Mete içeriye bavulumu bıraktıktan bir süre sonra tekrar yanımıza geldiği sırada annesi de yanındaydı. Sarı dalgalı saçları omuzlarının üzerinde biten ela gözlü, muhtemelen 1.65 boylarında çok güzel bir kadındı. Gülümserken gözlerinin kenarlarında oluşan belirgin kaz ayakları gülümsemeyi seven biri olduğunun kanıtlarıydı.
Üzerinde sıfır kollu küçük çiçek desenleriyle dolu mavi bir gömlek ve siyah bir pantolon vardı.
''Hoş geldin canım. Melis'di değil mi? Pelin ben.'' derken yanıma gelip sarıldı sıkıca. Gülümsemesine eşlik ederek sarılışına karşılık verdim.
''Evet. Tanıştığımıza memnun oldum.''
''Ben de canım.'' Geri çekilip yüzüme baktı gülümsemesini bir saniye bile eksik etmeyerek. ''Ne kadar tatlı bir yüzün var senin.''
''Anne...'' dedi Mete yorgun bir sesle. ''Kız azıcık nefes mi alsa.''
''Sen karışma bize.'' derken sahte olduğu belli bir azar iliştirdi sesine. Mete pes eder gibi kafasını iki yana sallayıp Ezgi'nin yanına otururken Sena şımarık bir çocuk edasıyla konuştu.
''Bizi bu kadar övmedin Pelin Teyze.''
Pelin teyze kolunu sırtımdan uzatmış omzuma sarılmış bir vaziyette durmaya devam ederken
''Hepiniz güzelsiniz ama Melis'ciğim başka.'' dedi.
'''Niyeymiş?'' diye pek de umursamadan güldüğünde Ezgi, Mete hafifçe öksürdü. Pelin teyze sadece omuz silkmekle yetinip benim yanıma oturdu.
Bizim sohbetimize dahil olmasa da yanımızda oturmaya devam etti. Neredeyse yarım saattir konuştuğumuz sırada tatillerimizin nasıl geçtiğinden bahsediyorduk.
Hepimiz, Murat hariç, bugün uzak yoldan geldiğimiz için üzerimizdeki yorgunlukla artık uyumaya karar verdik. Yarın güne erken başlamak istiyorsak artık gerçekten yatıp uyumalıydık.
Murat ve Sena son bir sigara içmek istediğini söyleyip biraz daha bahçede kalırken biz de içeri girdik.
''Ben bavulunu odana çıkarttım.'' dedi Mete merdivenlerin başında durduğumuz sırada.
''Bana kendi bavulunu da taşıttırmıştın hain seni.''
Ezgi elini yumruk yapıp Mete'nin omzuna vurduğunda canının acımadığından emin olduğum Mete yüzünü buruşturup kolunu tuttu.
''Şu gücünü beni dövmek için harcayabiliyorsan bavul da taşırsın sen.''
''Yok öldürmek. Abart.''
''Bana vurduğunun onda biri kadar sana dokunsam cırlıyorsun!''
Kendi aralarında atışmaya başladıklarında
''Yine başladılar.'' dedi Pelin teyze bıkkınlıkla.
''Anne o başlattı.''
''Pelin teyze o başlattı.''
Aynı anda birbirlerini şikayet ettiklerinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
''Hayır hep çocuk gibisiniz de, aynı eve girince direkt 5 yaşınıza nasıl dönebiliyorsunuz anlamıyorum.''
Pelin teyzenin bu yakarışı hepimizi güldürürken Murat ve Selin'de gelince herkes odalarına çekildi. 2 katlı evde bir sürü boş oda vardı. 2 büyük misafir odası bir de küçük oda vardı. Ezgi ve Selin büyük misafir odasında, Murat ve Burak diğer bir büyük odada kalacaklardı. Bana da tek başıma kalacağım küçük oda kalmıştı.
Yeni temizlenmiş ve mis gibi kokan odaya girdiğimde yüzümde oluşan huzurlu gülümsemeyle üzerimi değiştirip yatağa girdim.
Saat gece yarısını biraz geçiyorken telefonda öylesine dolanıyordum. Birden ekranda beliren Bahar'ın görüntülü aramasını görünce bekletmeden açtım.
