İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 1

🪀1.Bölüm

Merhaba arkadaşlar ilk kitabım değil ama umarım beğenirsiniz.

Beğenmezseniz sorun değil ben yazmaya hep bir yerlerde devam edeceğim.

İyi okumalar dilerimm

🎧

Duman,Seni Kendime Sakladım

🪀

İnsanlar varoluşlarını bir nedene bağlamayı amaçlar hep, ben varsam bir nedenim olmalı nefes almak için, öylesine olamam bu dünyada diye düşünür. Bunun aksini iddia eden vardır elbet ama insanoğlu amacını öğrenmek ister hep. Herkesin eşit dendiği bu dünyada bir balık ve kuşun bile eşit olmadığı kesindi aslında. Zengin ve fakir, köylü ve şehirli, o ve ben, kediyle köpek. Herkes bir yarış ve kavga içinde. Eşit değilsek adil bir ortam oluşturmalıydık fakat adaleti karıştırdık başka kavramlarla.

En çok da eşitlikle. Zenginle fakir eşit dendi, ikisine aynı ayrıcalık tanındı. Kulağa doğru olan bu geliyordu ama babası olmayan bir çocuğa, babasının mesleğini sormak gibiydi bu. Zengine verilen ceza fakirle aynı olunca eşitlik olurdu ama her ikisinin durumu farklıydı. Biri cezasını para ödeyip kapatırdı, peki ya fakir olan? Aslında yapmak istediğim bir edebi ya da felsefi konuşma değil, sadece beynimden atmayı istediğim düşüncelerin yerine başkalarını koyarak onları düşünmemeye çalışıyordum.

Annemdi konu, düşünmek istemediğim tek kişi oydu ama aklımdan çıkmayan da oydu.

Beni dinlemeyeceğini bilirdim evet, yine onun kapısında biter yine anlatmaya çalışırdım ona. Ve yine hayal kırıklığıydı sonucu.

"Anne görmüyor musun?"

Sorgulamayım aptallığımı. Ben sadece anneme salaktım, sadece ona. O da sadece bana kördü. Kendi nedenleri vardı belki ama annem değil miydi o, anneler sevmez miydi çocuklarını?

Beni yine umursamadan üstündeki elbisenin sırt kısmındaki fermuarını kolayca açıp çıkarmıştı üstünden. Adımları beyaz dolabına yönelirken toz pembe simli bir elbise çıkardı, dizinin bir karış üstünde bitiyordu. Benim aksime uzun ve güzel bir fiziği vardı annenin. Ona değil babama çekmişim. O öyle derdi yani. Hep derdi.

"Neden yapıyorsun bunu kendine?"

Öylesine değildi sorum, gerçekten merak ediyordum. Zengin olmasını geçtim zeki bir kadındı.

"Altı yıllık okulu boşuna mı okudun sen ya?"

Tıp okumuştu Zerrin. 2 yıl asistan doktor olmuş ve o geceden sonra 4 ay daha çalışıp bırakmış, sonra ben doğmuşum. Benimle ilgilenmek yerine tekrar işe girmiş sonra birden hayatına aşık olacağı biri çıkmıştı. Benden utandığı için beni söylememişti adama. İlk defa aşık olmuştu ve onu da kaybetmek istememişti doğal olarak. Sonra evlenmişler ve Alacaya hamile kalmış. Zerrin'in, yani annenin anlattığına göre adam beni öğrendiği için Alaca'yı bile düşünmeden çekip gitmiş.

Belki en çok bu yüzden sevmiyordu beni.

"Karaca sesini kes, hazırlanmam lazım." sakin sesi beni düşüncelerimden uzaklaştırırken o aynanın başına geçmiş kendini süzüyordu, memnuniyeti yüzünden okunurken küçük bir sırıtışla makyaj masasının önüne geldi. Dudaklarına şehvetle sürdüğü kırmızı ruj ile sinirden gülüp başımı eğdim.

