Gece, karargâhın üzerine ağır ağır çökmüştü. Koridorlardaki ışıklar hâlâ yanıyordu ama herkesin odasına çekildiği bu saatte binanın içinde tuhaf bir sessizlik vardı.
Yüzbaşı Emir Karaca ise hâlâ masasının başındaydı.
Önündeki dosyaya bakıyor gibi görünse de aklı bambaşka bir yerdeydi. Parmaklarının arasında tuttuğu eski fotoğrafta, yıllar önce çekilmiş iki genç yüz vardı. Biri kendisiydi, diğeri ise hayatında bir zamanlar her şeyden daha önemli olan Selin Aksoy.
Fotoğrafın arkasında kendi el yazısıyla yazılmış kısa bir cümle vardı:
“Bazen en güzel anılar, gelecekte en çok canımızı yakacak şeylere dönüşür.”
Emir gözlerini kapattı.
O günleri hatırlamak istemiyordu. Çünkü hatırladığı her şeyin ardından aynı soru geliyordu:
Ya o gün gitmeseydim?
Belki Selin şimdi karşısında bir yabancı gibi durmazdı. Belki gözlerinde kendisine karşı taşıdığı o kırgınlık olmazdı. Belki de yıllar önce yarım kalan o veda, ikisinin de hayatında kapanmayan bir yaraya dönüşmezdi.
Kapı çalındı.
Emir fotoğrafı hızla dosyanın arasına koydu.
“Gir.”
“Biliyor musunuz, insan bir süre sonra beklemekten vazgeçiyor. Ama bu, canının acımadığı anlamına gelmiyor.”
Emir'in boğazı düğümlendi.
“Senden özür dilerim.”
Selin kapıya yöneldi.
“Bazı özürler, kaybedilen yılları geri getirmiyor, komutanım.”
Kapı kapandığında Emir olduğu yerde kaldı.
İlk kez, Selin'i kaybetmenin yalnızca geçmişte yaşanmış bir şey olmadığını anladı.
Bazen birini kaybetmek, onu her gün yeniden karşında görmekti.
Kayıp istihbarat personelinin dosyaları yeniden inceleniyordu. İlk bakışta sıradan görünen olayın arkasında, yıllar öncesine uzanan daha büyük bir mesele olabileceği düşünülüyordu.
Emir, Selin ve ekipteki diğer personel toplantı odasında toplandı.
Binbaşı Kaan Demir'in hazırladığı eski raporlar masanın üzerine yayıldı. Emir sayfaları tek tek incelerken bir ayrıntı dikkatini çekti.
“Bu raporun tarihi yanlış.”
Selin yanına yaklaştı.
“Neresi, komutanım?”
Emir sayfayı gösterdi.
"Burada iletişim kayıtlarının beş yıl önceki olaydan sonra düzenlendiği yazıyor. Ancak eklerdeki tarihler birbirini tutmuyor.”
Selin diğer dosyaları açtı.
“Bir dakika… Şu kayıtlara da bakın.”
İki dosyayı yan yana koydu.
“Aynı gün, aynı saat aralığında iki farklı yerde olduğumuzu gösteren kayıtlar var. Bu mümkün değil.”
Emir'in bakışları sertleşti.
“Yani biri kayıtlarla oynamış.”
"Ya da birilerinin o gece nerede olduğunu gizlemeye çalışmış.”
İkisi de sustu.
Beş yıl önce yaşananlar artık yalnızca kişisel bir mesele olmaktan çıkmıştı. Birileri geçmişteki olayları değiştirmiş, bazı bilgileri saklamış ve belki de bugün yaşananların temelini atmıştı.
Emir dosyanın son sayfasını çevirdi.
Sayfa numaraları arasında bir boşluk vardı.
“Burada bir sayfa eksik.”
Selin dosyayı eline aldı.
“Belki arşivde kalmıştır.”
"Belki de özellikle alınmıştır.”
Emir'in telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
“Geçmişi araştırırken yalnızca kaybettiklerinizi aramayın, komutan. Size unutturulanları da bulun.”
Emir mesajı Selin'e gösterdi.
Selin'in yüzü ciddileşti.
“Biri bizi izliyor.”
“Bizi izlemekle kalmıyor. Ne bulacağımızı da biliyor.”
Selin gözlerini dosyaya çevirdi.
"Peki neden şimdi ortaya çıktı?”
Emir cevap vermedi.