Bahar'ın beni araması için hiçbir saat limiti olmazdı. Bazen gece uyanıp beni 03.00'de aradığı bile olurdu. Onun için açamazsam açamazdım açarsam da konuşurduk. Çekince tabiri aramızda yoktu.
''İzmir yaramış bakıyorum da.''
İmalı gülüşüyle telefonu ağzına kadar sokarken küçük karedeki kendi görüntüme baktım. Yorgunluktan berbat görünüyordum. Ama onun da asıl niyetinin bu cümleyi söylerken, farklı olduğunu biliyordum.
''Neredesin sen?'' diye konuyu değiştirdim saçları dalgalanarak az bir ışıkta yürüdüğünü fark ettiğim için.
''Bisiklet sürmeye çıkmıştım ama yokuş çıkarken zinciri attı. Elimde taşımaya üşenip kilitledim uygun bir yere. Yarın almaya giderim. Şimdi sahile iniyorum.''
Kafamı iki yana sallayarak gülümsedim.
''Çok geçe kalma ama. Dönüş yolun uzak.''
Sahil bizim eve 5 dakika yürüme mesafesindeydi ama Bahar'ların evine arabayla 10 dakikaydı.
''Tamam annem.'' derken alaycı bir tavırla baktı. ''Sütümü de içeyim mi?''
''Aslan sütünü kaçırma da ne içersen iç.''
Ben alkolü ne kadar kullanmıyorsam Bahar o kadar seviyordu. Ben bunu söylerken elinde tıngırdayan poşetteki bira şişelerini keyifle yüz hizasına getirip bana göstermesi de bunun kanıtıydı.
''Ciddiyim bak çok kaçırma.'' dedim kaşlarım çatılırken. Ben yanındayken çok umursamazdım ne kadar içtiğini ama hem gece vaktiydi hem de evden uzaktı.
''Ay tamam.'' dedi bunalmış bir sesle. ''Söz. İçin rahat uyu. Eve giderken yazarım sana.''
Güldüm.
''Ha şöyle.''
''Sen Mete'ciğine odaklan. Düşünme beni.''
Her ne kadar kulaklığım takılı olsa da sanki biri duyacakmış gibi kıstım telefonun sesini.
Ona biraz kızacakken bugün anlatacaklarım olduğunu fark edince gülümsemeye başladığımı fark ettim.
''Bir şey olmuş! Ay vallahi bir şeyler olmuş!''
Bahar duraksayıp heyecan ve merakla bana bakınca gülüşüm büyüdü.
''Yarın anlatırım ama evet oldu.''
''Ben nasıl dayanayım yarına kadar vicdansız kadın.'' diye bağırdığında sesi kısmış olmama rağmen kulaklıktan gelen yoğun sesten dolayı yüzümü ekşittim.
''Herkes uyuyor. Zaten fısır fısır konuşuyorum... Yarın müsait bir zamanda konuşuruz.''
Gönlü pek olmasa da uzatmadı ve vedalaşıp kapattık telefonu.
Çok kısa süre sonra da uykunun kollarına teslim etmiştim kendimi.
Sabah korktuğum şey çok yorgun hissettiğim için oldukça geç uyanıp mahcup olmaktı ama tam tersi bir şekilde alarmım bile çalmadan saat 7.00'de gözlerim açılmıştı. Bu sefer de çok erken uyandığım için sıkılmaya başlamıştım. Kalkıp yatağımı düzelttim sonra bavulumdan üzerime giyebileceğim düzgün bir şeyler bakınmaya başladım. Biraz düşündükten sonra beyaz bir body thsirt ve bu yaz sıcağında rahat edeceğim haki renkteki keten tulumumu çıkarttım. Hızla üzerimi giyip saçlarımı açık bıraktım. Yüzüme pek bir şey sürmeyi sevmiyordum o yüzden sadece nemlendirip güneş kremi sürdüm. Ama gözlerimle oynamaya bayılırdım! Zaten erkenden uyandığım için far paletimi çıkartıp biraz düşünüp üzerimdekiler abartı olmadığı için abartmayacak ama yine de görünür bir şekilde göz makyajımı tamamlayıp kahvaltı yapacağımızdan dudağıma sadece nemlendirici sürüp yeni düzenlediğim yatağın üstüne oturup biraz da telefonda vakit geçirdim.
