Ara bölüm
‘’Türk kahvesi mi istersin, filtre kahve mi?’’
‘’Filtre kahve olur.’’
Mete raftan 2 kupa çıkarttı. Halihazırda kahve makinesinin içinde duran filtre kahveyle kupaları doldurduğu sırada balkon kapısından gelen soğuk hava yüzünden ürpertiyle kollarımı birbirine doladım. Evdeki alkol kokusu ikimizi de rahatsız ettiği için balkon kapısını açıp biraz hava almasını istemiştik. Sadece birkaç dakikadır açık olan balkon kapısı kutupları mutfağa doldurmuştu sanki.
‘’Hala koku çıkmadı ama kapatayım istersen kapıyı.’’ derken kupayı önüme koydu Mete. ‘’Ya da mutfak kapısı tarafına sen otur, oraya ben geçeyim.’’
Kupaya sıcak bir soba muamelesi yaparak ellerimi sıkıca yapıştırdım.
‘’Teşekkürler ama gerek yok. Aniden esti sadece, birazdan alışırım.’’
‘’Peki. Ben bir bizimkilere bakıp geleyim.’’ diye 10 dakikada bir içeridekileri kontrol etme görevini şiar edinerek mutfaktan çıktı. Sıcak kahveden bir yudum alarak içimin ısınmasını sağladım. Ev artık sessiz ve sakindi. Balkon kapısından gelen soğuk hava başta üşütse de kahveyle birlikte genzimi yakan soğuk havanın kokusu hoşuma gitmişti. Birkaç dakika içinde mutfağa geri dönen Mete’nin elinde montlarımız vardı. Minnetle gülümseyerek uzandım montuma.
‘’Çok teşekkürler.’’
‘’Ne demek. Hasta olma yeter. Birazdan kapıyı kapatırız.’’
Montunu giyip karşıma oturdu. Kupasına, aynı benim biraz önce yaptığım gibi iki eliyle tutunduğunda istemsizce gülümsedim.
‘’Kahve için de teşekkür ederim.’’
‘’İstersen toplu bir teşekkür alayım, böyle tek tek yorulmuyor musun?’’
‘’Teşekkür edeceğim çok şey yapıyorsun, ne yapayım.’’
‘’Hiçbirini bana teşekkür et diye yapmıyorum. Gülümsediğini görmek yetiyor zaten.’’
Yüzümde, böyle anlarda oluşan, çoğu kişinin utangaçlık olarak nitelendirebileceği ama bence tam olarak ‘ablak’ o ifadeyi saklayabilmek adına büyük kupayı dudaklarıma götürüp yüzümün bir kısmını saklamaya çalıştım. Bunu fark eden Mete’nin dudağının bir kenarı hafifçe kıvrılırken o da kahvesinden bir yudum aldı.
Kupası gerçekten çok hoştu. Daha önce izlediğim bir sitcomun karakterlerinden ikisinin, yanlış hatırlamıyorsam sevgiliydi bu iki karakter, karikatür bir tasarımı vardı.
‘’Howard ve Bernadette.’’
Bir an ne dediğimi anlayamamanın verdiği kafa karışıklığıyla bana baktı. Hemen ardından gözü kendi kupasıyla buluşunca
‘’Sen de mi izledin.’’ dedi heyecanla.
‘’Bu kadar mutlu olacağını bilseydim daha önce söylerdim.’’
Bir çocuk gibi heyecanla kıpırdandı oturduğu sandalyede.
‘’The Big Bang Theory en sevdiğim sitcom benim. Tabii ki de izleyen başka birini görünce sevindim.’’
Sesli bir gülüş çıktı dudaklarımdan.
‘’Aslında tüm sezonları izleyemedim. Lise, son sınıftayken başlamıştım izlemeye. Bir haftada 2 sezon bitirmiştim manyak gibi çok hoşuma gitmişti. Ama sonra sınavlar dersler falan derken, 4. Sezonda falan bıraktım tatilde tekrar izlerim diye. Ama sonra…’’
Gülen yüzüm bir an solsa da hemen toparladım.
‘’Tatilde de izleyemedim kaldı öyle işte.’’