Çünkü aynı soruyu kendisi de soruyordu.
Ve aklındaki tek isim, Binbaşı Kaan Demir'di.
Öğleye doğru Emir, Kaan'ı birkaç kez aradı. Telefon cevaplanmadı.
Bu durum onu daha da şüphelendirdi.
Kaan, yıllardır tanıdığı bir askerdi. Zor zamanlarda güvenebileceği insanlardan biri olmuştu. Fakat son günlerde söyledikleri, Emir'in kafasını karıştırıyordu.
“Önce Selin'in sana anlattıklarını değil, senden sakladıklarını düşün.”
Bu cümle zihninde dönüp duruyordu.
Selin'in de bir şeyler sakladığını hissediyordu. Ancak onu sorguya çeker gibi karşısına almak istemiyordu.
Akşamüstü Selin'i arşiv odasında buldu.
Selin, eski evrakları inceliyordu. Emir içeri girdiğinde elindeki kâğıdı kapatmaya çalıştı ama Emir bunu fark etti.
“O ne?”
“Bir not.”
“Kimden?”
Selin birkaç saniye sustu.
“Kaan'dan.”
Emir'in yüzü gerildi.
"Demek Kaan'la konuşuyorsun.”
Selin başını kaldırdı.
“Evet. Birkaç gündür.”
“Neden bana söylemedin?”
“Çünkü ne olduğunu ben de bilmiyordum.”
“Selin, aynı olayın içindeyiz. Birbirimizden bilgi saklayarak ilerleyemeyiz.”
Selin elindeki kâğıdı masaya bıraktı.
“Bunu bana sen mi söylüyorsun?”
Emir sustu.
Selin devam etti:
"Kaan bana geçmişte yaşananların göründüğü gibi olmadığını söyledi. Bazı şeylerin değiştirilmiş olabileceğini söyledi. Ben de gerçeği öğrenmek istedim.”
“Peki sana başka ne söyledi?”
Selin gözlerini kaçırdı.
“Bunu henüz anlatamam.”
Emir derin bir nefes aldı.
“Bana güvenmiyorsun.”
“Güvenmek istiyorum, Emir. Ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.”
Bu cevap, Emir'in verebileceği bütün karşılıklardan daha fazla canını yaktı.
Selin dosyalarını topladı.
"Ben de gerçeği arıyorum. Ama gerçeğin içinde ne olduğunu bilmiyorum. Belki sen haklısın, belki Kaan haklı. Belki de ikiniz de bana anlatmadığınız şeyler yüzünden yanılıyorsunuz.”
Kapıya doğru yürüdü.
Emir arkasından seslendi:
“Selin.”
Genç kadın durdu ama dönmedi.
“Bir gün her şeyi öğrendiğinde benden nefret etmeni istemiyorum.”
Selin yavaşça arkasını döndü.
“Benden bunu isteme. Çünkü bir insanın senden nefret etmesi için önce sana inanmış olması gerekir.”
Ve odadan çıktı.
Emir, kapının kapanışını dinlerken ilk defa geçmişteki hatalarının bugünü de elinden alabileceğini düşündü.
O akşam hava aniden bozdu.
Karargâhın bahçesinde yağmur başlamış, soğuk rüzgâr ağaçların dallarını savurmaya koyulmuştu.
Selin, binanın çıkışında durup yağmuru izliyordu. Eve gitmek istiyordu ama zihni bir türlü susmuyordu.
Arkasından gelen ayak seslerini duydu.
Emir'di.
Elinde iki bardak kahve vardı. Birini Selin'e uzattı.
“Şeker koymadım. Eskiden böyle içerdin.”
Selin bardağı aldı.
"Bazı şeyleri hatırlıyorsun demek.”
“Unutamadığım çok şey var.”
Selin yağmura döndü.
“Keşke sadece güzel şeyleri hatırlayabilseydik.”
Emir onun yanında durdu. Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda Emir sessizliği bozdu.
“Biliyor musun, o gün giderken sana söylemek istediğim çok şey vardı.”
Selin'in parmakları bardağın etrafında sıkılaştı.
“Ama söylemedin.”
“Evet.”
“Neden?”
Emir yağmurun altında uzanan boş yola baktı.
“Çünkü sana bir şey olmasından korkuyordum. Bazı şeyleri bilmenin seni tehlikeye atacağını düşündüm.”
Selin başını ona çevirdi.