Fakat saat bir türlü geçmiyordu ve o kadar susamıştım ki, artık dayanılmaz bir noktaya gelince hala kalkıp sabah sabah herkes uyurken mutfağa gitme fikri hoş gelmediği için saat 8.00'e gelirken Mete'ye mesaj attım.
Kime: Mete
Günaydın. Uyandın mı?
Ama sadece 2 tik olmuştu. Bir süre daha bekledim ama görmedi. Uyuyor olmalıydı.
Oflayarak başka çarem kalmadığı için ayaklanıp odadan çıktım. Mutfak alt kattaydı.
Etrafa bakındım belki uyanan biri daha vardır umudu ile ama kimse yoktu.
Merdivenleri indiğim sırada ise mutfaktan gelen mırıltı sesiyle içim rahatladı. Mutfağa biraz daha yaklaştığımda Pelin teyzenin sessiz bir şarkı mırıldanarak kahvaltı hazırladığını gördüm. Onu korkutmamak için beni fark etmesi adına adımlarımı biraz daha sert basarak yaklaşmaya başlayınca dikkati mutfak kapısına çekildi. Mahcup olup gülümsedim.
''Günaydın.''
''Aa, uyandın mı canım? Günaydın.''
Gerildiğim için ellerimle oynamaya başladım.
''Evet. Biraz susamıştım da.''
Pelin teyze dolaptan bir bardak çıkartırken
''Zahmet etmeyin ben alırım.'' diyerek elindeki bardağa uzanıp mutfağın köşesindeki damacananın yanına giderek kendime su doldurdum.
''Nasıl, rahat uyanabildin mi bakalım?''
Suyumdan bir yudum daha alıp Pelin teyzeye döndüm. Küçük hamurlar yapıyordu.
''Evet, her şey için çok teşekkürler.''
Güldü.
''Daha ne yaptık ki canım.''
''Ben de size yardım edebilir miyim? Canım çok sıkıldı.''
''Tabii, çok sevinirim.''
Pelin teyze önündeki küçük hamurları açarken dolaptan istediği malzemeleri getiriyordum onun için. O ürünleri açtığı hamurların içine koyarken mutfak duvarındaki aile fotoğraflarını izlemeye başladım.
Oraya uzun bakmış olacaktım ki Pelin teyze de nereye baktığıma bir göz atıp sonra gülümseyerek önüne döndü.
''Rüzgar... Büyük oğlumuz.''
''Mete bahsetmişti ağabeyinden. Başınız sağolsun.''
Burukça gülümsedi. Buna bir karşılık vermezken
''Senin de başın sağolsun.'' deyip gözlerime baktı. ''Annenle baban için çok üzüldüm canım.''
Derin bir nefes verdim.
''Sağolun.''
Tekrar aile tablolarına bakıp konuşmaya başladım.
''Mete abisinden bahsederken gurur duyuyor. Rüzgar abi çok güzel bir insandı anlaşılan.''
''Çok...'' derken derin bir nefes verdi benim gibi. Fırının içinden çıkarttığı tepsisine yağlı kağıt sererken devam etti.
''Şimdi bunu desem şaşırırsın ama çok haylazlardı küçükken. Kavga etmedikleri çocuk kalmamıştır mahallede. Yine birbirlerine karşı bir kez olsun ses yükselttiklerini veya kavga ettiklerini görmedim. Çocuk yaşlarında bile. E tabii aralarındaki yaş farkından da olabilir. 2. bir babaydı Mete için ağabeyi.''
Sonra konu garip bir şekilde Mete'nin çocukken yaptığı yaramazlıklara geldi. Pelin teyzenin tabiri ile Mete ergenliğini çocukluğuyla birleştirerek feci bir 5-12 yaş arası geçirmiş ve ergenliği de tahmin ettiklerinden sakin ve huzurlu geçmişti.