‘’Bana da zamanında abim zorla izletmişti. Başta çok sevememiştim ama sonra 12 sezon ne ara bitti anlayamadım. Hala canım sıkkın olduğunda rastgele bir bölüm açıp izliyorum.’’
‘’Ben de izlediğim zamanlarda çok gülerdim. Senin favori karakterin ‘Mr.’ Wolowitz sanırım.’’
Diziye yaptığım gönderme tahmin ettiğimden de çok hoşuna gitmişti.
‘’Doğrusu hayır. Favori karakterim yok. Sadece Wolowitz ve Bernadette çiftini gerçekten seviyorum. Bence aralarında en gerçekçi, diğerlerine göre sakin ve normal ilişki onların. Yaşadıkları sorunlardan sevinçlere ve birbirlerine verdikleri desteğe kadar. Zaten dizinin inanılmaz bir karakter gelişimi var…’’
Mete, kocaman açılan gözleriyle heyecanla diziyi terimsel ifadelerle anlatmaya başladı. Bu kadar terimi nereden bildiğine şaşırmam bir yana, onu herhangi bir şey için bu kadar heyecan içerisinde gördüğüm ilk andı. Konuştuğu sırada kalkıp balkonun kapısını kapatıp aynı hevesle konuşmaya devam ederek yerine oturunca gülmeden edemedim. Uzun süreli ve çoğu dediği şeyi anlamadığım konuşmasını
‘’Fazla konuştum sanırım.’’ diye çekinerek bitirdiğinde güldüm.
‘’Hayatımda hiçbir komedi dizisinin bu denli terimlere boğularak anlatıldığını duymamıştım.’’
Hafiften yüzü düştü ama cümlemi
‘’Ve yine hayatımda hiçbir sitcomu deli gibi izlemek istememiştim.’’ Şeklinde tamamladığımda yüzünde gülümsemekle şaşırmak arasında bir ifade dolaştı.
‘’Övdün mü gömdün mü şimdi?’’
Sadece hafifçe omuz silktim.
‘’Biliyor musun, istersen birli…’’
Mete’nin çekingen bir şekilde başladığı cümlesi, ani ve sert bir şekilde açılan mutfak kapısıyla yarıda kesildi. Biz daha ne oluyor bile diyemeden Berk, elinde tuttuğu vilada kovasını
‘’Yangıın!’’ diye bağırarak kapının hemen yanında oturan Mete’nin başından aşağıya boşalttı.
Gözlerim şaşkınlıkla fal taşı gibi açılırken ellerim ani bir refleksle ağzımın üstüne kapanmıştı. Mete ise sandalyeyi devirerek ayaklandı. Ayağa kalkarken kafasını, Berk’in hala yukarıda tuttuğu kovaya çarpınca kova da mutfağın bir köşesine yuvarlandı. Berk, eblek eblek suratımıza bakarak
‘’Yangından korunmak için mont mu giydiniz? Saçma ama mantıklı da. Terletir ama yanmayı gecik…’’
‘’Sen… Kafayı mı yedin?’’
Mete’nin sakin ses tonu, kükrese bu kadar ürkütücü gelmezdi.
Berk, şaşkın bir halde kendisine bakan Mete ve bana
‘’Mutfaktan ateş geliyordu.’’ dedi. ‘’Sizi kurtardım.’’
Gülsem mi, ağlasam mı bilemediğim bir şekilde bir Berk’e bir Mete’nin montunun üzerindeki köpüklere bakarken
‘’Vilada kovasıyla mı geldin söndürmeye?’’ dedim alkolü sünger gibi emdiği için muhtemelen kanındaki promil seviyesi vücudundaki alyuvar seviyesinden yüksek olan arkadaşıma küçük bir ‘kıyamam’ bakışı atarak.
Aptal bir gülümsemeyle
‘’Evet. Günün kahramanı benim.’’ dedi ve tekrarladı. ‘’Sizi kurtardım.’’
‘’O kafanın içinde nasıl bir dünya dönüyor, neyi ateş sandın hiç düşünmek istemiyorum. Kimi kurtardın onu da. Bence biz, seni benim elimden kimin kurtaracağını düşünelim. Çünkü senin mezara benim de genç yaşta arkadaş katili olup hapse düşmemem için önemli olan bu.’’
