İçeriğe geç

Yaşamak İstiyorum

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Yaşamak İstiyorum

Bölüm 1

1.Bölüm

Kelebeklerin ömrü kısaydı. Bugün varken yarından sonrası için olmayabilirlerdi. Oysa ne güzel hayvanlardı. Bakanın bir daha bakası gelirdi. Onları farklı yapan güzellikleri miydi yoksa kısa ömürleri mi? Aslında cevap her ikisiydi. Güzel şeylerin de sonu olurdu çünkü. Gökçe için sonu dahi olmamıştı. Yarıda kesilmişti sanki. Devam etmesi gereken şeyler vardı. Bir filmi giren reklam gibi kesmişti hastalığı onun hayatını yarıda...

2 Ay önce

Okul çıkış saatine son bir ders kalmıştı. Dakikalar sonra çalan zil teneffüsün bittiğinin habercisiydi. Öğrenciler yavaşça sınıflarına girerlerken nöbetçi öğretmenlerin içeri girmeleri için yaptıkları uyarılar koridorları dolduruyordu. Gökçe ise az sonra merdivenleri hızla çıkmaya başlamıştı. Sınıfının olduğu kata geldiğinde nefes nefese kaldığını fark etti. Son zamanlarda çok çabuk nefessiz kalıyordu. Anlam veremeden sınıfına doğru ilerledi. Birkaç dakika sonra da öğretmen geldiğinde ders başlamıştı. İlerleyen dakikalarda hâlâ nefesinin düzelmediğini fark eden Gökçe lavaboya gitme ihtiyacı duydu. Yüzüne soğuk bir su çarpsa iyi gelebilirdi diye düşünen genç kız izin alarak sınıftan ayrıldı.

Lavaboya doğru ilerlerken göğsüne bir ağrı girdiğini hissetti. Bu ağrı ani bir bıçak saplanıp çıkarcasına acıtmıştı merkezini. Tekrar aynı kalp sancısını hissettiğinde ise nefes almakta zorluk çektiğini fark etti. Lavaboya girdiğinde ise sancısı daha şiddetlenmişti eli göğüs kafesinin üzerine giderken. Musluğun önüne ulaştığında ise hafif buğulu aynada yüzünü inceledi. Cildinin rengi atmıştı. Saçları dağılmış bir haldeydi. Suyu açtığı sırada kafasını lavaboya doğru eğip yüzünü yıkayacakken derin bir baş dönmesi hissetti. Kafasını kaldırıp aynadaki silüetine çevirdi. Kendisine adeta 'bana ne oluyor diye bakıyordu.Ve birkaç saniye sonra bedeni fayansın üzerine sertçe yığılmıştı. Düşmeden önce baktığı son şey aynadaki halsiz ve çaresiz bedeniydi. Şimdi ise tek başına olduğu yerde baygın yatarken çıkan tek ses düşme sesiyle beraber musluktan akan suyun sesiydi. Çarpmanın etkisiyle başının bir kısmından yavaşça akan kanlarla fark edilmeyi bekleyecekti...

Geçen birkaç dakika sonrası

Ders işlemeye devam eden tarih hocası her zaman olduğu gibi bu sefer de konuyu anlatırken öğrencilerle göz teması kuruyordu. Gözleri Gökçe'nin sırasına takıldığında genç kızın hâlen sınıfa dönmediğini fark etti. Tarih dersini severdi Gökçe hocaya sorular sorardı sürekli. Bilerek gelmemezlik yapacak biri de değildi ki. Bu durum hocanın aklını kurcalarken düşüncelerini dile getirdi.

"Arkadaşınız hâlâ gelmedi. Biriniz gidip bir kontrol etsin."

Hoca'nın bunu demesini beklercesine ayaklandı Ceylin. "Hocam ben bakarım."

"Tamam kızım bak gel bakayım." dediğinde Salih Hoca, Ceylin çoktan kapıya doğru ilerlemişti bile.
Sınıftan çıkıp kapıyı kapatırken arkadaşlarına hitaben 'Evet nerede kalmıştık..' dediğini işitmişti öğretmeninin.

