Her insanın hikayesi farklıdır, bu da benim hikayem...
🎧
Ask olsun,Tuana

🪀🪀🪀
Karaca okul için evden çıkarken Alaca'nın evde olup olmadığını kontrol etmişti ama evde değildi. Aynı okula gittikleri için beraber gidiyorlardı. Erken çıkmış olmalıydı. İlk dersin başlamasına da daha bir saat vardı.
Buraya çok uzak olmayan okul ile yaylana yaylana gidiyordu, eğlenceli bir kızdı Karaca. Hayatı çok takmayan ama bir o kadarda her şeyi kafasına takan bir yapısı vardı. Dün ne oldu diye düşünmez geleceği de takmazdı bazen, tek odak noktası bugündü ama dünler hep aklında yarınlar da beynini kemirirdi.
Salak bir kız da asla değildi, yani evet dersleri çok iç açıcı değildi. Ve önceki yaz tatilinde TYT'ye başlamak istese de çok çalışmamıştı. Ders çalışmak onluk değildi.
Savcı olabilirim diye düşünüyordu. Tabii sadece düşünüyordu. Birde bunun içinde çalışmak vardı fakat kendisinin böyle bir düşecesi yoktu. Her ders çalışmaya başlayacağında kendisine bir bahane bulurdu ya da biraz ders tekrarı yapıp 'yeter bu kadar ders' diyerek bırakırdı. Bunların ne kadar yanlış olduğunu ve doğru olanı bilse de yapmıyordu. O da öyle biriydi işte.
Arkasında onu takip eden birini hissetmişti ve o asla yanılmazdı. Gerçi onu takip edende kendisini saklamaya çalışmıyordu, açık açık hemen arkasında yürüyordu. Adımlarını hızla durdurdu Karaca, kaçacak değildi ya?
Aptal cesaretiyle arkasını döndüğünde hiç tanımadığı varlıksıyı süzerek yüzünü buruşturdu. Yüzündeki sırıtışla karşılık verdi karşısında duran kişi, "Sen kimsin be!?" Diye cırlamaktan alıkoyamadı kendisini, aynı zamanda bir kolunu kaldırıp hesap sorar gibi işaret parmağını ona doğrultmuştu.
Ellerini cebine sokup rahatını takındı, "Aynı yere gidiyoruz." dediğinde avel avel baktı ona Karaca.
Karaca Buz
Nereye gittiğimi nereden biliyorsun arkadaş sen?!
"Git az uzakta yürü kardeşim." Ters sesim değişmezken yürümeye devam ettim. Daha okula girmemiştim ama sinir kat sayım şimdiden artmıştı. Ocak ayının ortasındaydık, sınavlar bitmişti ve haftaya karne alınacaktı ama okulun sahibi, öğrenciler için hem dinlenme olsun hemde okulda tadilat olucak diye bir hafta tatil vermişti. Ve dün tatil bitmiş okula gitmiştik.
Sınavları zaten diğer okullara göre bir hafta erken yapılmıştı. Teşekkür belgesi alıyordum, buna da şükür ya! Geçen sene bir bok alamamıştım, 10. Sınıftan nefret nefret nefret! Gerçi 11. Sınıf da nefret ve ötesiydi. Daha ilk dönemde olmama rağmen!
Aslında sınıfım o kadar kötü değildi yani en azından bu salak sınıfta en zeki ben olduğum için mutlu oluyordum. Ve canım biricik tek sevdiğim sınıf hocam için o sınıfa dayanıyordum.
Edebiyatçı, yeşil gözlü, kumral mükemmel bir hocaydı. Ve en önemlisi yalakalara pek yüz vermiyordu.
Haftaya karne günü olması çok güzeldi ama bu hafta hâlâ yok yazılmalar devam ediyordu. Yani mecbur olarak okula gidiyordum ama no forma yes dırdır, dedikodu yapıyoruz fıldır fıldır. Hangi arkadaşla yapıyordum acaba dırdırı? Hayali olanlarla mı?
Tam bir fiyaskoyum ve birazda umutsuz bir şizofreni vaka.
Arkamdan gelmeye devam eden varlıksının birden önümde durmasıyla bende durmak durumunda kaldım. Üstünden atlayacak halim yoktu yani?
Sinir bütün bedenimdeyken çantasından çıkarttığı kağıt uçakla kaşlarımı çattım. Bir hafta önce bana da aynısı gelmişti. Balkonda çiklatlı sütümü içerken birden kucağıma düşmüştü.