"Zevk mi alıyorsun sen başka adamların altında yatmaktan?"

Elindeki ruju dudağına sürmeyi bırakıp sertçe masaya bırakarak ayağa kalktı. Bana döndüğünde yüzüne sinir hakim olmuştu ama bu pek de umrumda olmadı.

"O sesini kıs, ömrü hayatım boyunca sana el kaldırmadım beni buna mecbur bırakma." keskin gözleri beni parçalara ayırmak ister gibi bakarken ben gülümsedim sadece.

Ona doğru bir adım attığımda dudaklarım büzülürken onu süzdüğümde yüzümün de buruşmasına engel olmadım. "Senden nefret ediyorum Zerrin Buz. Öylesine bir nefret değil bu, bugünkü olay da o varlığı unutulmuş çatlak zincirleri tamamen kopardı." bakışları bende olsada kulakları bende miydi bilinmez. Boş bakışlarına alaylı bir ifade eklendi. Beni hiç anlamayacaktı.

"Vah vah, ne yaşamış küçük Karaca?" başı sol omzuna doğru eğilirken kaşlarındaki alaylı kıvrım dişlerimi sıkmama neden olmuştu.

Tekrardan masaya doğru gittiğinde yatağa oturdum bıkkınca. "Yattığın adamlardan biri okula geldi bugün," bakışları aynadaki bana saniyelik değerken maskarasını sürmeye devam etti. Dikkati bende değil elindeki o şeydeydi.

"Ben evli adamlarla yatmam." Dedi övünürmüşçesine.

"Evli demedim zaten, çocuğu var bizim okulda. Konumuz buymuş gibi," göz devirip önüme döndüm. Parmaklarıma bakmak ondan daha cazipti.

"Senin kızın olduğumu biliyordu." derken ona baktım bana bakıyor mu diye ama kirpiklerinde fazlalık olan maskarayı temizliyordu tırnaklarıyla.

"Senin yaptığın işi benim de yapıp yapmadığımı sordu..." dudaklarım istemsizce bükülürken her ağlamak istediğimdeki gibi titriyorlardı.

İnsanlar dönüpte yaptıkları yanlışlara bakmayı düşünmezdi. Çünkü kendilerine göre yaptıkları herşey doğruydu, kırdıkları insanlar kırılmayı haketmiştir, asla suçlu kendisi değildir. Yaptıkları hataların suçu başkalarınındır çünkü kendilerini suçlayarak yaşamayı reddederler.

###

"Sen?" Dedi gözlerini kısarak, ardından sırıtıp, "onun kızısın." Dediğinde sadistçe Karaca'yı süzdü.

"Pardon da, siz kimsin?" Dedi daha önce hiç görmediği adama ters ters bakarak.

"Annenin ya-" Diye devam edecekken Karaca adamdan önce davranarak onu susturdu "Anladım, devam etmenize gerek yok." Derin nefes aldı, daralmıştı. İlk defa annesin yattığı bir adamla karşılaşıyordu, hem de bütün okulun önünde. Şu an okul bahçesinde öğle arası olduğu için herkes dışardaydı ve tam bahçenin ortasında bu adamla karşılaşmıştı.

"Sende yapıyor musun annenin yaptığı işi?" Diye pat diye sorduğunda Karaca'nın gözleri büyüdü. Gözleri yanmaya başladığında derin ve sakince nefes almaya çalıştı. Gözlerini etrafta gezdirdiğinde herkesin kendi arasında bir sohbette olduğu gördü fakat gözüne en son bir grup çarptı, hepsi buraya doğru bakıyordu. Hemen gözlerini onlardan çekip adama baktı, yanından geçip gidecekken kolunun tutulmasıyla durdu. Gözleri yavaşça kolundaki ele kaydı ardından elin sahibine.