Sınıfı ardında bıraktıktan sonra lavaboya ilerledi Ceylin. Hafif aralık olan kapıyı ittirdikten sonra kısaca geçip diğer tarafa döndüğünde yerde olan baygın bedenle karşı karşıya gelen kız, kanı görmesiyle çığlık attı. Sonrasında ise vakit kaybetmeden diz çöküp Gökçe'nin yüzünü kendine getirmek istercesine elleriyle kavradı. Sonra omuzlarını sarsarak 'Gökçe iyi misin? Uyan!' Tarzında cümleler sıralıyordu peş peşe. Zaten koridorun başında olan kendi sınıfları işittikleri ses ile ayaklanırken Salih Hoca'nın da sınıftan çıkmasıyla koridora dökülmüştü. Lavaboya ulaşınca karşılaştıkları manzara onları şok ederken ağlayarak Gökçeyi sarsan Ceylin ile birlikte hepsinden şaşkınlık nidaları yükseliyordu. Kattaki diğer sınıflarda sesleri işitmeyle birlikte koridoru arşınlamıştı.

Diğer sınıfın matematik öğretmeni de kalabalığı yüksek sesle müsaade isteyerek yarıp sonunda içeri girmişti. Yerde diz çöküp kızı kendine getirmeye çalışan Salih Beye vakit kaybetmeden soruyu yöneltmişti. "Hocam nasıl oldu bu?" sesi telaşlı ve ani çıkmıştı. En az öğrenciler kadar o da şok içindeydi.

"Hocam bilmiyoruz dersten lavabo diye izin aldı geldiğimizde bayılmıştı."
Beklemeden,"Ambulansı arayın!Hadi!Hemen!" diye bağırdı. Yardım çağrısını yanındakilere tek değil arşa duyurmak istercesine. İki kız çocuğu babasıydı birini iki sene önceki kazada kaybetmişti. O an tekrar gelmişti sanki gözünün önüne. Gökçe'nin acısı kendi acısını anımsatmıştı. Bir göz yaşı süzüldüğünde çevredekilerin ondan eksik kalır yanı yoktu.

Birkaç dakika sonra ambulans siren sesi işitilmeye başlandı. Okul 5 katlıydı ve asansör yoktu. O an 2. katta olduklarına şükretti içinden Ceylin.
Ambulans görevlileri vakit geçmeden sedye ile okul binasına girmişti bile. Zamanla yarış vardı. Biraz gecikme bile bir hayata,yaşayan bir cana mâni olabilirdi. Çok iyi bilirlerdi bunun yükünü. Zorluğunu...

Girişte iki öğrencinin aceleyle onları yukarı götürmesiyle kata gelmişlerdi. Herkesin açılmasını söyleyerek içeriye giren görevliler genç kızın bedenini yavaşça sedye üzerine alıp iki yanından da kaldırarak aşağıya indirdiler. İlk müdahaleyi yapmak için saniyeleri koyalıyorlardı. Dışarıya çıkıp ambulansın arkasına ulaştıklarında hâlâ kanamakta olan başına ilk müdahale orada yapılırken,Ceylin de binip gitmek istemişti. Israr sonucu gitme isteğini kabul ettiren Ceylin sevdiği arkadaşının baş ucundaydı şimdi.

Göz yaşlarının arasından "sana bir şey olmayacak.Söz veriyorum."diyordu.

Son sınıftılar,son seneleriydi yıllarının geçtiği o okulda. İlk seneden beri arkadaşlardı birinden birine bir şey olma düşüncesi bir diğerini fazlasıyla korkuturdu. En sevdiği arkadaşını,olmayan kardeşi yerine koyduğu kızı bu halde görmek Ceyline hiç iyi gelmemişti. Bu sabahki en son konuşmalarında biraz gerilmişlerdi. Her arkadaş grubunda olduğu gibi onlarda da vardı minik tartışmalar. Ancak bu onların ilişkisini güzelleştiriyordu. Şimdi ise kendisine kırgın olduğu ihtimalini düşünmesi canını daha da acıtıyordu. Hassas kalpliydi Ceylin. Her zaman ilk karşındakini düşünürdü. Kendi de üzülse acaba kırıldı mı diye düşünürdü. Şimdi de aynısını yaşıyordu.

