İçeriğe geç

YASAK SERUM

Bölüm 2 · 2 dk okuma

YASAK SERUM

Bölüm 2

YALNIZLIĞIN GÖLGESİ

Karan’ın odadan ayrılışının üzerinden saatler geçmişti ancak ağır kokusu, fayanslara damlayan kan lekeleri ve masanın üzerinde duran o tekinsiz para destesi hilemsi bir kabus gibi odaya çökmüştü. Doğa, elleri titreyerek masadaki banknot yığınını bir peçeteye sarıp çekmecesine kilitledi; o paraya dokunmak dahi kendini kirletmek gibi gelmişti. Hastanenin temizlik görevlisi sabah koridoru süpürürken Doğa, yerdeki kan izlerini kendi elleriyle silmiş, olayı "bir cam kesiği vakası" diyerek geçiştirmişti.

Güneş İstanbul’un üzerine doğarken Doğa, nöbetini devredip hastaneden çıktı. Yağmur yerini nemli, kasvetli bir sis tabakasına bırakmıştı. Küçük, eski bir binanın giriş katındaki mütevazı dairesine yürürken, arkasındaki her adım sesinde irkiliyordu. O adam—Karan Soykan—adını kaşeden okurken sesinde öyle bir ton vardı ki, sanki Doğa’nın adını değil, ruhunu tapuluyordu.

Eve vardığında kapıyı üç kez kilitledi, sürgüyü çekti. Sıcak suyun altına girdiğinde vücudundan kayıp giden suyun rengine baktı; zihninden o adamın kapkaranlık gözleri silinmiyordu. Hayatı boyunca göz önünde olmaktan kaçmış, insanlarla arasına kalın duvarlar örmüştü. Ailesini yıllar önce bir trafik kazasında kaybettikten sonra dünyası tamamen kitaplar ve tıp derslerinden ibaret kalmıştı. Şimdi ise şehrin en tehlikeli adamının kanı ellerine bulaşmıştı.

Yatağına uzandığında gözlerini her kapattığında Karan’ın o kısık, tehditkar sesini duyuyordu: "Benim girdiğim bir odadan, ben istemeden çıkamazsın."

Şehrin öteki ucunda, yüksek koruma altındaki Boğaz manzaralı bir rezidansın geniş salonunda Karan, gömleğinin düğmelerini açmış, pencereden dışarı bakıyordu. Omuzuna çöken sızıya aldırış etmiyordu. Yanı başında duran doktoru, pansumanı kontrol ederken şaşkınlıkla mırıldandı:

"Karan Bey, dikişler son derece muntazam atılmış. Damar tam zamanında bağlanmasaydı iç kanamadan büyük kriz yaşayabilirdiniz. Bunu hangi profesör yaptı?"

Karan cevap vermedi. Dumanı tüten sigarasından derin bir nefes çekti. Zihninde sadece o kız vardı. Büyük gözlüklerinin arkasındaki elsa mavisi gözler, korkudan titremesine rağmen elindeki neşteri tutarken sergilediği o mucizevi kararlılık... Ve en önemlisi, avucunun içine bıkmadan sunulan serveti elinin tersiyle itmesi.

"Zafer," dedi Karan, doktor salondan çıktıktan sonra.

"Buyurun efendim," diyerek öne çıktı sadık yardımcısı.

"O hastanedeki nöbetçi doktor. Doğa Yılmaz. Hakkında her şeyi öğren. Ailesi, geçmişi, borçları, ne yer, ne içer, nereden yürür... Akşama kadar masamda olacak."

Zafer şaşkınlığını gizlemeye çalışarak başını eğdi. "Hemen ilgileniyorum efendim."

Karan sigarasını tablaya bastırıp söndürürken içindeki o karanlık, yıllar sonra ilk kez meraktan beslenen bir kıvılcımla tutuşmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.