‘’Ne?’’
Mete’nin tek nefeste kurduğu cümlelere karşı beyni uyku modundaki Berk verebileceği maksimum tepkiyi verince, Mete, kedi yavrusu gibi ensesinden yakaladığı Berk’i önüne düşürüp salona götürdü. Kalkıp peşlerinden gittim. Berk’i yatağa yatırıp
‘’Eğer bir daha şu yataktan kalkarsan, evi sen içindeyken ateşe veririm. Duydun mu beni?’’
‘’Biliyor musun ben çocukken börekçi olmak istiyordum.’’ diye yattığı yerden doğrulmaya çalışınca alnından ittirerek geri yatmasını sağladı Mete. Zaten dokunsan devriliyordu.
‘’Ya baksana arkadaşın mışıl mışıl uyuyor.’’ diyerek Murat’ı işaret etti. ‘’Sen de onu örnek alsana!’’
Murat, seslerden rahatsız olmuş olacak ki huzursuzca kıpırdanmaya başlayınca Mete fısıltıya dönüştürdü sesini.
‘’Ciddiyim, seni koltuğa bağlayacağım bu gidişle! Son uyarım. Uyu!’’
Berk, Mete’nin fısıltısını beyninde ninni niyetine algılamış olacak ki, uykuya dalması çok sürmedi. Mete kalkıp sabır dileyerek yanıma geldi. Salon kapısının önünde durup içeriye baktık.
‘’Sarhoş falan değil bu.’’ dedi dişleri arasından. ‘’Onu ıslatmamın öcünü almadıysa başka bir şey bilmiyorum. Boşa mı içirdik kahveleri, suları... Biraz olsun ayılır insan.’’
‘’Öyle içti ki bugün, bir hafta sarhoş gibi dolaşsa yadırgamam.’’
Derin bir nefes verip üstüne baktı yüzünü buruşturarak.
‘’Arap sabunu kokuyorum resmen.’’
Ses yapıp kimseyi uyandırmamak adına kahkahamı engellemek için ellerimle ağzımı kapattığımda Mete dediği şeyle tezatlaşıp gülerek
‘’Gülme lütfen.’’ dedi. ‘’Halimiz gülünmeyecek gibi değil ya.’’
İkimiz de gülerken, Mete duş almaya gitti. Ben de tekrar mutfağa geçip önce, halı kalktığı için, öylece zeminde toplanmış köpüklü suyu temizledim. Kaymayalım diye de iyice kuruladım yeri.
Masaya tekrar geçip oturduğumda bunaldığım ve içerisi tekrar ısındığı için montumu çıkarttım ve yandaki sandalyeye astım. Kahvemden bir yudum almak istedim ama çoktan soğumuştu.
Mete bir süre sonra, boynunda bir havluyla mutfağa geldi. Saçlarını kurutmaya çalışmış ama kurutma makinesi kullanmadığı için, muhtemelen kimse uyanmasın diye, havluyla yarım yamalak kuruladığı dağınık saçlarıyla oturdu karşıma. Islandığı için daha uzun duran saçları gözlerinin önüne düşüyordu.
‘’Bugün daha ne yaşarız acaba?’’
‘’Umarım bir şey daha yaşamadan sakince bitirebiliriz.’’ dedim. ‘’Bugün arkadaşlarımın yeterince farklı yüzlerini gördüm. Bu bana birkaç yıl yeter.’’
‘’Travma yarattık sende de bir akşam yemeği uğruna desene.’’
‘’Seni ilk defa bu kadar agresif gördüm.’’ diye birden konuya girince o da şaşırdı.
‘’Agresif mi?’’
Gülerek kafamı salladım.
‘’Yani, hep sakinsin. Hep daha ağırdan alıyorsun. Bugünse sinirlendiğinde ne denli agresifleşebildiğini gördüm. Yaratıcı tehditlerin varmış.’’
Utandı.
‘’Bu sefer iyi bir şey demediğinden eminim.’’
‘’İyi veya kötü bir şey demedim. Her insanın birçok yönü vardır. Aslında bugün, sinirlenen bir Mete nasıl bir tavır sergiliyor, bunu görmek keyifliydi. Seni daha yakından tanıyor gibi hissettim.’’