Umursamamış ve bir çocuk atmıştır diye balkondan aşağı biraz bakınmıştım ama kimseyi bulamayınca sehpaya bırakmıştım.
Meraklı kardeşim Alaca da kağıt uçağı görüp bozarak gemi yapmak istemiş ama üstünde iki or kodu görmüştü. Bana söylemeden onları aratmış ve birinin bizim okulun konumu olduğunu gördüğünde bana söylemişti.
Kağıdın en köşesinde de "Buzlarını eritmeden içindeki çiçeği sulayamazsın." yazılmıştı.
Saçmalık.
Varlıksının elinde tuttuğu kağıt uçağı elime alıp içini açtığımda iki or kodu vardı ikisine de arattım ve biri bizim evi biri okulun konumuydu. Ayriyeten bende olan yazıdan onda da vardı ama farklı bir şekilde: "Ateşini yakmak için değil, ısıtmak için kullan." Yazıyordu. Çatık kaşlarımı benimle yaşıt ya da benden bir yaş büyük olan çocuğa çevirdim. "Ne bu şimdi?" Ters çıkan sesime karşın o gayet sakindi.
"Bilmiyorum, bize bir hafta önce bırakıldı. Sana da aynısı bırakılmış galiba?" Başımı salladım sadece cevap olarak. Benim evimi nerden biliyordu ki? Ve daha önemli bir soru: Neden ben?
"Kim yapmış bunu, kim yollamış olabilir?" İlk defa gördüğüm ve ismini bile bilmediğim varlıksıyla şu saçma konu için konuşuyorduk.
"Bulacağız ama bunu tek başımıza yapamayız, okula nakil aldırdık, ben ve arkadaşlarım. Sen de bizimle olursan daha kolay buluruz." Hayatımdaki bolca saçmalık yetmiyormuş gibi yenileri ekleniyordu. "Kendiniz bulun?" Dedim umursamaz hâlimi takınıp, uçağı eline verip yine yürümeye başlarken. Yanıma gelip yürürken konuşmayı da ihmal etmedi, "kimin yolladığını, neden yolladığını ve daha neler yapacağını bilmiyoruz, hiçbir şey olmamış gibi devam edemezsin." Sana sorduk sanki ne yapacağımı.
"Bal gibi de öyle yapıcam, bırak peşimi." Daha hızlı yürürken okulun olduğu sokağa girdim.
"Ya ailene zarar verirse? Evini bile biliyor sonuçta, ne yapacağı belli değil. Seninle beraber ben ve arkadaşlarımızın da hayatı tehlikede olabilir. Aramak için geç kalmadan onu bulmamız daha doğru değil mi?" Güldüm önce, ama yine eski hâlime döndüm. Aile? O neydi ya?
Aklıma Alaca'nın gelmesiyle durdum. Yapar mıydı gerçekten? Zarar verir miydi? Yok canım. Hayır, kimsenin ona zarar vermesine izin vermem. Hem ne bu saçmalık ya ne istiyor olabilirki bizden bunu yapan kişi?
"Kalemin var mı?" Diye sordum arkamı dönüp ona bakarak. Sırtındaki çantasından gri renginde metal kaplamalı bir tükenmez kalem çıkardığında elini tutup kendime yaklaştırıp, avucuna telefon numaramı yazdım. "Benim numaram, ne yapacaksak hemen yapalım da bitsin." Kalemi geri ona uzattığımda alıp söze girdi, "Bu kadar kolay değil Buzlar Kraliçesi. Hemen olacak değil ya?" Gözleri bir süre gözlerimde oyalandı, "Akşam yazarım." Diyip okula doğru gitti. Bende dikilmeyi bırakıp okula girdim.
Daha deminki çocuğun 4. Kata doğru çıktığını gördüm bende 3. Kattaki sınıfıma girmiştim zaten.
11-B
Eşit ağırlık sınıfındaydım, A ve E sayısal, B-C-D-F-G eşit ağırlıktı. Özel okuldu burası, bende zaten bursla kazanmıştım. Nasıl yaptım bilmiyorum, gördüğüm burs sınavına girip deneyeyim dedim ve oldu. Yani anne hanım kadının parasıyla girmektense bursla girmeyi tercih etmiştim aslında. Alaca'nın dersleri benden de daha kötü olduğu için hiç uğraşmak istemedi ve anne hanıma söyleyip '0' brus ile okula girmişti. İlk yıldan, 4 yıllık okul masrafını fazlasıyla ödemişti.
