İçeriğe geç

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 2

DÜKKANDA BİR BULUŞMA

Elim kapının kolunu bulduğunda yerimde durmakta zorlanıyordum. Heyecan yavaş olmama engel oluyordu. Çan bu sefer benim açtığım kapı ile tıngırdarken ayaklarım dükkânın mermer zeminine değdi. Gözlerim onu ararken ayaklarım onun geçmiş olduğu mermeri adımlıyordu.

Çok geçmeden kıvırcık saçlı kızı gördüm. Kızıl saçları nerde olursa olsun onu ele veriyordu. Karşısındaki koltuğu otururken çantasını da kucağına fırlatıyormuşum gibi yaptım. Tabi ki önce onu sorgulamadan çantasını ona vermeyeceğimi biliyordu ama yine de elleri çantasını almak için öne uzanmıştı bile.

Onun karşısındaki koltuğa oturduğumda çantasını kucağımda tutmak gibi bir hataya düşmedim. ''Ah! Yine mi aynı oyunlar?'' diye sızlandı kıvırcık. Bu sözü duymazdan gelip ''Yine kimin neyini çaldın?'' diye sordum ona. Bu sefer başını nasıl bir belaya soktuğunu merak ediyordum. ''Hiçbir şey.'' demiş olmasına rağmen ona inanmıyordum. Nasıl olsa birazdan açılır diye ''Eee, o zaman peşine takılan çeteyi nasıl açıklayacaksın?'' dedim. ''Ben değil, onlar benim eşyalarımı çalmaya çalıştı.'' dedi. Eh, sonuçta bu imkânsız bir şey değildi. Böyle bir yerde her tür suç kol gezerdi.

''Ne çalmaya çalıştılar?'' diye sordum cevabını biliyor olmama rağmen. Kıvırcık kulağıma eğilip ''Kıymetlileri tabi ki.'' dedi. Ardından da yine kısık bir sesle ''Bu konunun bu ortamda tartışılabilecek bir konu olduğunu hiç sanmıyorum. Ayrıca çantamı geri ver.'' diye ekledi. Onu ''Hayır.'' diye yanıtlayıp çantanın diğer kolunu da omuzuma atıp yerimden kalktım.

''Hadi ama! Çocuk gibi davranmayı kes.'' diye söylendi kıvırcık. ''Zaten bir çocuğum.'' dedim ona inanamadığımı belli eden bir ses tonuyla. ''Bu ayın yirmi sekizinde on sekiz olacaksın.'' diye söylendi bu sefer. ''Olsun, o zamana kadar hâlâ çocuğum.'' diye onu yanıtladıktan sonra yerimde hafifçe ayağımı titretmeye başladım. ''Burada 16 yaşındaki her bir insan yetişkin olarak kabul edilir.'' dedi.

Kıvırcıkta çareler tükenmezdi. Her zaman yeni bir seçeneği olurdu. Onu bir şeye ikna etmek ise... Bir file bale yapmayı öğretmek bile ona, ona ters düşen bir şeyi kabul ettirmeye çalışmaktan daha kolaydı. ''Ama eskiden öyle değilmiş. Eskiden insanlar 18 yaşına kadar çocuk sayılırmış.'' dedim. ''Şu anda geçmişte yaşamıyoruz ama sen istersen zaman makinesiyle falan geçmişe gidip orada yaşayabilirsin. Geri dönebilirsen de bize neler olduğunu anlatırsın.'' dedi ve yavaş yavaş kapıya doğru ilerlemeye başladı. Artık çantası umurunda bile değildi. Benimle didişmek hoşuna gidiyordu ve çantasını ona eninde sonunda vereceğimi biliyordu.

Ben de onu yavaş adımlarla takip ederken ''Geçmişe gidip değiştirmek istediğim çok şey var.'' dedim. Kıvırcık bana buruk bir gülümsemeyle baktıktan sonra yürümeye devam etti. Hiçbir tesellinin yaramı saramayacağını biliyordu. Beni teselli etmeye çalışarak ya da insanların sevgiden söylediklerini sandıkları ''Ay, sen tek mi yaşıyorsun? Ne acıklı...'' ya da ''Ah, kuzum! Şuna baksana yetim büyümüş...'' gibi sözler söylemedi. Kimse bu sözlerin insana daha çok acı verdiğini bilmezken o biliyordu çünkü o benim dostumdu. Başkasının değil. Ama öyle bile olsa onun gibi biriyle dost olan herkes çok şanslıydı. Pekala ara sıra başını belaya sokabilirdi ama o da herkes gibi hata yapabilen bir insandı mükemmel ve kusursuz bir robot değildi. Şahsen öyle bir robotu sevebileceğimi düşünmüyordum. Ama insanlar seviyordu işte. Bazıları... Ama o tür robotları sevebilen ve her şeyin kusursuz olmasını isteyen insanları hiç anlamıyordum. İnsan kendisine benzemeyen bir şeyi yani metalden yapılma makineleri ve kodlardan oluşan bir zihni nasıl sevebilirdi hiç anlamıyordum. Ve ne anlamak ne de öyle bir şeyi sevmek istiyordum. Onlarda olduğu gibi beynimin yıkanmasını, bildiğim doğruları unutmayı, kendim olmaktan vazgeçmeyi, her şeyi kusursuz yapmayı bekleyip yapamazsam kendimi azarlamayı istemiyordum.