Ben mutfağın diğer bir köşesindeki masaya geçip Pelin teyzenin kızartması için oturup patates kabuklarını soyarken o da tezgahı topluyor bir yandan da Mete'nin çocukken yaptığı şaşkınlıkla dinlediğim haylazlıklarını anlatıyordu.
Bir süre sessiz kaldığımız sırada Mete kafası telefonda ve uykusundan muhtemelen yeni uyandığı için karışmış saçları ve şişik gözleriyle mutfağa girdi. Beni fark etmemişti.
Telefonundan kafasını kaldırdığı sırada masanın üzerinde sessizde duran telefonuma gelen bildirime baktım üstten.
Kimden: Mete
Günaydın. Şimdi uyandım.
Neden telefona baktığını anladığım için güldüğüm sırada Mete uykulu sesiyle
''Yine neler döktürüyorsunuz Pelin şefim!'' diye annesinin arkasında durup sesli bir öpücük kondurdu yanağına. Bu halleri içimi sıcacık yaparken
''Tarifini veremem.'' diye güldü annesi. Mete annesinin omuzlarından tutup sağ sırtına yaslayarak gözleri kapalı bir şekilde durunca gerçekten ayakta uyuduğunu fark ettim. Bu beni güldürürken gözlerini aralayınca bakışları direkt beni buldu. Şaşkınca doğrulurken
''Günaydın.'' dedim gülerek. Elleri hızla saçlarına gitti. Kendine çeki düzen verirken
''Günaydın.'' dedi.
''Hadi elini yüzünü bir yıka kendine gel de yardım et bize.'' dedi Pelin teyze Mete'nin afallamış haline. Mete sadece kafa sallamakla yetinip bana küçük bir gülümseme sunarak çıktı mutfaktan. Bir on dakika sonra geri geldiğinde saçlarını düzeltmiş, üzerine gözlerinin yeşilini daha da belli eden mavi bir tshirt ve siyah bir pantolon giymişti.
Gözleri ilk anki kadar şişik durmasa da hala uykudan yeni uyandığını belli ediyordu.
Bu haliyle çok şirin görünüyordu.
Pelin teyze çoktan patatesleri kızartmaya başlamıştı. Biz de bahçedeki çardağa masayı kurmaya çıktık elimizde tabak, çatal bıçak ve bardaklarla.
''Çok erken uyanmışsın.'' dedi Mete tabağın yanına bir çatal ve bıçak bırakırken. Omuz silktim.
''Çok uyuyan biri değilim.''
''Ama yorgundun.''
''Ama dinlendim.''
Gülümsemem onu da gülümsetti.
Sessizce masayı kurduğumuz sırada Murat da uyanmıştı.
''Hocam siz böyle erken mi başlıyorsunuz güne Allah'ın yaz tatilinde de.''
Söylenerek çardaktaki boş sandalyeye oturup kafasını masaya koydu. Gözleri kapalıydı.
''Ben su içip geri yatacaktım aslında.'' diye itiraf etti Mete. Uykusunun ilk geldiğinde henüz açılmadığı belliydi zaten.
Murat bir şey demek yerine sinek kovalar gibi elini havada garip bir şekilde sallayıp masada uykusuna devam etti. Mete tam ona bir şey diyecekken telefonu çalınca vazgeçip aramayı cevapladı.
''Efendim Burak... Tamam ben de geliyorum 15 dakikaya.''
Bana baktı.
''Burak gelmiş, otobüs garında. Ben onu alıp geleyim.''
''Tamam.''
Mete Burak'ı almaya gitmişken kısa bir süre sonra herkes uyandığında ve sofra kurulduğunda saat 9.30 civarıydı. Mete'nin Burak'ı alıp gelmesi ortalama yarım saat sürmüştü. Otobüs garı havalimanından daha yakındı anlaşılan.
Burak geldiğinde kimsenin uykusundan esame kalmamıştı çünkü tüm enerjisinden herkese kat kat verse bile eksilmezdi.
Kahvaltıya geçtiğimizde Burak
''Ee Mete, Pelin teyze ile tanıştık ama baban nerede?'' diye sordu.