İstesem belki bende parayla girerdim ama istememiştim. Beni istemeyen bir kadının ne parasına ne de kendisine ihtiyacım vardı. Mecburi olarak yanında kalıyordum. Adamların altından kazandığı para ile değil, dedemden kalan para ile alırdım herşeyimi, zaten o da adamların altında kazandığı parayı başka yerlere bağışladığından bize kalan dedemin mirasını harcamış olurduk hep. Amacı neydi bu kadının anlamıyordum asla.
Tatil günlerinde bir kafede çalıştığımdan reşit olduğum zaman başka bir eve çıkıp kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyordum. Birde güzel bir üniversite kazanırsam ve bu Zerrin öcüsünden kurtulsam yeterdi aslında.
Geleceğimi çok umursayan biri olmasamda, bu kadının yanında yaşamak istemediğim için şimdiden para toplamam lazımdı ve bunların bir kuruşu bile onun parası olmamalıydı.
Müdürün tatil diye verdiği bir hafta tatili boyunca, aylardır çalıştığım kafede çalıştım. Lisenin ilk yaz tatilinde girmiştim oraya, sahibi Barlas abi çok iyi ve genç bir adamdı. Hem oranın sahibi hem de aşçısı olurdu. Gastronomi mezunuydu. Yemekleri mükemmeldi, hiçbir zaman boş masa bulunmazdı. Yarı kafe yarı restorandı. İki katlı çok tatlı bir yer. Alt katı restoran üst katı kafe. Kafede her türlü içecek ve tatlı vardı.
Kalabalık olması beni ve diğer çalışanları ne kadar çok yorsada sonucunda güzel maaş ve Barlas abinin mükemmel yemeklerini yemek vardı.
Zengin bir ailesi vardı Barlas abinin, yemek yapmayı sevdiği için kendisine orayı açmıştı. Çok güzel de yapmıştı. Onun sayesinde şimdiden geleceğimin garantisi olan parayı topluyorum.
Benim salak olduğumu söyler hep. Türkiye'nin en zenginlerinin arasında olan Zerrin Buz'un kızıydım sonuçta. Benim torunlarımın da torunlarına yetecek parası vardı anne kadının. Aman, neden çalıştığımı kimseye açıklayacak değilim. Anlatsam da anlamazdı ki kimse.
Neyse banane, beni ilgilendirmez o kadının ne yaptığı. Bana bulaştırmasın da ne yaparsa yapsın. Gerçi bana bulaştırıyordu bütün nefretini...
Kafamı sıraya koyup uyumaya çalıştım ama titreyen telefon ile bu pekte mümkün olmadı. Cebimden çıkarıp baktığımda Alaca mesaj atmıştı.
Işığım🍋:
Abla okulda değilim annemle bir işimiz çıktı.
Akşam görüşürüz.
Cevap olarak sadece görüldü attım ve mesajlar kısmından çıktım. Herkes sınıfa doluşmuştu. Yan tarafımda Meryem oturdu. Doğal olarak yeri olduğu için.
Sınıfta kimseyle konuşmaz istemeden de olsa ters ters bakardım herkese. Şimdi olduğu gibi. Kaşlarıma çatık olmamaları gerektiğini hatırlatıp onları düzelttim. Sınıfa hoca girmiyordu, yoklamayıda sınıf başkanı alırdı zaten.
Zil çaldığı için başkan yoklamayı almaya başlamıştı ama susan olmadığı için bir bok duymuyorduk. Gerizekalı Hayra şahsiyeti, iki dakikada bir "Susun!" Diye cırladığı için kalkıp saçını yolmamak için zor duruyordum. Zaten çok cırtlak bir sesi vardı. Ben neden bu sınıftaydım ya!?
Edebiyatçı olmasa çoktan başka sınıfa gitmiştimde neyse.
Yoklamanın alınması ile sınıftaki bütün arkadaş grupları kantine ya da bahçeye inmişti. Benimle beraber 7 kişi kalmıştı sınıfta. Biri kitap okuyordu, diğerleri de sıraları birleştirmiş dedikodu masası oluşturmuşlardı.
