İçeriğe geç

Yasak Miras

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Yasak Miras

Bölüm 6

Bölüm 6

"Ben mi?"

Sesim, kendi kulaklarımda bile inanamayışın ve saf dehşetin zayıf bir fısıltısı olarak yankılandı. Gözlerim, babamın o tanıdık, keskin el yazısıyla karalanmış o tek, lanetli satıra kilitlenip kalmıştı: "Ölüm emrini veren: AE."

Adımın ve soyadımın baş harfleri... Ekranda parlayan o iki harf, boğazıma dolanan dikenli bir tel gibiydi. Nefes alamıyordum; sanki odadaki tüm oksijen bir anda çekilmişti.

Kuzey, omuzlarıma çöken bu devasa yıkımı anında hissetmiş gibi bana doğru bir adım attı. "Azra, nefes al. İyi misin?" diye sordu, o çelik gibi sesinde ilk defa böylesine çıplak bir endişe vardı.

Sanki bir transa girmiştim, etrafımdaki sesler boğuklaşmıştı. "Ben... Ben kendi babamın ölüm emrini mi verdim?" diye yineledim. Sorusu havada asılı kaldı, zehirli bir gaz gibi odaya yayıldı.

İçimde yıllardır sağlam tutmaya çalıştığım o camdan kuleler tuzla buz oluyordu. Yıllarca babamın o kanlı, karanlık işlerinden kurtulmak, ellerimi temiz tutmak için çabalamıştım. Ama şimdi kader, o iğrenç cilvesiyle bana gülüyordu; ondan kaçarken, onun sonunu hazırlayan o acımasız cellada mı dönüşmüştüm?

"Saçmalama," dedi Kuzey, ses tonu aniden sertleşerek beni o karanlık girdaptan çekip çıkardı. "Buna inanmanı beklemiyorum. Babanın zekasını biliyorsun, bu kesinlikle onun hastalıklı oyunlarından biri olmalı."

"Oyun mu?" Sesim histerik bir şekilde titriyordu. "Kendi kızını cinayetle suçlamak nasıl bir oyun olabilir Kuzey? Beni cezalandırmak mı istiyor? Beni bu cehenneme hapsetmek mi?"

Gözlerim cayır cayır yanıyor, yaşlar hücum ediyordu ama ağlamamak için çenemi sıktım. Ağlayamazdım. Şimdi, bu adamın karşısında parçalanamazdım.

Kuzey aramızdaki mesafeyi tamamen kapatıp, büyük ve sıcak ellerini titreyen omuzlarıma yerleştirdi. "Azra, kendine gel," dedi, gözleri ruhumu delip geçercesine kararlıydı. "Babanın nasıl bir adam olduğunu ikimiz de biliyoruz. Seni o dünyadan korumak için her şeyi yapardı. Belki de seni asıl tehlikeden, başka bir hedeften uzak tutmak için planladığı sahte bir izdir bu."

Başımı kaldırıp Kuzey'in o zifiri karanlık gözlerinin içine baktım. O dipsiz kuyularda, kendi şaşkınlığıma ve acıma ayna tutan bir şeyler vardı. Ona inanmak, bu yükten kurtulmak istiyordum. Buna delicesine ihtiyacım vardı. "Ama neden?" diye fısıldadım çaresizce. "Neden ismimi o dosyaya koysun ki?"

"Bilemiyorum," dedi Kuzey, başparmağıyla usulca yanağımı okşayarak. Dokunuşu tenimde ateşten bir iz bırakıyordu. "Ama öğreneceğiz. Birlikte, bu yalanların ardındaki gerçeği kazıyıp çıkaracağız. Sana söz veriyorum."

Onun o sıcak dokunuşu ve sarsılmaz varlığı, içine düştüğüm bu boğucu dehlizde bir anlık oksijen gibi gelmişti. Ama kalbimin en karanlık köşesinde o zehirli şüphe filizlenmişti bir kere: Ya babam beni korumaya çalışmıyorsa? Ya gerçekten içimdeki o karanlık, farkında olmadan onun ölüm emrini verecek kadar büyümüşse?

"Buradan gitmeliyiz," dedim aniden, ondan bir adım uzaklaşarak. "Bu duvarlar üzerime geliyor. Burada daha fazla nefes alamıyorum."

Kuzey itiraz etmedi. "Haklısın. Gidelim." Elini korumacı bir tavırla belime yerleştirdi ve beni o lanetli ofisten dışarı yönlendirdi.