Bir süre sessizlik ortama hâkim olduktan sonra dayanamayıp sessizliği bozan ben oldum ''Diğerleri nerde? Neden gelmediler?'' diye sordum. ''Buraya sadece seni çağırmıştım da...'' diye başlayan cümlesini ''Neeeeeee? E bana niye bunu söylemedin? Benim niye haberim yok bundan?'' diyerek böldüm sokağın ortasında durup bağırarak.

Tüm başlar bize dönerken kıvırcık insanlara ''sorun yok, her şey yolunda'' diyen bir gülüşle baktıktan sonra benim kulağıma eğilip sırıtırken aynı zamanda da dişlerinin arasından ''Sakin ol. Böyle bir tepki vereceğini tahmin etseydim bunu sana söylemezdim.'' deyip kolunu omzuma attı. Ben de aynı ses ve tonla ''Ben de herkse dükkâna neden zamanında gelmeyip beni beklettiklerini sorardım ve böylece foyan ortaya çıkardı. Ayrıca grup yani grubumuz neden sadece benimle buluşmak istediğini merak ederdi. Ve sen de uzun bir açıklama yapmak zorunda kalırdın. Aynı zamanda benim sana olan güvenim de sarsılırdı.'' dedim sırıtmaya çalışarak. Ancak yaptığım daha doğrusu yapabildiğim tek şey insanlara dişlerimi gösterip onlara sinirli bakışlar atmak oldu.

Evet, şu anda kesinlikle dost canlısı birinden çok tehlikeli birine benziyordum ama yalandan gülmek yerine insanlara rahatlatmasını umduğum bir gülüşle bakıyordum. Sonuçta yüzümdeki duygular tamamen bana aitti. Evet kıvırcık bana bunu söylemediği için sinirliydim ama kıvırcığın bana bunu söylemediği için pişman olacağını bildiğim için de mutluydum.

Kıvırcık kulağıma eğilip ''Şöyle yapmayı kes. Birini bıçaklayacakmışsın gibi görünüyorsun. Yüzüne dahi sakin bir ifade kondur lütfen.'' demesine rağmen gözlerimi pörtletip insanlara sanki elimde bir bıçak varmış gibi bakmaya başladım. Hatta daha da ileriye gidip onlara doğru birkaç adım bile attım. Dişlerimi ise hâlâ sergilemeye devam ediyordum.

Kıvırcık ''Bunu yapmasan olmazdı değil mi?'' diye mırıldanıp beni omuzlarımdan tuttuğu gibi bir kafenin içine sürükledi. Boş bir masanın sandalyelerinden birine oturduktan sonra bana da oturmamı söylemesini beklemeden bir sandalyenin üstüne kendimi tam anlamıyla attım. Yüzüme samimi bir gülümseme ve parlak bir parıltıyı da gözlerime eklemeyi unutmamıştım.

''Bunu orada da yapsaydın ölür müydün sanki?'' diye mırıldandı kıvırcık. Onu ''Evet.'' diye yanıtlamamam beni tanıdığı için onu şaşırtmadı.

Masanın üstünde durmakta olan bir menüyü eline alıp ''Hadi şimdi biraz çay kahve içip sakinleşelim.'' dedi. Yanımda para getirmediğim için teklifini anında reddettim. Kafasını menüden kaldırmadan ''Benden.'' dedi. ''Ayrıca sana içecek misin diye sormadım. İçelim dedim. Yani sen istemesen bile o kahve bu masaya gelecek.'' dedikten sonra yanımıza garson olduğunu düşündüğüm şık giyinimli bir robot yaklaşıp ''Hanımlar rahatınızı bozduğum için üzgünüm ama bu masa rezervasyonlu ve sizin rezervasyonunuz yokmuş gibi görünüyor. Lütfen diğer masaların da düzenlerini bozmadan buradan çıkıp gidin.'' dedi. Ben tam kavga için hazırlanırken kıvırcık telefonunu çıkarıp robota bir şey gösterdi. Robot ''Ahh, sizi tanıyamadığım için çok üzgünüm. Ne almak isterdiniz acaba?'' diye nazik bir sesle sordu bize. Ben daha ağzımı açamadan kıvırcık ''Bir adet puf tüy. Hatta yok üç tane. Eeeee... Bir bardak salep. Bir değil iki bardak kahve. Hmmmm... Başka ne söyleyebilirim? Buldum! Kırmızı çikolatalı kateofhu var mıydı acaba?'' diye sordu robota bakarak. Robot da onu ''Tabi ki var. İsterseniz hemen getirebilirim.'' şeklinde yanıtladı. Kıvırcık ''İyi o zaman. Dört tabak da ondan'' dedi.