‘’Ben sinirli Melis ne yapar bilmiyorum ama.’’ diyerek odağı bana çevirince biraz düşündüm.
‘’Kolay kolay sinirlenmem. Sinirlenince de yakıp yıkıyorum. Yani mekanizmam şöyle işliyor galiba, kimseye kolay kolay sinirlenmem ve sonuna dek sabredebilirim ama o sabrı taşırma noktasına getirmeyi başardıysa biri, geri dönülmez bir şekilde gemileri yakmamam için bir sebep kalmıyor.’’
Kaşlarını yukarıya doğru kaldırdı.
‘’Sertmiş.’’
‘’Sanırım.’’
Mete montumla göz göze gelince birden gülmeye başladı.
‘’Ateşten korunmak için mont mu giydiniz?’’ diye Berk’i taklit edince ben de güldüm.
‘’Muhtemelen mutfak kapısından yansıyan ışığı ateş sandı.’’ dedim yarısı blurlu camdan oluşan mutfak kapısını göstererek. ‘’Berk’in sarhoş hali orijinal Berk’ten çok da farklı değilmiş aslında.’’
‘’Tek fark, ayıkken sadece dilinde olan düşünce ve fikirleri, sarhoşken; yani beynindeki filtre kalkınca, direkt faaliyete geçiriyor.’’ diye cümlemi tamamladı Mete.
‘’En çok Murat’a şaşırdım ben.’’ Bunu söylediğim esnada kalkıp soğumuş kahvemi döktüm. ‘’Yani resmen direkt uyudu. En sorunsuzu… Bu arada kahven soğumuştur. Yenisini ister misin?’’
Mete kendi bardağını uzatırken olur anlamında kafasını sallayıp teşekkür etti.
‘’Öyle ama ilk defa yanımda sarhoş olduğunda ödüm kopmuştu.’’
‘’Niye?’’ diye güldüm kahveleri koyduğum için ondan tarafa bakamayarak.
‘’İlk taşındığımız hafta, Murat’ın arkadaşının bir mekânı varmış. Oraya gittik birlikte. Murat, arkadaşı hesap benden deyince sınırsızca içti… Teşekkür ederim.’’
Mete uzattığım kupasını alırken ‘’Rica ederim. Ee sonra?’’ diyerek karşısındaki yerimi aldım.
‘’Görünen köy kılavuz istemiyor tabii. Kör kütük sarhoş oldu. Bayık bayık bakmaya başlayınca dedi ‘ben bir elimi yüzümü yıkayıp geliyorum’. Masadan kalktı, 2 adım atıp durdu olduğu yerde. Böyle 1 dakika falan hareketsizce durunca tam kalkıp yanına gidecektim ki, aniden çuval gibi bıraktı kendini yere.’’
O günü tekrar yaşıyor gibi bir korkuyla anlatırken benim de gözlerim kocaman açıldı.
‘’Benim de kafam hafiften güzel olduğu için başladım bağırmaya ‘adam ölüyor’ diye. ‘Doktor falan yok mu arkadaşım kalp krizi geçiriyor olabilir’ diyorum bağırıyorum etrafa bir yandan da Murat’ı uyandırmaya çalışıyorum sarsıyorum böyle. Bizim masadan kahkahalar geliyor. Baktım arkadaşları gülmekten ölecekler. Dedim ‘Siz nasıl arkadaşsınız! Yardım etsenize!’. Biri yanıma geldi gülerek tuttu Murat’ın kolundan ben de diğer kolundan kaldırdık. En ayığımız oydu zaten o yüzden o nereye götürürse peşinden gidiyordum bizi tekrar masaya getirdi oturttu Murat’ı demin kalktığı yere geri. O gün acı bir şekilde Murat’ın uykuya bayılır gibi daldığını öğrendim sarhoş olunca. Ayağa kalkmadığı sürece zararsız bir sarhoş yani ayağa kalkarsa da ne zaman uyuyacağı belli olmadığı için yine kendine zararı oluyor.’’
‘’Gülsem mi üzülsem mi bilemedim.’’
Mete benim yerime güldü.