''Uçuşta.'' derken ortadaki patates kızartmalarından kendi tabağına alıyordu. ''Yarın akşama anca gelir galiba. Öyle değil mi anne?''
Pelin teyze sadece gülümseyerek kafa sallamakla yetinirken Mete tekrar söze girip bugünkü planımızı anlatmaya başladı.
Bahsettiği çoğu yeri anlamasam da sadece dinledim. Sonuçta her halükarda ayak uyduracaktım.
''Yarın da denize gideriz.''
Selin ve Burak bu anı bekliyormuş gibi aynı anda çak yaptılar. Bu halleri bizi güldürdü.
Kahvaltı sonrasında Sena ve Burak Murat'ın arabasıyla, Ezgi ve ben Mete'nin arabasıyla ilk gideceğimiz yere doğru yol aldık.
Genelde arabada sohbet etmeyi seven biri değildim. Çoğu zaman kulaklıklarımı takıp dışarıyı izlerdim ama ayıp olmaması için arka koltukta orta tarafa geçip mümkün olduğunca Ezgi ve Mete'nin sohbetine ayak uydurmaya çalıştım. Ezgi'nin şarkı zevki bizimkinden çok daha farklıydı.
Bizimki diyordum çünkü Mete ile ortak bir şarkı zevki olduğumuz belliydi.
Bir süre Ezgi'nin açtığı şarkılarla yol devam ederken Mete şarkıyı değiştirmek isteyince yine atışmaya başladılar. Ezgi inatla şarkıları değştirmeyince
''Senin playlistin biraz daha çalarsa arabayı şarampole yuvarlayacağım.'' dedi Mete Ezgi'ye bakıp.
Bir an kanım çekilir gibi hissettim. Şaka yaptığının farkında olsam da dediği şeyle ister istemez irkilerek elimin emniyet kemerine gittiğini fark eden Mete aynadan bana bakıp güldü.
''Şaka yaptım.''
''Komik değildi.''
Sert sesim ikisini de şaşırtırken Ezgi arkaya dönüp bana baktı. Yüzümü gördüğü anda çatılan kaşlarıyla
''Melis, iyi misin?'' diye sordu.
Mete önce yandaki aynaları kontrol ettikten sonra sinyal verip arabayı kenara çekti. O an aynada yüzümü görünce vücudumdan tüm kan çekilmiş gibi bembeyaz olduğumu fark ettim.
Ayrıca fark etmeden çok hızlı nefes alıp vermeye başladığımı da.
İkisi de bir bana bir birbirlerine bakmaya başladılar endişe ile.
''Biraz izin verin.'' dedim kendime gelmeye çalışarak. Tam olarak ne yaşadığımı ben de anlayamazken
''Panik atak mı geçiriyorsun?'' dedi Ezgi yumuşacık bir sesle. Gözlerim kapalıyken derin nefesler alarak nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Bir süre sonra yan tarafıma birinin oturduğunu fark ettim ama gözlerim hala kapalıydı ve sakinleşmeye çalışıyordum. Sıcak bir eli elimin üzerinde hissettiğim sırada Ezgi'nin sakin ama kararlı sesini duydum.
''Tamam, biz buradayız. Yoldayız şu anda, ama kenara çektik. Arabada Mete, Ezgi ve Melis var. Ezgi'nin saçma sapan şarkıları çalıyor. Yola tekrar çıkınca da rap şarkısı açacağım benden kurtuluş yok.''
Hafifçe güldüğüm sırada devam etti.
''Panik atak geçiriyorsun. Şimdi daha iyisin ama.''
Sorudan çok bir bildiri gibi gelse de sesi, onu onaylamak ister gibi kafamı aşağı yukarı salladım. ''Nefeslerin de daha düzenli. Camı açtık. Kapı da açık doğrusu... Dışarıdaki havayı hissedebilirsin. Gözlerini açmak istediğinde etrafı da izleyebilirsin güzel bir yerde duruyoruz.''
Bir süre sonra gözlerimi araladığımda Mete hala aynı endişeyle bana bakarken yanıma gelmiş olan Ezgi huzur veren bir sakinlikteydi.
''Geçti mi?''
Gülümsedim.
''Geçti.''