Bende sıkıldığım ve yanımda okuma kitabı getirmediğim için sınıftan çıktım. Koridor tek tük insanlarla doluydu ve neredeyse bütün sınıflar boştu. Merdivenden inecekken biri tarafından çekilip duvara yapıştırılmamla çığlık atacaktım ki ağzımın bir el tarafından sarılmasıyla susmak zorunda kaldım.
Bu sabahki çocuktu. Aklında zoru vardı bence.
Elimi, ağzımı tutmuş eline koyup çektim. Sinirle onu geriye itip kısık(!) bir sesle konuştum, "Ne yapıyorsun be gerizekalı!?" Hemen geriye çekilip ellerini kaldırdı. "Sakin ol Buzlar Kraliçesi."
"Seni almaya geldim." Rahatça konuşması tepemin tasını arttırıyordu. Sapık mıydı neydi ayol?
"Pardon?" Yanına doğru adımladım yavaşça "Kim kimi alıyor be?" Telefonumu havaya kaldırıp tehditkar bir şekilde salladım ve "Bunu sana bir geçirdim mi aklın şaşar oğlum, yürü git uğraşma benimle." diyip onu dinlemeden merdivenlere yönelecekken eğlenen kahkaha sesi koridorda yankılandı.
"Sabahki konuyu konuşuruz diye düşündüm." dedi sanki daha demin gülen o değilmiş gibi. Bu çocuk çok konuşuyor ya. Hem ne bu tavırlar ne, sanki askerlik arkadaşıyım. Te Allah'ım ya.
"Konuşacak birşey mi var?" Yoktu çünkü.
"Var." Ya çok konuşuyor ya tek kelime.
Göz devirdiğimde bana baktı. "Bizimkiler çardakta oturuyordu, yanlarına gidelim." Niye yani?
"Gerek yok." Dedim sadece, kantine doğru gidecekken kolumu tuttu.
"Tanışırız." Allah'ım sen beni bu varlıksı ile mi sınıyorsun?
"Ya belki ben tanışmak istemiyorum arkadaşlarınla." Kolumu ondan kurtarıp kantine geldim. Arkamdan geldiğini biliyordum. Kuyruk oldu buda.
"Abi her zamankinden iki tane." Dediğimde gülümseyip başını salladı Ömer abi. Her zamanki gibi Browni almıştım, o da artık biliyordu. Parayı verip arkamı döndüm, adını bilmediğim varlıksı elimdeki Brownilere sonra yüzüme bakıp güldü.
"Bundan sonra hep görüşeceğiz gibi." Diyip başını sağ omzuna doğru yatırdı, "Tanışalım bence." Elini kaldırıp bana uzattı, "Alaz Ateş, memnun oldum Buzlar Kraliçesi." Gıcık mısın amk Buzlar Kraliçesi ne?
Önce eline sonra yüzüne baktım Ateş adlı varlıksının. Adı Alaz olabilir ama Ateş daha iyi canısı.
"Karaca Buz, tanıştığımıza hiç memnun olamadım." Elini sıkmadan konuştuğumda gülerek elini indirdi. "Bu kadar erken konuşma bence." sol gözünü kırpıp gülümsedi fakat sert yüz hatları vardı.
Yüzümü buruşturup göz devirdim. Ne kendini beğenmiş birşey yahu bu.
"Gidelim mi artık?" Taktı bu çocuk, illa beni arkadaşları ile tanıştıracak.
"Ay aman be, gidelim." Yan yana yürüyorduk, okuldaki bazı şahsiyetler bize doğru bakıyordu. Ayı oynatıyoruz sanki.
Bahçeye çıktığımızda okulun yanındaki çardaklara doğru yürüyen Ateş ile onu takip ettim.
Bir çardağın önüne geldiğimizde boş bir suratla 5 tanımadığım şahsiyetlere bakıyordum. 3 kız 2 erkek oturuyordu. Onlar da normal olarak kim olduğumu bilmedikleri için Ateş'e soru işareti ile bakıyorlardı. Fakat hepsinin yüzünde beni gördüklerinde şaşırma ifadesi olmuştu. Evet, tabii ya! Dün o iğrenç adamla konuşurken göz göze geldiğimiz gruptu bu. Fakat dün kumral saçlı çocuk ve Ateş yoktu.
Şimdi şöyle ki: İki erkekten biri kumral biri esmerdi. Kumral olanın belirgin yüz hatları onu sert gösteriyordu ama diğer esmer çocukta tatlı bir ifade ortaya çıkarmıştı. Ayriyeten kumral olanın gözleri ela diğerininki de farkıydı biraz, ortaları yeşil etrafı kahverengiydi. Bu kadar çok bakmak olmadı beya. Yanlış anlamazlar inşallah.
