’ demek bile garip geliyor hala.’’
Gözlerim doldu.
‘’Eğer şimdi gidersem her şey çok daha kötü olacak. Ayrıca bundan da öte, sen de gördün, Pelin teyze ve Salih amcanın bize gerçekten ihtiyacı var.’’
Kutudan bahsetmedim. Muhtemelen görmüştü. Odada hem Ezgi’nin hem benim yanımda aynı kutudan vardı çünkü. Yine de ne Bahar sormuştu ne de ben henüz açıklamıştım durumu.
‘’Peki ama bil ki içim rahat değil.’’
Uzanıp sıkıca sarıldım ona.
‘’Eğer gitmek istersen…’’
‘’Seni asla bırakmam biliyorsun.’’
‘’Biliyorum.’’
Günün devamı baş sağlığına gelen uzak akrabaların ziyaretleriyle geçerken kafamı dağıtabileceğim için memnundum. Düşünmeme gerek yoktu. Sadece etrafta koşuşturuyor, kendimi yorarak beynimi susturuyordum. Mümkün olduğunca herkesin elinden işleri alıyordum.
‘’Bulaşıkları ben yıkarım.’’
Akşam saatlerine gelirken Berk ve Ezgi’nin akşam yemeği sonrası içeriden getirip, mutfak tezgahına bıraktıkları tabaklara bakarken bir yandan önlüğe uzandım. İkisi arasında sessiz bir bakışma geçti.
‘’Sabahtan beri durmadın zaten.’’ derken elimdeki önlüğü almak istedi Berk. ‘’Gidip biraz dinlen lütfen. Ben hallederim.’’
‘’Ben de yardım ederim Berk’e. Sen git dinlen.’’
Dinlen kelimesi o kadar uzak bir terimdi ki o an.
‘’Ben iyiyim.’’ Önlüğü kendime çekerek Berk’in almasını engelledim. ‘’Cidden. Hadi siz Pelin teyze ve Salih amcayı yalnız bırakmayın.’’
‘’Ama…’’
‘’Lütfen.’’ Sesimin yardım çığlığı gibi çıkacağını tahmin etmemiştim. Yine de bu son sözüm tüm durumu açıklamıştı. Dinlenebilmek için kendimi yormam lazımdı. Bunu onlar da o an fark etmişti.
Ezgi’nin gözleri dolarken hiçbir şey söylemeden mutfaktan ayrıldı. Berk son kez en azından yardım edeyi teklifinde bulunarak, teşekkürlerle reddettim, Ezgi’nin peşinden bahçeye çıktı.
Böylelikle önce tüm kirli bulaşıkları bir kenara yığmaya başladım. Gözüme az göründüler. Makinedeki yıkanmış tabak ve bardakları tek tek çıkarırken üzerinde küçücük bile su lekesi olanları kirli tarafına koydum. Neredeyse makinanın içindekilerin yarısı da artık kirliler arasındaydı.
Sıcak suyu açıp tek tek tüm kirli eşyaları detaylıca yıkamaya başladım. Hepsinin köpüklemesi bittikten sonra aynı sıcak suyla durulamaya koyuldum. Tam geriye sadece çatal ve kaşıklar kalmışken Bahar geldi. Elindeki su bardağına bakarken bardakları köşeye yerleştiriyordum.
‘’Köşeye koyabilirsin.’’
‘’Bir tane bardak canım, kendim yıkarım. Hem geri götüreceğim zaten su doldurup.’’
Suya elini değdirmesiyle acı bir inilti çıkarması bir oldu.
‘’İyi misin?’’
Ben ona endişeyle bakarken o bana şaşkınca bakıyordu. Uzanıp suyu kapattıktan hemen sonra ellerimi tutup kendine çekti. O anda ikimizde kıpkırmızı olmuş ellerimle bakıştık.
‘’Sen bütün bulaşığı bu kadar sıcak bir suyla mı yıkadın? Delirdin mi sen!’’
‘’Şttt! Bağırma lütfen.’’
Sinirden mi yoksa ağlamamak için mi kemiriyordu dudaklarını anlayamamıştım.
‘’Fark etmemiştim.’’
Gerçekten fark etmemiştim.
Bahar ne diyeceğini bilemez bir haldeyken içeri Murat girdi. Elindeki sigara paketi ve çakmağa bakılırsa sigara içmek için mutfak balkonunu kullanmak istemişti. Bizi mutfağın ortasında dikilirken görünce kaşları çatıldı.
‘’Bir sorun mu var?’’
Bahar hala iki bileğimi kavramış, ellerimi kendine çekmiş şekilde duruyordu. Murat’ın gözleri bir kızarmış ellerime bir gidip gelirken olayı kavraması kısa sürmüş gibiydi. Hiçbir şey demeden sigara paketini cebine koyarak içeri geçti. Bahar’a döndüm.
‘’Özür dilerim. Cidden kendime zarar vermek istemedim sadece dalıp gitmişim. Ellerim acımıyor bile.’’