Ezgi de rahatlamış gibi derin bir nefes verdi. Anlaşılan o da çok endişelenmişti ama beni sakinleştirmek için elinden geleni yaptı.
''Ne oldu ki birden?'' diye sordu sakinleştiğimden emin olduktan sonra.
''Bilmiyorum.'' dedim. ''Büyük bir endişe sardığını hissettim sadece bir anda.''
''Neden...'' Ezgi sorusunu tamamlayamadan Mete'ye bir bakış attığında ikisinin de gözünden büyük bir pişmanlık geçti.
''Siktir...'' Ezgi sinirle kalkıp öne geçti.
Fark etmişlerdi nedenini.
Hatırlamışlardı.
Mete ne diyeceğini bilemez bir halde önüne dönünce Ezgi sinirle koluna vurdu.
''Gerizekalı gerizekalı şakalar yapmaya devam et sen tamam mı!''
''Ya zaten üzülüyorum şu an yeterince...''
Aynadan bana bakan Mete'nin mahcup gözleriyle göz göze gelince daha rahat hissetsin diye gülümsemek istedim ama başaramadım.
''Çok özür dilerim. Düşünmeden konuştum.''
''Önemli değil.'' derken gülümsemeyi başarabilmiştim.
''Öyle deyip rahatlatma şunu. Küs ona.'' diye işi eğlenceye vurmaya başladı Ezgi. ''Hatta ikimiz de küselim.''
Ben iyiden iyiye gülmeye başlayınca Mete de Ezgi'nin oyununa katıldı. Tekrar arabayı çalıştırdığı sırada
''Aman sen küs.'' dedi yolu kontrol edip tekrar şeride geçerken. ''Mümkünse yol boyu.''
''Siz böyle sürekli didişir misiniz?'' dedim bu hallerine gülerek.
''Arkadaşla düzgün iletişim kurulmuyor ki.'' diye söylenirken emniyet kemerini takıyordu Ezgi.
Mete dudağının kenarıyla güldü.
''Ben de seni çok seviyorum Ezgiciğim.''
''Iyy sevimsiz.''
''Ay bak nede güzel bir sesi var ya. Boşver playlisti sen konuş biz dinleyelim güzel sesini yol boyunca.''
''Mete!''
''Bak kızınca kaşları da çok güzel çatılıyor. Manken mi olsaydın sen acaba?''
Zaten sürekli aynadan beni kontrol eden Mete yine bana göz kırpıp konuştu.
''Öyle değil mi ama Melis? Çok güzel değil mi Ezgi? Model ol dedik kaç defa dinlemiyor.''
Ezgi'yi utandırmak hoşuna gidiyordu ve başarıyordu da. Arada kalmamak için onun oyununa katılmadım ama atışmaları tatlı geldiği için gülümseyerek onları izliyordum. Ta ki aynadan hafifçe yüzü kızarmış Ezgi'yi görene kadar.
Hafifçe kaşlarım çatılırken bunu herhangi bir şeye yormamaya çalışarak yola odaklandım.
Sonunda hedefimize geldiğimizde arabadan inip bir kafede bizi bekleyen ekibin geri kalanıyla buluşup gezi turumuza başladık.
Murat ve Mete İzmir'li oldukları için heyecanla gezdiriyorlardı her yeri. Ezgi'de İzmir'e çokça geldiği ve çocukluğunu burada geçirdiği için yeni yerler gören Burak, Sena ve bendik aslında.
Gün boyu ayaklarımız ağrıyana kadar dolaştık. İzmir'in meşhur yemeklerinden yedik.
Gün ağarırken de döndük eve tekrar.
Zaten tıka basa doyduğumuz için Pelin teyze bize sadece atıştırmalık ve soğuk limonata yaptı. Salonda onları yiyip içerken bol kahkahalı muhabbetlerimizi çalan kapı böldü. Gelen Mete'nin babasıydı.
Salih amcayla tanışma faslından sonra onlar Pelin teyze ile mutfağa geçerken biz de biraz daha sohbet ettikten sonra odalarımıza dağılıp günün yorgunluğu ile erkenden uyuduk. Yarın denize gidecek olmanın mutluluğu vardı hepimizde.