Sert bakan gözleri adamın mavileriyle buluştu. "Kolumu bırak." Dedi dişlerini sıkarak. Bunu umursamamıştı adam, "Annen bugün yine bende tatlım," Karaca'ya doğru eğilip kulağına, "İstersen sende gel." Dedi boğuk bir sesle.

Dolan gözlerindeki yaşları geri yollayıp kolunu hızla adamdan kurtardı, "Ne saçmalıyorsun be sen!" Dedi bağrımak istemiyordu, çünkü bağırdığı an herkesin gözü buraya dönecekti.

"Sorun paraysa dert etme." Dedi yine adam.

Karaca titrek bir nefes bırakıp hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Ağzını açsa ağlayabilirdi. Ayakları titriyorken zar zor okula girdi.

Ayriyeten arkasında ona merakla bakan bir grup bırakmıştı.

###

Beni çok dinlemiyor olacak ki kırmızı rujunu silip yerine bembe bir dudak kalemi ve gloss sürüyordu. O bir hayal kırıklığıydı. Bense yine beni dinler belki diyip ona koşan aptal bir kızdım. En çok o yıkmıştı bütün duvarları üstüme, yarattığı enkazı da beğenmiyordu şimdi.

Okulda zorbalığa uğrarken beni sınıftakilerin değil annemin bakışları kırardı. Kiloluyum diye sevmiyor beni derdim, zayıfladım yine sevmedi. Onun gibi uzun değilim diye mi dedim, uzamak için her şeyi denedim. Olmadı. Ne annem beni sevdi ne diğer insanlar gibi güzel biri oldum. Güzel olmadığımdan zeki olmalıydım, kiloluysam neşeli olup mutluluk saçmalıydım etrafa. Eksiktim ve onları kapatmadan bir yerlerde yerim olamazdı. Yani bana dayatılan buydu hep.

Dolaptan çantasını alıp elbisesini düzeltti, eline aldığı kartı bana uzattığında, "Al, yemek yapmadım. Alaca acıkır, yemek sipariş edersiniz." demesiyle göz devirerek aldım kartı. Birşey demeden çıktım odadan, onunla aynı odada olmanın bile nefes daralttığını anlayalı çok oluyordu.

Odama girip kapıyı kilitledim. Alaca odasındadır, yemek sipariş etmem için de erkendi. Yatağa geçmiş uyumaya çalışmıştım ama sonra duygusal bir şarkı açıp hüzünlenme moduna girdim.

Ağlayamayınca başımı yatak başlığına dayadım. Tam o sırada da kapımı çalıp bağıran Alaca'nın saçlarını yolma fikri çok güzel gelmişti. Fakat ben medeni ve iyi bir ablaydım canım.

"Ya abla! Acıktım diyorum yahu!" kilitli kapıyı açıp benden 7 santim uzun olan kardeşime baktım. O kesinlikle annesinin kızıydı. Güzelliğiyle ve boyuyla öyleydi ama zekasını kullanamıyordu. Zengin olduğunun farkında şımarık olsa da olgun bir kızdı benim kardeşim.

"Yine aynısından mı?" dedim döneri kastederek. Dudaklarını büzüp düşünürken, "Her zamankinden ya." dedi her zamanki gibi. En sevdiğimiz yemek dönerdi. İkimizin beraberken yemekten bıkmayacağı şey oydu ama ayrı ayrıyken yemezdik. Birlikte sevdiğimiz şeyler farklı, tek iken sevdiğimiz şeyler farklıydı.

"Tamam o zaman bende film açayım!" diyip yatağıma atlarken yanındaki komodinden beyaz ve üstünde sticker olan bilgisayarımı yatağa koydu. "Dolabımdan abur cubur çıkar bari. Ama sakın çikolatalarıma dokunma!" diye sonda onu uyardım. Her şeyimi ona verebilirdim, onun için ölürüm bile ama çikolatalarıma dokunamazdı. Kapıya yaslanmış yemek sipariş ederken o da mutfaktan getirdiği tabaklara cips ve birkaç şey daha koyuyordu. Elleri kirlendiği için lavaboya koşup ellerini yıkadı.