‘’Saçmalama ellerini haşlamışsın bir de acımıyor diyorsun! Delirtme beni!’’
Sakinleşmeye çalışarak ve canımı yakmamaya özen göstererek ellerimi bıraktığında hafifçe omzumdan ittirerek mutfak masasına geçip oturmamı sağladı. Dondurucuyu açıp biraz bakındıktan sonra dondurulmuş bezelye paketiyle yanıma geldi.
‘’Elinin üstüne koy.’’ Sakin kalmaya çalışsa da çok sinirlenmişti. Gönlünü almak istediğim için ona takıldım.
‘’Bunun için bu kadar sinirlenecek misin bana cidden?’’
‘’Sinirli değilim. Canım yanıyor sadece. Seni böyle görmek ama bir şey yapamamak canımı acıtıyor.’’
O an içime dokundu dediği. Gerçekten suçlu hissettim. Yine de sessiz kaldım.
Bahar hiç yüzüme bakmadı. Kalkıp sessizce bulaşığın geri kalanını hallettiği sırada
‘’Daha iyi misin?’’ diye sordu bir ara göz ucuyla bakıp. Gülümsedim.
‘’İyiyim.’’
Bu sırada Murat tekrar geldi. Bir şey demeden balkona çıkacağını düşündüğümden pek oralı olmadım ama o bir sandalye çekip karşıma oturdu. Kafam karışmış bir şekilde ona baktığım esnada cebindeki yanık kremini çıkarttı.
‘Bulabildiğim tek yanık kremi buymuş.’’ Bahar’a döndü. Elindeki kremi göstererek sordu ‘’Bu kremi sürsek olur mu?’’
Bahar’ın da kafası karışmış gibiydi ama sadece uzanıp biraz kontrol ettikten sonra ‘’Olur’’ demekle yetindi.
‘’Sen Pelin teyzeye su götürecektin. Ben hallederim krem işini, sen suyu götür istersen.’’
Bahar gönülsüzce de olsa suyu doldurup içeri geçtiği sırada Murat dikkatle kremi sürüyordu. Aramızda sürekli var olan ve nasıl olduysa ikimizin de kabullendiği bu sessizlik beni huzursuz edip duruyordu. Mete ile de sürekli aramızda sessiz beklemeler olurdu ama onun yanında sessiz kalmak huzur vericiydi. Murat’la ise şu anda aramızda olan bu sessizlikten daha fazla rahatsız olamazdım. Bu sessizlik öyle gürültülüydü ki, her dakikası başıma ağrılar saplıyordu sanki. Hiçbir sözü yakalayamayacak kadar hızlı cümleler akıyordu aramızda ama dışarıdan hiçbir şey duyulmuyordu.
‘’Mete böyle olacağından bahsetmişti.’’
Bir mırıltıdan farksız çıkan sesi sihirli kelimeyi söylemişti. Mete.
‘’Ne?’’
Kafasını kaldırıp gözlerime baktı. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu sanki. Hiçbir ışık yoktu. Ne olmuştu bu adama böyle? 20 yaşındaki halini bulmayı beklemiyordum elbette karşımda ama bir insanın bakışlarındaki ışık nasıl yok olmuş olabilirdi? Neden?
‘’Üniversite yıllarında seni hiç anlayamazdım.’’ Sürmeyi bitirdiği kremi kutusuna koyarken ayırdığı bakışlarını hemen sonra yine gözlerimle buluşturdu. ‘’Büyük acılar yaşamıştın, dinlenmen, ağlaman, hatta ve hatta belki de bazen isyan etmen gerekiyordu. Hakkındı. Yine de sen inatla savaşıyordun. Seni çok tanımıyorduk hiçbirimiz, belki Mete hariç, çünkü hiçbirimize kurduğun sert sınırları geçme izni vermiyordun. Hepimiz sana karşı çok dikkatliydik ama bu senin durumuna acıdığımızdan değil, seni anlamaya çalışırken yaşadığımız zorluktandı.’’
‘’Böyle düşündüğünüzü bilmiyordum. Üzgünüm.’’
Omuz silkti.
‘’Belki diğerlerimiz, birbirimize karşı çok açık olduğumuz için seninle de o bağı kurmak için fazla çabalıyorduk. Özür dileyeceğin bir durum yoktu. Sadece hüznünü paylaşmayı istemiştik arkadaşların olarak. Seni hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım ya da tanıyamayacağım ama son zamanlarda sürekli seninle ilk tanıştığımız zamanlardaki sorularımın cevaplarını buluyorum kendimde. ‘Nasıl dayanıyor’, ‘hiç ağladığını görmedim ama çok zorlanıyor mudur ki’, ‘acaba biriyle paylaşmak ister mi hislerini’.’’
Duraksadı. Bir süre sessiz kaldı. Belki onu anlamamı bekledi ama bunu yapamayacak kadar kafam doluydu. Ve onu bunu başaramayacak kadar az tanıyordum özünde.