3 kızın da: biri sarı saçlı ela gözlü, biri kızıl ve açık kahve göz, Biri siyah saçlı ama bembeyaz tenli ve koyu kahve gözleri vardı. Maşallah hepsi taş. Canım hemcinslerim ya.
Ateş'in bana baktığını hissedip ona döndüm, boş bir yeri işaret ettiğinde oraya oturdum. O da karşıma geçti.
Elini kaldırarak beni gösterdi, "Karaca Buz." Kısaca açıklayıp arkadaşlarına döndü, hepsi mecburen kendilerini tanıtmaya başladılar. Esmer çocuk gülümseyerek, "Boran Tunus." Dediğinde bende biraz gülümsedim.
Soğuk nevale olan kumral çocuk "Demir," diyip sustu. Hiç sevmedim ben bu çocuğu.
Sende dışardan o çocuk gibi görünüyorsun?
E kendimi de sevmiyorum zaten?
Soğuk nevale olanın yanında oturan onun gibi bakan siyah saçlı kız konuştu bu sefer. "Dudu Aka." Varya böyle soğuk görünüyor ama ne eğlenceli kızdır bu.
"Güneş Aydın." Adının hakkını veriyordu gerçekten saçları. Ay çok tatlıydı bu kız lan. Yanakları al al ve biraz tombişti. Isırasım geldi beya.
Kendine gel lan kızı yedin bakışlarınla.
Bana gülümsediği için bende gülümsemiştim. Son olarak da kızıl saçlı kız konuştu, "Börte Naz." O da kocaman gülümsemişti, aynı şekilde karşılık verdim yine. Çenem acıdı, ne çok güldüm böyle. Siz birde beni evde boktan şeylere gülerken görün. Ama hepsi Alaca'nın suçu, Vallah.
Gözlerim Ateş'i buldu, kehribar gözlüydü kendisi. Kumral saçları dalgalıydı ve alnına dökülüyordu. Benim de kapalı kumral saçlarım beyaz tenim kapalı kahve gözlerim vardı işte. Türkiye'nin yarısı benim gibiydi zaten.
"Kağıt uçak yanında mı?" Duyduğum sesle konuşan kişiye baktım, Dudu adındaki kızdı. Başımı olumsuzca salladım. "Yanımda taşıyacak değilim ya?" Dedim sadece. Of çok sıkıldım.
"Hepinize ayrı ayrı kağıt uçak mı geldi?" Merak etmiştim sadece. Başını salladı hepsi. Acaba onlarda ne yazıyordu?
"Bu hafta sonu buluşalım, herkes kendisine verilen kağıt uçağı getirmeyi unutmasın." Demir adındaki çocuğun konuşmasıyla başka biri yine konuştu. "Tamam o zaman Karaca'yı bizim gruba alalım." Diyip bana döndü Boran. Ateş numaramı yazdığım elini kaldırıp "O iş bende." Dedi sadece.
"Ne zaman aldın numarayı be?" Güneş'in sorusuna karşılık bana baktı Ateş. "Sabah." Dedi yine sadece. Konuşmayı mı unuttu bu çocuk? Susmayı bilmiyordu normalde.
Ya da normal hâli budur?
He yanıma gelince dili açılıyor. Allah'ım sabır! Telefonumun titremesiyle birinin aradığını anladım. Arayana baktığımda anne hanım kadındı. Gözlerimi onlarda gezdirip açmak için izin aldım. Ardından aramayı yanıtlayıp telefonu kulağıma koydum.
"Neredesin?" Okul saatinde nerde olabilirim ki acaba? Sabır.
"Okulda." Kısa ve net canısı. Anne hanım kadınla, no muhattam yes mutluluk. Of ingilizcem tavann.
"İyi, akşam eve erken gel." Diyip yüzüme kapattı. Sanki geç geliyorum.
Sahilde boş boş dolaşan ben miyim gerizekalı?
Kim? Ben mi? Yav he he. Telefonu kapatıp yanıma bıraktım. Ateş 'kim aradı?' Der gibi baksada omuz silktim sadece.