"Yine o işi yapmaya mı gitti?" İş bile denmezdi yaptığına ama.

Cevap vermek yerine sıkıntılı nefesimi dışarı bırakıp omuz silktim. Alaca annesini severdi, Zerrin de kızına anne olduğu kadar baba olup her olayda arkasında dağ gibi dururdu. Annesinin yaptığı işten utanıyordu Alaca, haklıydı da. İnsanların bildiği Zerrin'in zengin olduğundan doktorluğu bırakmasıydı ama o kalbinin siyahlığıyla ona zevk veren iğrenç işi yapmayı seçmişti. Birde utanmadan adamların altından kazandığı parayı bağışlıyordu.

Zerrinin bana verdiği tek şey bu zengin hayattı. Gerçi artık onun parasını bile kullanmak içimden gelmiyordu. 3 yıldır bir kafede çalışıyor ve gerçekten ayda aldığım para bile benim gibi bir öğrenciye yetiyordu. Çok para bitiren biri değildim, zaten arkadaşım da olmadığından birileriyle takılıp paramı boşuna harcamazdım. Abur cuburlarım, çikolatalı ve tabii ki çilekli süt ile çilekli olan herşeye giderdi param. Giderdi dediğimde daha kartımda bana 1 yıl yetecek para vardı.

Hayallerime yetmezdi elbet, üniversite için topluyorum ben parayı. Kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarımın üstünde adaletli bir savcı olmak istiyordum. Olabilir miydim o da soru işaretiydi tabi... Çalışmadan ne bok olacaksam artık.

Günün geri kalanı tamamen Alacayla zaman geçirecektim. Kitap okumayı özlemiştim ama mesai saate gece yarısından sonraydı.

🪀

"Pişt, Demir." Ona seslenen Börte ile ona dönmeden "Hmm." Dedi sadece. Boran ile maç yapıyorlardı ve Demir öndeydi bu yüzden dikkatini dağılmasını istemiyordu.

"Bugün baban okula geldi ya?" Ayaklarını bağdaş kurup devam edecekti ki Demir ters bir şekilde Börte'ye bakınca 'Ne var?' der gibi başını salladı. 'Baba' lafını bile duymak istemiyordu, o adamdan ölümüne nefret ediyordu. Demir'in bir ailesi yoktu babasıyla yaşıyordu ama babasının evde yaptığı iğrenç şeylere tahammül edemeyip yazlığa taşınmıştı. Annesi onu doğururken kanama yüzünden hayatını kaybetmişti. Bir tane eski bir fotoğrafı vardı sadece annesinin.

Takmadan oyuna devam etmişti. "Bir kızla konuştuğunu gördük babanın. Hani seni müdür yardımcısı çağırmıştı ya, işte o zaman." Sıkıntıyla nefes verdi Demir, "Banane kiminle konuşursa konuşsun Börte, ne diye bana anlatıyorsun bunu?" Börte'yi terslemesiyle "Tersleme lan kızı." Diye çemkirdi Dudu, "Terslemiyorum." Dedi Dudu'ya dönüp ve tam o sırada Boran'dan "Gol!" Diye bir ses yükseldi.

Güneş yanındaki yastığı Boran'ın suratına yapıştırıp "Bağrıma lan kulağım çıktı!" Sinirle okuduğu kitabın kapağını açıp okumaya devam etti, en önemli sahnede bölmüştü onu.

"Ya bir susun iki dakika be! Birşey anlatıyorum burda." Börte'nin bağırmasıyla Güneş hariç hepsi ona döndü. "Güneş kitabı bırak ve bana bak." Dedi yine, Güneş sadece omzunu silkti. Hiçbir güç onu kitabın başından kaldıramazdı, bunu anlayan Börte göz devirip diğer arkadaşlarına döndü. "Bence sabahki kızda birşeyler var, sizde gördünüz Demir'in babasıyla nasıl konuştuklarını. Sizce çok mu normal konuşuyorlardı?" Gözlerini kısarken kafasında bir sürü senaryo kurmaya başlamıştı bile.