‘’Öyle bir zaman oluyormuş ki insanın hayatında, ne yaşamayı ne ölmeyi istediği, daha doğrusu ikisini de başarabildiği, deli gibi; gözleri kuruyuncaya kadar ağlamak isteyip tek damla yaş akıtamadığı, herkesten saklanıp karanlığın sessizliğine gömülmek isterken diğer yandan deli gibi bağırmak istediği…’’
Gözleri çok uzaklardaydı. Hiç gözlerini ayırmasa da gözlerimden, baktığı yer çok uzaktı sanki.
‘’Bu duyguyu hayatımda ilk kez yaşasam da, senin yerine kendimi koymaya çalışmadan edemiyorum. Mete ile konuştuğumuz son günlerde senin duygularını istesen de nasıl dışa vurmayı beceremediğinden bahsetmişti. ‘Çok zorlanacak Murat ama kendi bile farkına varmayacak.’ Bu yüzden çektiği videoyu sana vermek konusunda çok kararsız kaldı. Bu işleri kolaylaştırır mı zorlaştırır mı emin olamadı bir türlü.’’
‘’Ona veda edemedim. Verdiğin kutunun içinden çıkacaklar bana ne hissettirecek
‘’Ona veda edemedim. Verdiğin kutununum içinden çıkacaklar bende ne denli etki bırakacak tahmin etmem zor ama son kez onu görebilecek olmak bir yandan iyi hissettiriyor. Tek taraflı da olsa ona veda edebilecek olma düşüncesi…’’
Manidar bir gülümseme geçti yüzünden.
‘’Nasıl etkileneceğini anlamak benim için de imkansız ama beklediğinden daha çok sarsılacağını biliyorum. Sadece… Her ne olursa olsun kendine zarar vermeyi bırakmalısın. Duygularını kontrol etmelisin onlar seni değil.’’
‘’Keşke yapması söylemesi kadar kolay olsa.’’
Sustum.
Sustu.
Bu cümleleri defalarca duyduğumu o da biliyor olmalıydı. Zira bir öğütten çok yapılması ve söylenmesi gereken bir görev gibi çıkmıştı son kelimeler ağzından. Biliyordum çünkü bu dediği öyle kolay başarılabilseydi önce kendini kurtarırdı bu durumdan.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Efe aradı. İşleri tamamen unuttuğumu o an fark ettim. Genel olarak durumdan bahsettikten sonra Efe’nin endişeli sesi tekrarladı.
‘’Daha iyi misin peki?’’
Onu rahatlatması için gülümsememi sesime yansıtmaya çalıştım.
‘’İyi olacağım Efe. Sadece ne zaman dönerim bilemiyorum. Sen arayana kadar aklımın ucunda bile değildi işler. Yoğun bir süreçten geçiyorduk biliyorum ama bir süre izin isteyeceğim sanırım kusura bakmayın.’’
‘’Ne kusuru Melis! Şu an aklını buraya vermeyi kimse de bekleyemez senden zaten. Önceliğimiz de bu olmamalı. Sen sadece iyi olmaya bak. Eminim anlayış göstereceklerdir.’’
Bu sefer içten gülümsedim.
‘’Teşekkür ederim.’’
Fakat sonuç Efe ve benim düşündüğümüz kadar anlayışla ilerlemedi. İzin isteme sürecimde hiç anlayış gösterilmedi. En başta afalladım. Şaka gibi geldi. Böyle bir durumdayken benden işte bir verim mi bekliyorlardı? Durumu açıklamaya çalıştıkça karşılaştığım ruhsuz duvara karşı daha fazla dayanamadım.
‘’Peki Zuhal Hanım. Haftaya istifa mektubumla birlikte gelirim öyleyse. İstifadan
Sonraki zorunlu çalışma sürecimde yükümlülüklerimi hallederim ama haftaya kadar gelemeyeceğim, gelmeyeceğim.’’
Daha fazla konuşmadan kapattım telefonu. Zuhal hanımla konuşmaya başladığım sırada yanıma gelen Bahar şaşırmış görünse de bir şey demeden bana sarıldı. Yıllardır emek verdiğim işimden istifa ettiğim için değil, en anlayış aradığım zamanlarda bulamadığım desteği onda aradığım için sıkıca sarılarak karşılık verdim Bahar’a. Bir süre sonra sessizce
‘’Kararından emin misin?’’ diye sordu. Sakin kafayla düşünecek bir şey yoktu. Uzun süredir bu işin beni yok ettiğini hissediyor, hatta biliyordum. Böyle bir zamandan geçmek, birçok düşüncemi bulanıklaştırsa da bir o kadarını netleştiriyordu.
‘’Sadece sakin bir hayat istiyorum. İnsan yerine konulduğum,
Aslında öfkem kendimeydi. Başarılı olmak dünyamın merkezine koyduğum en aptal hedefti. Uğruna sevdiklerimden uzaklaştırmış, beni bir robota dönüştürmüştü. Başarı elbette gerekliydi ama eğer sevdiklerim yanımda olmayacaksa ben sevdiklerimin yanında olamayacaksam kazandığım başarı ne işe yarardı?
***
Bölüm Sonu