"Demir, kalkın Ateş'le hepimize kahve alıp gelin." gözlerim konuşan Dudu'ya kaydı. Demir ve Ateş kalktığında "Ben kahve sevmem." bana şaşırarak bakan Dudu ve Börte'yi çok umursamadım. "Sütlü de mi içmezsin?" Diye sordu Ateş. Başımı hayır anlamında salladım sadece. Aslında sütlü kahve severdim ama şimdi istemiyorum. Demir güldü. "Küçük birşeysin zaten, küçükler kahve içmez." Hâlâ yüzünde eğlenen bir gülüş vardı. Tek kaşımı kaldırıp Demir'e baktım.
Evet, evet! Tek kaşımı kaldırabiliyorum. Çok havalı birşey değil mi?!
Tabii ben havalı sanarken Boran adlı şahsiyet gülüşünü saklamak için başını eğdi, Güneş saklamıyordu bile. Kaşlarımı çatıp önce o ikiliye sonra Demir'e baktım. "Sensin küçük, nerem küçük benim?!" Derken ayağa kalkmıştım. Boydan beni süzdüğünde olabilirmiş gibi daha çok çattım kaşlarımı. "Neyse," diyip güldü, "6 kahve," yine durup bana döndü, "birde çilekli süt." Diyip hızla yanımızdan uzaklaştığında Ateş de bana bakıp sırıttı ardından Demir'in peşinden gitti.
Göz devirip kollarımı göğsümde bağladım. Gerçekten ikiside sinir şeylerdi. Ne varmış be boyumda! 1.55 boyunda, uzun, çıtır bir hanımefendiyim ben!
Uzun? Hanımefendi? Tabi canımm.
Sus lan sen!
Dudu bana döndüğünde benimde bakışlarım ona döndü. "Dün Demir'in babası ile ne konuştun?" Dedi birden. Ha? Ne? Kiminle? Demir'in babası? Kim ki o?
"Demir'in babasını bile tanımıyorum?" Dediğimde alaylı bir gülüş çıktı Dudu'dan. Sorguya mı çekiyor beni bu? Pardon! Sen kimsin bacim?
"Dün konuşurken bizimle göz göze geldiğin adam işte." Ters ters konuşmasıyla kaşlarım her zamanki yerini alarak çatıldı. O adam Demir'in babası mıydı?
Nasıl ya? Bir bu eksikti hayatımda!
"Bende tanımıyorum onu." Yalan söyleyip kurtulmak en iyisiydi. "Birşey sordu sadece bana." Diyerek yüzümü okul bahçesine çevirdim. "Yalan söylüyorsun." Dedi Boran.
Alayla gülüp ona döndüm, "Diyelim ki yalan söylüyorum nolcak?"
Dudu tek kaşını kaldırıp elini ortadaki tahtadan masaya koyup biraz eğildi. "Doğruyu söyletiriz." Dedi tehditkâr bir sesle. "O adamla neden muhatap olasın ki?" Diye sordu Dudu'ya göre daha masum ve sakin bir şekilde Börte.
Ayağa kalkıp elime telefonumu aldım. "Sizi ilgilendirmez." Oradan hızla gidecekken duyduğum sesle adımlarım bir bıçak gibi kesildi, "Ne o, bu yaşta adamların altına mı giriyorsun?"
Gözlerim yanmayan başladığında bir adım daha attım güçsüzce, ardından koşarak okulun içine girdiğimde merdivenlere doğru gidecekken Demir ve Ateş ile göz göze geldim. Demir elinde tuttuğu tepsi ile durmuştu, onları umursamayıp hemen merdivenlerden çıkmaya başladım.
Ben nasıl derdim Demir'e 'annem, babanın altından para kazanıyor' diye!
Kahretsin ki çok utanıyordum. Annemin utanması gerekirken ben utanıyordum. Bildiğin sürtük denildi bana daha demin?
Senden nefret ediyorum anne. Senin yüzünden aldığım şu hakareti asla unutmayacağım. Of... Bana bunu yaşattmaya hakkın yok Zerrin Buz! Senin pisliğinde boğuluyorum. Ben o lafı hak edecek hiçbir şey yapmadım ki. Sadece ağlamak istiyordum, düştüğüm durumu geçtim kendimi savunmayıp sadece kaçmıştım.
Ve kaçmaya devam ediyordum...
🪀🪀🪀
Yeni bölümde görüşmek üzeree..
Fikirlerinizi ve eleştirilerinizi yorumlarda belirtirseniz sevinirimm🫀