"Kafanda kurmayı kes Börtenazcım." Yapmacık gülüşünü yollarken ayağa kalktı, sehpadaki boş kaseleri alıp mutfağa doğru gitti Demir. Zaten yenilmişti onun yüzünden. Gerçi o da biraz merak etmişti, kim neden babasıyla konuşsun ki? O adam sadece bir şey için bir kızla muhattap olurdu. Kafasındaki düşüncereli yollayıp kaselere cips doldurdu.

İçeri girdiğinde telefon zil sesi odayı dolduruyordu, "Kimin telefonu lan bu?" Dedi sinirle. "Senin." Diye kaşlarını çatıp konuştu Dudu. Kaseleri sehpaya bırakıp koltuktaki telefonuna baktı, baba şahısı arıyordu. Susan arama ile telefonu geri bırakacakken yine aramasıyla sinirle telefonu tamamen kapatıp arkadaşlarına döndü, "Ateş yine nerde?" Geleceğini söylemiş ama daha gelmemişti.

"Ben aradım ama cevap vermedi, işi var herhalde." Kafasını kitaptan kaldırmadan sorusunu cevaplamıştı. "Biriniz yine arasın, gelicem demişti." Boran göz devirip, "Çok aradığımızda kızıyor, gelir birazdan." Diyip bir kâse cipsi önüne aldı. Börte hemen atlayıp kâseyi ondan aldı "Hoşt be hepsini sen mi yiyicen?" Bağırmasıyla Boran sinirle ona baktı, "Deli misin be orada bir kâse daha var zaten, te Allah'ım ya!" Diğer kaseyi eline alıp arkasına yaslandı.

~~~

"Geldin mi?" Dedi sessizce telefonunda konuştuğu kişiye. "Tamam, bekle geliyorum." Konuşma bitince telefonu kapatıp cebine koydu.

Anne ve babası salondaydı, onlara gideceğini söyleyip annesini sulu sulu öpüp gittiğinde karısını oğlundan kıskanan babası, söylenmeyi ihmal etmedi. "Ula karuma yaklaşmayasun it oğlu it."

Yapmacık bir şekilde gülerken babasına göz kırptı meydan okurcasına. "Ben kaçar canım ailem."

Hızlıca kapıdan çıktığında, çantasından çıkardığı kağıt uçağı ona doğru gelen kişiye uzattı. "Kimin getirdiğini bulmaya çalışacağım ama sizin o okula kayıt yaptırmanız doğru mu?" Sıkıntılı bir nefes verdi Ateş, "Bilmiyorum, bizim meraklıları biliyorsun, kayıtları aldırdık bile, bugün hepsi gitti." Başını salladı karşıdaki kişi, "Sen niye gitmedin?" Dudaklarını yalayıp uçağa bakarak, "Kağıtta yazan diğer or kodunu okuttuğumda bir konum daha verdi gittim ama evde kimse yoktu." dedi merakla.

Uçağı açıp içine baktı, yavaşça başını sallayıp, "bir hafta önce gelmişti değil mi?" Dedi uçağı kastederek. Başını salladı sadece Ateş. "Bizimkiler bekliyor. Kağıt uçağı da benim odaya bırakırsın işin bitince." Omzuna dostça vurup evin bahçesinden çıktı. "Şu ikinci konuma bende bakarım yarın belki birşey çıkar?" Diye seslendi arkasından, Ateş durup arkasını döndü "Vallah çok iyi olur, birşey bulursan haber ver!" Diyip önüne dönüp koşarak arkadaşının yazlığına gitmeye başladı.