‘’O gün yere öyle kontrolsüz bıraktı ki kendini alnını yere vurmuş böyle davul gibi olmuştu ertesi sabah. Bana ‘sen yaptın değil mi’ dedi. İlk defa bunun için tartışmıştık. Hala inanmıyor öyle düştüğü için kafasının şiştiğine, beni suçluyor. ‘Seni bunalttım diye vurdun kesin’ diyor. Tehditlerim sadece sözde diyorum inanmıyor.’’
‘’Öyleyse bu sabah da seni büyük bir suçlama bekliyor desene.’’ dedim gülüşlerimin arasında. Kaşları çatıldı.
‘’Neden?’’
‘’Selin bugün sevme uğruna baya sıkıştırdı Murat’ın yanaklarını. Muhtemelen ya kızartmış ya da morartmıştır.’’
Mete gülerek kafasını iki yana salladı.
‘’Selin de ayrı bir olay. Gerildiği anda çığlık atarak hayatını idame ettiren kızın sarhoş olunca sevgi pıtırcığına dönüşeceğini kim bilebilirdi? Ben evi başımıza yıkar bağıra bağıra diye düşünmüştüm.’’
‘’Ezgi saçını çekince gözü doldu ama gerçekten içim acıdı.’’ dedim hissettiği acıyı tahmin edince yüzümü buruşturarak. Mete’nin de yüzünde benden farksız bir ifade oluştu.
‘’Sana da bulaşacaktı biraz daha onları ayırmaya çalışsaydın. Kıl payı kurtardın.’’
‘’Ama sen benim kadar şanslı değildin. Canın çok yandı mı?’’
‘’Yanmadı desem inanır mısın?’’
Kafamı iki yana salladım.
‘’Aslında hiç sarhoş gibi görünmüyordu. Sadece, gerçekten de Sena’ya tahammülü kalmadı diye düşünmüştüm.’’
Mete güldü. Ben de. Bir süre sadece sessiz kalıp kahvelerimizi içtik. Boynundaki havlu onu bunaltmış olacak ki, havluyu alıp sandalyenin üstüne bırakınca boynundaki kızarıklık dikkatimi çekti. Huzursuz ve pişmanlıkla kafamı aşağıya eğip, üzerinden buharlar çıkan kahveme bakarken mırıldanır gibi konuştum.
‘’Neden alerjin olduğunu söylemedin ki?’’
Mete, bir süre sessiz kaldıktan sonra yerinde kıpırdandı.
‘’Üzgünüm, çok hevesli hevesli tatmamı istemiştin. Bir an söyleyemedim.’’
‘’Asıl ben özür dilerim.’’ derken hala yüzüne bakmıyordum. ‘’Ama lütfen bir daha böyle yapma. Ne yani daha büyük bir dilim versem yiyecek miydin, hastanelik mi olacaktın sırd ayıp olmasın diye?’’
Mete’nin gülüşünü duyunca hafifçe kafamı kaldırıp gülen yüzüne baktım.
‘’Alerjimin ortaya çıktığı gün aslında en sevdiğim pastaya karar verdiğim gündü. ‘Kestaneli pasta’. Hem farklı hem çok güzel. Ama bu favori tatlımın ömrü çok kısa sürdü çünkü vücudum alerjik reaksiyon gösterdi. Yine de iyi ki o pastayı yedim. Pişman değilim. Çünkü hala kestaneyi çok seviyorum hatta bazen kızaracağımı ve kaşınacağımı hatta fazla kaçırırsam daha büyük sorunlar açacağını bilmeme rağmen az da olsa kestane yiyorum. Bugün de pişman değilim o güzel pastayı tattığım için. Ama sana söylemediğim için üzgünüm. Ben söylemeden bunu bilemezdin ve muhtemelen de öğrendiğinde suçlu hissettin.’’
‘’Böyle anlayış dolu konuşunca daha kötü hissettim.’’ dedim tekrar gözlerimi kaçırarak. Bu onu yine güldürdü.
‘’Peki, birbirimizi tanırsak bu sorunlarla karşılaşmayız o yüzden kısa bir ‘Mete Günday’ özeti geçeyim sizlere. Hmm bir bakalım…’’
devam edecek