Dışarı çıktığımızda, Ankara'nın o dondurucu gece ayazı yüzüme çarptı. Şehir neon ışıklarıyla parıldıyor, insanlar hiçbir şeyden habersiz hayatlarına devam ediyordu. Ama benim içimde bir şeyler sonsuza dek parçalanmış ve değişmişti.

Arabaya bindiğimizde aramızda ağır, kurşun gibi bir sessizlik hakimdi. Başımı soğuk cama yaslayıp akıp giden sokak lambalarını izlerken, zihnim paramparçaydı. Kuzey ise beni kendi halime bırakmanın en doğrusu olduğunu bilerek sessizce direksiyon sallıyordu.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum, sessizliği bozarak.

"Benim evime," dedi Kuzey, gözlerini yoldan ayırmadan. "Bu gece yalnız kalmana asla izin vermem."

İtiraz etmedim. Savaşacak gücüm kalmamıştı. Kafam allak bullaktı ve itiraf etmeliyim ki, Kuzey'in yakınında olmak bana hastalıklı bir güven veriyordu.

Kuzey'in malikanesine vardığımızda, o ihtişam ve modernlik beni daha da boğdu. Bu lüks, onun benim dünyamdan ne kadar farklı olduğunu yüzüme vuruyordu. O, gücü kendi elleriyle inşa etmiş bir adamdı. Ben ise o gücün altında ezilen, lanetli bir mafya kızıydım. Dünyalarımız aslında hiç kesişmemeliydi.

Beni doğrudan loş ışıklı salona yönlendirdi, kristal bir bardağa doldurduğu kehribar rengi viskiyi elime tutuşturdu. "İç şunu. Sinirlerini yatıştırır," dedi, dudaklarında ince, destekleyici bir tebessümle.

Alkol boğazımı yakarak mideme indiğinde, zihnimdeki o uğultuyu bir nebze olsun susturdu. Kuzey hemen yanıma, deri koltuğa oturdu. Arasındaki o çekici mesafe yine kapanmıştı.

"Anlatmak, içini dökmek ister misin?" diye sordu, sesi kadife gibi yumuşaktı.

Başımı iki yana salladım. "Bilmiyorum. Nereden başlayacağımı, ne hissedeceğimi bilmiyorum. Her şey koca bir saçmalıktan ibaret gibi."

"Bana güvenebilirsin, Azra," dedi, gözlerini gözlerime kilitleyerek. "Unutma, ben senin yanındayım."

Gözlerindeki o şefkat ve saf anlayış beni eziyordu. Ona inanmayı her şeyden çok istiyordum. Ama geçmişin kanlı gölgeleri peşimizi bırakmıyordu.

Bardağı masaya bırakıp ona doğru döndüm. "Kuzey," dedim, sesimdeki titreşime engel olamayarak. "Babama gerçekte ne oldu? O... gerçekten öldü mü?"

Kuzey'in çenesi kasıldı, bir anlığına duraksadı. "Evet," dedi nihayetinde, kelime dudaklarından zorla dökülüyordu. "Öldü."

"Ama nasıl?" diye üsteledim, içimdeki acı öfkeye dönüşüyordu. "Onu kim öldürdü?"

Kuzey derin, ağır bir nefes aldı. Gözlerindeki şefkat yerini tehlikeli bir karanlığa bıraktı. "Bu sorunun cevabını gerçekten duymak istediğine emin misin?"

Kararlılıkla başımı salladım. "Evet. Tüm yalanları, tüm gerçekleri bilmek istiyorum."

Kuzey uzanıp buz gibi olan ellerimi kendi sıcak avuçlarının arasına aldı. "Azra," dedi, sesi bir sırrı paylaşır gibi ciddi ve ağırdı. "Babanı... ben öldürmedim."

Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?"

"Ben öldürmedim," diye yineledi, gözleri yalan söylemediğini kanıtlamak istercesine açıktı. "Aksine, o kurşunların önüne geçip onu kurtarmaya çalıştım."

Duyduklarım karşısında beynim uyuştu. Kuzey bana yalan mı söylüyordu? Yoksa bu, babamın hazırladığı o ölümcül labirentin başka bir oyunu muydu? "Ne demek istiyorsun? Neden onu kurtarmaya çalışasın ki? O senin rakibindi!"

Kuzey başını yavaşça eğdi, ellerimi daha sıkı kavradı. Omuzları görünmez bir yükün altında ezilmiş gibiydi. Başını tekrar kaldırdığında, gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar çıplak bir yara vardı.

"Azra," diye fısıldadı. "Senin baban... benim de babamdı."

Bölüm sonu

1 yorum