“Beni korumak için benden uzaklaştığını mı söylüyorsun?”
“Evet. Ama bunun doğru bir karar olduğunu söylemiyorum.”
Selin'in gözleri doldu, fakat sesini sakin tutmaya çalıştı.
"Ben senden kahraman olmanı istemedim, Emir. Ben sadece yanımda olmanı istedim.”
Emir başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun. Çünkü bilseydin beni böyle bırakmazdın.”
Bu sözlerin ardından uzun bir sessizlik oldu.
Emir, Selin'e dönerek konuştu:
“Geçmişi değiştiremem. Sana kaybettiğimiz yılları geri veremem. Ama bundan sonra sana yalan söylememek için elimden geleni yapabilirim.”
Selin acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Ben artık sözlere inanamıyorum.”
“Öyleyse söz vermeyeceğim.”
Selin ona baktı.
Emir devam etti:
“Bana inanmanı istemeyeceğim. Sadece yaptıklarımla göstereceğim.”
Selin'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Yağmurun yüzüne değmesiyle o damla hemen kayboldu.
“Beni bir daha yarım bırakma, Emir.”
Emir'in içinden ona her şeyin düzeleceğini söylemek geçti.
Ama bu kez kolay bir söz vermedi.
Yalnızca, “Elimden geleni yapacağım,” diyebildi.
Selin başını çevirdi.
Çünkü bazen insan, yıllardır duymayı beklediği sözleri bile işittiğinde rahatlayamıyordu.
Özellikle de kalbi hâlâ aynı kişiyi beklerken aklı ona güvenmemesi gerektiğini söylüyorsa…
Gece yarısına doğru Emir yeniden çalışma odasına döndü.
Selin'in gösterdiği kayıtları bilgisayarda karşılaştırdı. Eski iletişim raporlarını açtı ve olayın yaşandığı geceye ait kayıtları inceledi.
Bir ayrıntı dikkatini çekti.
Emir'in göreve çıktığı gece, Selin'le arasındaki iletişim kanalı kapatılmıştı.
Üstelik bu işlem, Emir'in görev emrini almasından hemen önce yapılmıştı.
Emir ekrana biraz daha yaklaştı.
“Bu nasıl mümkün olabilir?”
İşlemi yapan kişinin adı görünmüyordu. Yalnızca yetkili bir sistem üzerinden gerçekleştirildiğini gösteren kayıt vardı.
Telefonunu çıkarıp Selin'i aradı.
"Selin, hemen çalışma odama gelir misin?”
Birkaç dakika sonra Selin içeri girdi.
“Bir şey mi buldunuz?”
Emir ekranı ona çevirdi.
Selin kayıtları inceledikçe yüzündeki ifade değişti.
“Bu… O gece seninle konuşmaya çalıştığımda telefonun neden kapalıydı, şimdi anlıyorum.”
Emir ona döndü.
“Sen benimle konuşmaya mı çalıştın?”
Selin başını salladı.
“Gitmeden önce sana söylemek istediğim bir şey vardı. Seni aradım ama ulaşamadım. Sonra göreve çıktığını öğrendim.”
Emir'in kalbi hızlandı.
“Bana ne söyleyecektin?”
Selin cevap vermek için ağzını açtı, ancak telefonu titredi.
İkisi de ekrana baktı.
Mesaj Kaan'dandı.
“Eski dosyanın son sayfasını bulun. O geceye dair cevap orada. Ama Emir, Selin'i dinlemeden karar verme. Her şey göründüğü gibi değil.”
Emir hemen Kaan'ı aradı. Telefon yine açılmadı.
Selin'in yüzündeki endişe büyüyordu.
“Son sayfa nerede olabilir?”
Emir dosyayı açtı ve sayfaları yeniden kontrol etti.
"Arşivde olması gerekiyor.”
“Peki ya biri onu aldıysa?”
Emir cevap vermedi.
Çünkü bu ihtimal artık fazlasıyla gerçek görünüyordu.
İkisi birlikte arşive gittiler. Eski dosyaların tutulduğu bölümü kontrol ettiler. Raflar, klasörler ve kayıt defterleri tek tek incelendi.
Fakat aradıkları sayfa hiçbir yerde yoktu.
Emir elindeki dosyayı kapattı.
“Birisi bizden önce davranmış.”
Selin raflara bakarken alçak sesle konuştu:
“Belki de o sayfanın bulunmasını hiç istemiyorlar.”