Hastanenin acil giriş kapısına geldiklerinde sedye yardımıyla içeri girdiler hızla. Bir süre sonra Salih Hoca ve okulun rehberlik öğretmeni Tülay Hanım beraber hastaneye gelmişlerdi. Koridorda halsizce ve yüzünde kurumuş yaşlarla oturan Ceyline doğru ilerlediler. "Ceylin doktor gelip ne olduğuyla ilgili bir şey dedi mi?" diye sordu kadın. "Hayır hocam." diye yanıtladı Ceylin. Ardından ise başını eğip beklemeye devam etti. Saçlarını parmakları yardımıyla çekiştirip geriye çeken Tülay öğretmen ise çaresizce oflamakla yetindi.

Bir süre sonra Doktor önünde bulundukları kapının açılmasıyla dışarı çıktı. Dikkatler kendisine çevrilirken söze girdi;"Gökçe Yavuz yakınları siz misiniz?"
"E-evet biziz." diyerek ayaklandı Ceylin.

"Neyi oluyorsunuz?" diye bir soru yönelttiğinde doktor,hep bir ağızdan"Arkadaşıyım,öğretmeniyiz.." ancak farklı sözcüklerle anlatmışlardı.

"Ebeveynleri burada değiller mi?"

Doktorun bu sorusu ister istemez içlerine bir kuşku düşürürken halen haber vermediklerini ve ne olduğunu söylemesi konusunda birtakım şeyler söylemişlerdi.

"Pekâlâ..Öncelikle söyleyeceklerimi iyi dinleyin ve olabildiğince sakin kalmaya özen gösterin." diye cümleye girmişti. Neden sakin kalacaklardı ki,ne olmuştu? Doktorun bu temkini maalesef sakin kalmalarını sağlayamamıştı. İçten içe duyacakları kötü şeyin bırakacağı etkiye alıştırıyorlardı kendilerini.

"Neyi var Doktor Bey söylesenize." dedi Salih Öğretmen.

"Şu ana kadar nasıl teşhis koyulmamış bir fikrim yok ancak Gökçe Kanser..."

Doktorun son söylediği iki kelime üçünün de zihninde belki onlarca kez yankı yapmayı başarmıştı.
'Gökçe kanser...'
"Ne kanseri hayır kanser olamaz,yanlışınız var!" diye kendine hakim olamadan konuştu Ceylin.

"Üzgünüm hanımefendi." diye yanıtladı onu doktor.
Ceylin inanamıyordu duyduklarına rüya olması için şu an defalarca kez yalvarabilirdi.
"Yapamaz o dayanamaz buna. Bedeni çok narin onun." dediğinde ise hıçkırıklar çoktan kaçmıştı boğazından.
Duyduklarından sonra delirmiş gibiydi genç kız. Gözyaşları ve hıçkırıkları arasında doktora hitaben konuştu tekrar. "Yalvarırım bir daha bakın. Başka bir şeyi vardır onun sadece bayılmıştır." Cümlesi bittikten sonra dizlerinin üzerine çökmüştü bile. Yüksek sesli,çaresiz haykırışları tüm koridoru dolduruyordu. Zaman kavramı durmuş gibiydi sanki o an. Kulaklarında tiz bir çınlama hissettiğinde ise dayanılmaz olmuştu her şey. Tülay hanım önüne diz çöküp onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Şok olmuştu o da Ceylinden az kalır bir yanı yoktu.

"Lütfen metanetli olun. Hastalığı ciddi bir şekilde ilerleyip,vücudunun belli yerlerine sıçramaya başlamış bile. Tedavisinin hızla başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için hastenede gözetim altında kalması gerek artık." karşısında duran Salih Beye idi doktorun söyledikleri.

"Birazdan dinlenme odasına alacağız,sizin söylemenizi daha doğru buluyoruz. Lütfen en uygun dille anlatın durumu. Daha sonra psikoloğumuz size katılacak." sözlerine yenilerini eklerken ayrıldı yanlarından..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.