Hastane koridorlarının geceye karışan sessizliği, Efsun’un iç sesinden daha gürültülü değildi. Nöbet sonrası yorgunluk, göz kapaklarına ağırlık gibi çökmüşken, kalbindeki hafif çarpıntı onu ayakta tutuyordu. Kaan’la geçirdiği birkaç saat... bir akşamdan daha fazlasıydı.
Efsun, ertesi sabah kafasında binbir düşünceyle servise yürürken, telefonuna gelen bir mesajla irkildi.
Kaan: “Bugün öğle arasında biraz yürüyelim mi? Havanın tadını çıkarmak iyi gelir.”
Efsun’un parmakları, yanıt vermek üzere ekrana dokundu. Ama o an, sadece birkaç kelime yazmak yetersizdi. Hissettiklerini yazmak mümkün değildi, çünkü içindekiler tarif değil, yaşanış istiyordu.
“Olur.” yazdı sonunda. Ve göndermek, hiç bu kadar yük hissettirmemişti.
Öğle arasında hastanenin küçük bahçesinde buluştular. Kaan, gri montunun cebine ellerini sokmuş, uzaktan Efsun’a doğru yürüyordu. Gülümsediğinde, Efsun bir an durdu. Zamanı durdurmak istese o anı seçerdi belki de.
"Bugün iyi görünüyorsun," dedi Kaan, hafifçe başını eğerek.
Efsun, gözlerini kaçırarak gülümsedi. "İyi görünmek için uğraşmadım ama… teşekkür ederim."
Yürümeye başladılar. Yan yana, ama temas etmeden. Sessizdiler. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Tam tersi… Sanki her adımda birbirlerini biraz daha duyuyorlardı. Kelimelere gerek kalmadan.
Kaan, bir süre sonra başını hafifçe Efsun’a çevirdi. "Biliyor musun, bazen birini tanımak için yıllar gerekir… bazen de sadece birkaç sessizlik."
Efsun ona baktı. O cümle, içini titretmişti. Çünkü Kaan onu okuyordu. Yargılamadan, acele etmeden. Sadece oradaydı. Var oluşuyla, gözleriyle, duruşuyla.
"Bazen kelimeler yetmiyor," dedi Efsun, "özellikle kalbin söylediklerine."
Bir banka oturdular. Ağaçlardan dökülen birkaç sarı yaprak, baharın içinde gizlenmiş sonbahar gibi, duyguların da mevsimsizliğini hatırlatıyordu.
Kaan cebinden minik bir not kâğıdı çıkardı. Üzerine yalnızca bir şey yazmıştı.
Efsun aldı, baktı.
“Sen konuşmasan da duyarım.”
Gözleri doldu. Ama ağlamadı. Çünkü o an ağlamak, bu anı zayıflatırdı.
Onun yerine, sessizce kâğıdı katladı, cebine koydu ve başını Kaan’ın omzuna yasladı.
Ve böylece…
İki kalp, kelimelerin yetmediği bir yerde, birbirini buldu.