Telefonuma gelen bir mesajla çıkmıştım malikaneden. Bir konuma çağırmışlardı. Eğer gelmesem kardeşim Nefese zarar vereceklerini söylemişlerdi. O yüzden gizli gizli evden çıktım. Babama yakalanmamak zordu ama zaten o bu saatlerde uyurdu saat gece 1 di. Havada yağmur havası vardı ama üstüme bişey almamıştım. Kot pantolon ve üstümde siyah bir tşört vardı altımda ise botlar.
Ne olur olmaz diye yanıma silah almıştım. Sonuçta beni ne beklediğini bilmiyordum.
Konum ormanlık bir alandı ama eve yakındı. Bizler bir ormanın yanındaki alanda otururduk. Biz kimmiyiz? Alkanlar, Kılınçlar, Uysullar ve Barlaslar.
Mafya dünyası yöneten Mafya babaları.
Öyle diyince gözünüze korkunç bir şey geliyor biliyorum ama hiçte öyle değil. Mafya babalarının kaçak ve emrivaki işler yapması yasak. Diğer mafyalar yapabilir ama mafya babaları yani masanın sahipleri yapamaz. Masanın sahipleri diyorum çünkü masanın sahipi bir kişi değil tam dört kişi. Çünkü biri hata yaparsa diğerleri düzeni bozanın kafasını ezer.
Benim babam bir Mafya babası ve masanın sahiplerinden biri olmasına rağmen bize hiç kötü davranmazdı. Bana hep şey derdi iyi bir baba olmak, iyi bir iş insanı olmaktan zor. Ben sizin sayenizde zoru başardım şeker parem.
Hep onun gibi olmak istemişimdir. Onun gibi çocuklarıma arkadaş olmak istemişimdir. Annemi çok hatırlamıyorum çünkü küçük kardeşim Nefesi doğururken ölmüştü. Yani ben 10 yaşındayken. Oda çok iyi birisiydi. Bana Ankam derdi bana. Anka kuşları ateş saçan çok güzel bir kuş türüymüş. İnsanlar bu güzel kuşun ancak efsane olduğuna inanırlarmış. Çünkü efsane Ilıcak kadar güzelmiş. Gözlerimi annemden almışım derdi babam. Aynı onun gibi bakıyor onun gibi davranıyormusum. Annem çok başarılı bir iş insanıydı. Bilgisayar mühendisliğini birincilik ile bitirmiş ve babama hep destek olmuştu. Onu hatırladığıma göre çok alımlı ve güzeldi. Hep onun gibi güzel ve başarılı olmak istemiştim.
Konuma geldiğimde bir sessizlik vardı. Korkuyordum hiç korkmadım bu güne kadar. Ben İlhan Alkan'ın kızıydım. Korkmazdım.
Bir anda bir silah patladı. Ve bir çığlık.
Babamın sesini duymuştum, çığlık atmıştı ve "gelme git" diye bağırıyordu. Koşarak sesin geldiği yere gittim babam yerde yatıyordu göğüsünde ise bir kurşun. O an durdu dünya. O an bitti dünya sanki. Ölüm geldi ruhuma. Ruhum ölü ama bedenim sağ.
"Baba!!!" Diye feryat ettim koşarak diz çöktüm. "Baba kalk!, Baba gözlerimin içine bak lütfen" babam zorlayarak açtı kehribar rengi gözlerini "k-kızım" dedi zorluyarak
"Baba, babacığım lütfen dayan birşey olmucak sana ambulansı çağrıcam" diyerek telefonu alyordum ki "d-dur şekerparem ya-yaklaş" hiç yapmak istemezemse yaklaştım
"Kardeşine, nefesime iyi bak o-olurmu?" Dediğinde gözlerim doldu ve göz yaşlarım aktı yıllardır o anlamasın ve üzülmesin diye akmayan göz yaşlarım şimdi akıyordu.
"Baba lütfen yapma..." Diye yalvardım
"Neden sakladın şekerparem, benden niye sakladın?" Dediğinde direk neyden bahsediyini anladım çünkü ben ondan başka hiçbir şey saklamamistim
"Ben ondan-" dedi zorluyarak"ondan mı öğrenecektim şeker parem" ne oluyordu anlamadım etrafa baktım. Ağaçlarin arasından yolda giden eski bir araba gördüm bu onun Arabasıydı. Doğukan Barlas hayatımı maffeden Barlasların varisi Doğukan Barlas.
Ama bir sıkıntı vardı giden yol ormana bağlıydı ormandan malikânelere bağlıydı. Bir dakika o burda mıydı babamın söylediği sözler düştü aklıma 'ondan mı öğrenecektim şeker parem' nasıl yani babamın katili Doğukan mıydı?
Babama döndüğümde gözlerini çoktan yummuştu. Haykıra haykıra ağlamaya başladım. Belindeki silahı çıkarttıp iki el ateş ederek "DOĞUKAN" diye bağırdım. Bu intikamın göstergesiydi. Bunun bir intikamı olacaktı.
Ve bunun en acısını ben yaşatacaktım...
(Devamını istiyorsanız beğenin)