Emir ona döndü.
“Selin, bana anlatmak istediğin şey neydi?”
Selin'in bakışları bir anlığına Emir'in gözlerinde kaldı.
“Bunu öğrendiğinde her şey değişebilir.”
“Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.”
Selin derin bir nefes aldı.
“Biliyorum. Ama senden istediğim tek şey, beni dinlemen. Ne duyarsan duy, hemen karar verme.”
Emir başını salladı.
“Seni dinleyeceğim.”
Selin konuşmak üzereydi ki koridordan bir ses geldi. İkisi de aynı anda kapıya döndü.
Kimse yoktu.
Yalnızca yerde bırakılmış küçük, beyaz bir zarf vardı.
Emir zarfı aldı ve açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Yıllar önce çekilmiş olan fotoğraflarından farklıydı bu. Fotoğrafta Emir, Selin ve Kaan aynı karedeydi. Üçü de gençti. Fotoğrafın arkasında ise siyah kalemle yazılmış bir cümle vardı:
“Birbirinize anlattıklarınızdan çok, birbirinizden sakladıklarınız sizi ayırdı.”
Emir'in yüzü sertleşti.
Selin fotoğrafı eline aldı. Bir süre baktıktan sonra fısıldadı:
“Kaan da bu işin içinde miydi?”
Emir fotoğrafı ondan aldı.
“Bilmiyorum.”
“Peki ya sen?”
Emir başını kaldırdı.
"Ne demek istiyorsun?”
Selin'in sesi titredi.
“Sen o gece gerçekten bana ulaşmaya mı çalıştın, Emir? Yoksa bana anlatmadığın başka bir şey mi var?”
Emir cevap vermek istedi ama kelimeler boğazına takıldı.
Çünkü bu sorunun cevabı, ikisinin de hayatını değiştirebilirdi.
Tam o sırada Emir'in telefonu yeniden titredi.
Bilinmeyen numaradan gelen mesaj kısaydı:
“Selin sana henüz her şeyi anlatmadı. Ama sen de ona anlatmadın. Gerçeği öğrenmek istiyorsanız, önce birbirinize söyleyemediklerinizle yüzleşin.”
Emir yavaşça başını kaldırdı.
Selin de mesajı okumuştu.
Birbirlerine baktılar.
Bu kez aralarında yalnızca geçmişin kırgınlıkları yoktu. İkisinin de bilmediği, ikisini birbirine bağlayan bir sır vardı.
Ve o sır, her geçen dakika biraz daha yaklaşıyordu.
Selin, fotoğrafı masaya bıraktı.
“Bence Kaan'ı bulmalıyız.”
Emir başını salladı.
“Önce dosyanın son sayfasını bulacağız. Sonra Kaan'la konuşacağız.”
“Ya o sayfada yazanlar hoşumuza gitmezse?”
Emir, Selin'e baktı.
“Gerçek, hoşumuza gitmese de gerçektir.”
Selin gözlerini yere indirdi.
“Bazen gerçeği öğrenmekten korkuyorum.”
Emir'in sesi yumuşadı.
"Ben de.”
İlk kez aynı şeyi hissediyorlardı. Fakat bu kez onları birbirine yaklaştıran şey geçmişteki güzel anılar değil, gelecekte karşılaşacakları gerçeğin korkusuydu.
Selin kapıya yöneldiğinde Emir'in sesiyle durdu.
“Selin.”
Genç kadın arkasını döndü.
“Efendim?”
Emir bir süre sustu. Söylemek istediği çok şey vardı ama hangisinden başlayacağını bilmiyordu.
Sonunda yalnızca şunu söyledi:
“Ne olursa olsun, bu kez seni dinleyeceğim.”
Selin'in gözleri doldu.
"Umarım geç kalmamışsındır, Emir.”
Kapı kapandı.
Emir odada yalnız kaldı. Masanın üzerindeki eski fotoğrafa baktı. Bir zamanlar yan yana duran üç insan şimdi birbirinden şüphe ediyordu.
Ve yıllar önce yarım kalan bir veda, yeniden karşılarına çıkmıştı.
Emir henüz bilmiyordu ama bazı gerçekler ortaya çıktığında insan yalnızca geçmişini değil, güvendiği herkesi de sorgulamak zorunda kalırdı.
Çünkü geçmiş, bazen insanın peşini bırakmazdı. Özellikle de yarım kalan bir veda varsa…