~~~

"Sonunda geldin." kapıyı açıp Ateş'in geçmesini bekledi. Botunu soyup salona geçerken, "İşimiz var dedik ya kızım." diye cevap vermeyi unutmadı, koltuğa kendisini attığında Dudu yerine Börte konuştu, "Kimin evini gösteriyordu ikinci konum?" Omuz silkip Börte'ye döndü. "Bugün gittim baktım ama kimse yoktu," Demir yaslandığı koltukta dikleştiğinde, "yani normal olarak insanlar ya okulda ya da işte olur o saatte." Başını salladı sadece Ateş.

"Neyse ki yarına kadar evde kim kalıyor öğrenirim, sizi de haberdar ederim merak etmeyin." Güldü dediği şeye Boran, "babanın adamlarından mı istedin lan?" Gözünü kısıp Boran'a ters ters baktı. "Bir nevi benim de adamlarım." Ateş'in yüzündeki sırıtmayla göz devirdi Dudu. "İnat yani, babasının çocuğu işte." Kaşlarını çatıp Dudu'ya baktı Ateş.

"Ben kötü birşey yaptığımı düşünmüyorum, itleri öldürmek ne zamandan beri suç?" Tek kaşını kaldırıp Dudu'ya döndü. "İtleri askerlerde öldürür, polislerde." Evet Dudu haklı olabilirdi ama bu Ateş'i haksız çıkarmazdı. "Ülkede it çok, kim kime yetişecek? Gizliden herşeyi hallediyorlar artık. Ne polislerin, ne askerlerin, ne de devletin ruhu duymuyor." omuz silkip arkadaşlarına bakmak yerine lale dolu vazoya baktı.

"Kaç kadın öldürülüp zorla evlendiriliyor, kaç çocuk kötü ailelerde büyüyor, kaç insan aç susuz haberimiz bile olmuyor, sokakta yaşayan çocuklardan haberimiz bile yok." Ve Ateş yaptığı en uzun konuşmayı yaptı. Haklıydı, başka birilerinin de bu duruma el atması gerekti ama yine azalmıyordu. Dünya adaletsizdi. Eşitliği değil adetleti öğrenmeliydi önce herkes. Dersleri değil insanlığı işlemeliydi okullar.

Çocuğu dersinde kötü diye azarlayan aileler, önce ahlak dersi vermeliydi çocuklarına, ya da aslında kendilerine.

...

Çalan telefon ile arayana bakmadan kulağına koydu, "Ne oldu?" Sabahın 04.00'ü falandı daha.

"Mesajla yolladım evde kimin kaldığını, oradaki bir kıza da yollanmış size yollanan kağıt uçaktan." Yatakta oturur pozisyona geldi, "Tamam." Diyip telefonu kapattı.

Mesajlar uygulamasıma girdiğinde üç isim vardı ve yanlarında küçük bilgileri.

Karaca Buz: 16 yaşında. Kağıt uçak ona da verilmiş.

Alaca Buz: Karaca'nın kardeşi, aynı okulda okuyorlar. Karaca burslu, Alaca '0' bursla okuyor.

Zerrin Buz: Karaca ve Alaca'nın annesi. Tıp mezunu, birkaç yıl iki farklı hastanede çalışmış. Şimdi yaptığı iş bilinmiyor.

Ek bilgi: Zerrin Buz dün gece Aytaç Viran'ın evine gitti.

Sonda okuduğu şeye kaşlarını çattı. Düşündüğü işi mi yapıyordu Zerrin Buz? Hemen kesinlik vermek istemedi. Bir insanı kanıtsız suçlayamazdı.

Grup mesajlarına girip arkadaşlarına da birkaç bilgi verdi, hazırlanıp yine o eve gitti. Tanışma zamanı gelmişti.

Önüne geldiği eve bakıp ağzının içinde birşeyler mırıldandı.

"Hayatıma hoşgeldin Buzlar Kraliçesi..."

🪀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.