Robot siparişleri getirmeye giderken ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. ''Robota ne gösterdin sen?'' diye sorarak başlamaya karar verdim. ''Sence?'' diye sordu kıvırcık saflığımla alay eden bir ses tonuyla. ''Tabi ki rezervasyonumuzu gösterdim.'' dedi. ''Demek bu yüzden benim hemen dükkâna gelmemi istedin.'' dedim parçaları birleştirmeye çalışırken. ''Evetttt, günaydın canım.'' dedi kıvırcık. ''Peki niye kıtlıktan çıkmış gibi bu kadar çok şey sipariş ettin?'' diye sordum bu sefer. ''Bu çok mu sence?'' diye sordu. ''Babamın dükkanında kimlerin neleri sipariş ettiğini gördün. Bizimki onlarınkinin yanında devede kulak kalır.'' dedi. ''Peki niye babanın dükkanında yemiyoruz bunları?'' diye sordum. ''Tatlım...'' dedi kıvırcık samimi bir tonda. ''Burası babamın yeni açılan dükkânı.'' diyerek de cümlesini tamamladı. ''Yani yediklerimiz bedavaya gelecek.'' diyerek onun söylemediği ya da söyleyemediği cümleyi ben söyledim. ''Eveeeeeet...'' dedi kıvırcık mutlu bir ses tonuyla. Ardından da ellerini çırparak ''Bu masayı bizim gruba özel ayarlattım. Acıktığında gel otur bu masaya, yemeğini ye, para ödemeden git.'' dedi. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi ''Ha bu arada telefonunu getir de benim telefondaki rezervasyonlu olduğumuzu belli eden görseli seninkine de yükleyeyim. Bazı robotlar gördüğün üzere çok kaba da. O kadar dedim babama robot almayalım diye dinlemedi. Neymiş efendim robotlar daha güvenliymiş. Herhalde babam son zamanlarda bilmem nerede çıkmış olan bilmem ne marka robotlar tarafından bilmem ne hakkında çıkan isyanı duymadı. Aman zaten duymasın. Hele bir duysun şu koca gezegende robot bırakmaz.'' dedi telefonunu çoktan karıştırmaya başlamışken.

Söz ettiği uygulamayı veya resmi ya da artık her neyse onu bulmuş olacak ki çocuksu bir sesle ''Bak buldum işte.'' dedi. Ne zaman cebimden çıkarttığımı hatırlamadığım telefonumu elimden alıp kendi telefonuna değdirdi ve birden kendi telefonunun ekranını kaplayan resim birden her ikimizin telefonunun ekranını da kaplamaya başladı. Ah şu teknoloji! Ah şu hem yararlı hem zararlı teknoloji!

Kıvırcık sanki bir oyunu kazanmış gibi bir ses çıkartıp telefonumu bana uzattıktan sonra ''Çantamı ne zaman geri vermeyi düşünüyorsun?'' diyerek bana unutmuş olduğum çantayı tekrar hatırlattı. Çantayı omuzlarımdan çıkartıp kıvırcığın kucağına koydum.

Kıvırcık teşekkür bile edemeden garson robot elinde siparişlerimizle beraber çıkageldi. Tek tek tabakları ve bardakları masaya koyarken onu hayretler içerisinde izledim. Ya da daha doğrusu öfkeyle. Robotların bu gezegende sanki onlar da birer canlıymış gibi yürümesinden nefret ediyordum. Her tür robottan nefret ediyordum. Hepsinden.

Robot siparişlerimizin hepsini masamıza dizdikten sonra hızlı bir şekilde başka bir masaya ilerledi. Herhalde başka bir müşterinin siparişini alacaktı.

Robotun ilerlediği masaya bakınca yine insana benzer bir robot ve yanındaki robot köpeğini gördüm. Robot eğilmiş robotunu seviyordu. Gerçekten gülünç bir sahneydi. Yani benim için.

Garson robot müşteri robotun yanına gittiğinde müşteri robot robotunu sevmeyi bıraktı. Kim bilir ne yiyecekti? Plastik falandır dedim içimden ve yine kendi şakama kendim güldüm. Ama içimden. Yüzümdeyse şeytani bir gülümseme vardı.

Kıvırcık kırmızı çikolatalı kateofhusunu ağzına tıkarken bana ''Sen de yesene.'' dedi ağzı tıka basa doluyken. Ah bu kıvırcık ve yemek zevkleri yok muydu?

Çoktan yarıya indirmiş olduğu kahvesinin üstüne kahvemin bir kısmını döktükten sonra salep bardağını alıp kahvemin üstüne döktüm. Daha sonra elime bir tane kırmızı çikolatalı kateofhu aldım ve salepli kahveme batırıp afiyetle yedim. Tadı çok güzeldi. Benim de yemek zevkim böyleydi işte. Çoğu insana göre iğrenç olan ama benim için vazgeçilmez olan zevklerim...

Bölüm sonu

6 yorum